<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553</id><updated>2012-02-13T05:42:31.486-08:00</updated><title type='text'>Hilal's Notes</title><subtitle type='html'>Burası Ankara ama sizinle her yerde buluşabiliriz. Okuyun, buluşalım.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>217</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-7422469286041423275</id><published>2012-01-01T03:41:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T04:00:35.030-08:00</updated><title type='text'>Gitti 2011, geldi 2012..... Beni izlemeye devam edin.... !</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-4zCuZiPxD7c/TwBKQBOyCfI/AAAAAAAAAw8/IYiOVp_8wzE/s1600/hillllll.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-4zCuZiPxD7c/TwBKQBOyCfI/AAAAAAAAAw8/IYiOVp_8wzE/s320/hillllll.jpg" width="239" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm }  P { margin-bottom: 0.21cm } --&gt; &lt;/style&gt; &lt;br /&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm }  P { margin-bottom: 0.21cm } --&gt; &lt;/style&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Üstünden atlayıp, geçemem. Sıradandı, öylesineydi hiç diyemem. 2011'i kayıtlara geçirmem şart... 2011'le birlikte televizyonculuğa başladım ben. Ben bir televizyon yıldızı oldum n'aber.... !!! &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Şaka bir yana, televizyondan hep uzak durmuştum. Yazmak, çizmekti benim hayatım, mutluluk kaynağım, enerji depom. Hiloş bir de televizyonda olsan ne iyi olur diyenlere resmen burun kıvırırdım. Yazının, gazetenin büyülü havasında hiç dolaşmadıklarını düşünür, içten içe onlar adına üzülürdüm. Ben sözcüklerin prensesi, gazete haberlerinin büyücüsü, kaleminin üstadı bir gazeteciydim... Bu kadar da beğenirim kendimi işte ! Zaten beni çok yakından tanıyan bilir, siz de bilin. İnsan kendini beğenip, kendini sevmezse hiçkimseyi sevemez, hiçbir katkıda bulunamaz şu fani aleme.... &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Ama o da ne; 2010'un sonlarında 14 yıl çalıştığım gazetemle aramızdaki aşk; sorunlar yaşadı. Ayrılmak zorunda kaldık. Hep özleyeceğim bir aşktı geride kalan ama hep de yaşatacağım bir sevgi. Tra la laaaaa..... Merhaba HaberTürk-TV....&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Artık televizyondasın... Daha güzelsin, daha kıvraksın, zekisin. Koş Hiloş, koş... Nereyeeee? Yapmadığım hata kalmadı. En safiyene hatalar... Uykusuz geceler geçirdim, bu iş nasıl olacak diye yedim, bitirdim kendimi... Ama inanılır gibi değildi, yepyeni arkadaşlarım oldu. Benim gibi bir canavarı, habere gözü doymaz, hırslı, aç bir gazeteciyi bağırlarına bastılar. Sayelerinde, nefis bir yıl geçirdim. HaberTürk TV'ye şimdi gerçekten, kocaman ayrı bir teşekkür etmek istiyorum. Beni izlemeye devam edin, canlarım.... &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;Gerçek gazeteci, gerçeklere aitti. Gerçeklerden beslenirdi. Onun besin kaynağı; sormakla, sorgulamakla ortaya çıkardı. Gazetecilik için yaptığım ilk çeviri metin, 1900'lü yılların başında Missouri Üniversitesi Gazetecilik Okulu Dekanlığı yapmış Walter Williams'a aitti. Williams, “gerçek gazeteciye her zaman çok ihtiyacımız var. Çünkü o bizim can damarımız” demişti... Bunu niye yazdım? Bilerek yazdım. Gerçeklerden ayrılmayalım, 2012'de de gerçeğin peşinde olalım diye yazdım. Bir de; sizi gerçeklerden uzaklaştırmaya çalışanları da, gerçeklerin içine çekelim diye yazdım... Öfke yok, kırgınlık yok. Sevgi, aşk ve şevk olsun diye yazdım... Hepimizle ama hepimizle çok güzel bir yıl daha paylaşalım, gerçekleri konuşalım diye yazdım.... Hoşgeldin 2012... &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-7422469286041423275?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/7422469286041423275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=7422469286041423275' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7422469286041423275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7422469286041423275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2012/01/gitti-2011-geldi-2012-beni-izlemeye.html' title='Gitti 2011, geldi 2012..... Beni izlemeye devam edin.... !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-4zCuZiPxD7c/TwBKQBOyCfI/AAAAAAAAAw8/IYiOVp_8wzE/s72-c/hillllll.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5971036431802356681</id><published>2011-12-06T06:30:00.000-08:00</published><updated>2011-12-06T06:35:26.731-08:00</updated><title type='text'>Beni uzaya götür Baydın,,,, Biden :)))))</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;title&gt;&lt;/title&gt;&lt;style type="text/css"&gt; &lt;!--  @page { size: 21cm 29.7cm; margin: 2cm }  P { margin-bottom: 0.21cm } --&gt; &lt;/style&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-rk1KUkQj7zs/Tt4k8xeeR1I/AAAAAAAAAww/A3kltW8yaqo/s1600/uzay.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="http://4.bp.blogspot.com/-rk1KUkQj7zs/Tt4k8xeeR1I/AAAAAAAAAww/A3kltW8yaqo/s320/uzay.jpeg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ankara'dan Biden ( 'baydın' diye okuyorum bunu ) geçti gitti. Ne kaldı geriye, ne kaldı? Aklımda sadece Amerika'nın 2 numaralı başkanlık uçağı Air Force-2'ye eşlik eden uçaktan çıkan bu garip adamların kaldığını söyleyebilirim. Evet, koskoca ziyaretten bu görüntü kaldı aklımda... &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&amp;nbsp;Kimdi bu adamlar? Biden'a eşlik eden uçaktan çıktılar, sonra da Ankara'ya dağıldılar. Amaçları, güvenliği sağlamaktı. Havada kuş uçurtmamaktı, kelebekleri cansız bırakmaktı, soluğunu kesmekti tüm olağan şüphelilerin. Savaşta mıyız, hayır. Bu ne? Gerçekten, bu ne? Biden'ın güvenlik ordusu... Amerika Başkanı Barack Obama'nın yardımcısıydı Biden, Amerika'nın 2 numarası dedik kısaca biz ona. &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Tamam, Irak'tan Ankara'ya uçmuştu. Kimin elinin, kimin cebinde olduğu halen belli olmayan Irak'ta son gözlemlerini yaptı belki de Biden. Niye ? Amerikan kuvvetleri, işgalin ardından çekiliyordu Irak'tan. Yıl sonunda çıplak bir Irak olacak elimizde. Amerikasız bir Irak. Kendi halinde bir Irak. Zararsız bir Irak. Normal mantık; bunu gerektiriyordu. Amerikalılar çekilirse Irak'ta daha az ayak oyunu dönebilirdi. Bir yandan Kürt yönetimiyle bir yandan da öteki Irak halkıyla dirsek temasını sürdüren, aynı zamanda Türkiye'ye “PKK'ya karşı birlikteyiz” diyen Amerika, terörle mücadelede küme düşmüştü. Umurunda mıydı bugüne kadar? “Elbette” diye yanıtladı büyükler. Ama hayır, ama hayır. Bugüne kadar hiç umursamadı ki; Türkiye'ye bütün iştahıyla saldırdı PKK. &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Ama bak, şimdi Biden geldi. Ve mesele yine Irak. Türkiye'nin yardımını alamazsa Amerika, Irak'tan adam gibi çekilemeyecek. Para üstüne para harcayacak. Olmaazz, olamaz... Türkiye'nin yardımını almak zorundayız. Öyleyse, gel sen kenera. Kardeşim, bu uzaylı adamlarla mı inilir uçaktan. Burası Irak mıki sen halen aynı güvenlik önlemlerinin içindesin. Kimler olağan şüpheli, açıkla da rahatlayalım. Ne olacak, Biden'ın kılına zarar mı gelecek Türkiye'de... &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Topla konuyu Hiloş, topla ! Ama yok, ben taktım bu uzaylı adamlara. Bunlar Ankara'da ne yaptı, ne yedi, ne içti, kimi dinledi, kimi kurcaladı ? Yeraltına indiler ya da kelebek olup uçtular. Bir daha kendilerini göremedik. O kadar da Biden'ı takip etmemize rağmen. Sonra duyduk ki, Biden söz vermiş Türkiye'ye. “PKK ortak düşmanımız. Savaşırız, kanımızın son damlasına kadar” demiş. Niçin olmazzzz,,,, yaaaa niçin olmaz.... Bir Biden için bu uzaylı adamlar devredeyse, PKK'ya karşı bizim bilmediğimiz kimbilir neler devrede? Hadi bana sürpriz yap Biden, hadi. Bu uzaylı adamların için gönlümü al. “Helal” dedirt bana “helal”... Beni uzaya götür Baydın, beni uzaya....&amp;nbsp; &lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5971036431802356681?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5971036431802356681/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5971036431802356681' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5971036431802356681'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5971036431802356681'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/12/beni-uzaya-gotur-baydn-biden.html' title='Beni uzaya götür Baydın,,,, Biden :)))))'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-rk1KUkQj7zs/Tt4k8xeeR1I/AAAAAAAAAww/A3kltW8yaqo/s72-c/uzay.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8472181776512471657</id><published>2011-11-08T11:38:00.000-08:00</published><updated>2011-11-08T11:38:27.954-08:00</updated><title type='text'>Gez de, eğlen... Toz da öğren... In the gettoooooo.....</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--&gt;    &lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-BjJb_Z9JceY/TrmEILt9vTI/AAAAAAAAAwo/ErX4M3ZRiIM/s1600/DSC05102.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="207" src="http://2.bp.blogspot.com/-BjJb_Z9JceY/TrmEILt9vTI/AAAAAAAAAwo/ErX4M3ZRiIM/s320/DSC05102.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tamam; gez, toz da,,, nereye kadar? Bu saçma soruyu soranlara, sorduranlara aldanır mıyım hiç. Hep eğlence, hep eğlence.... Sen şikayetini edersin, durursun. İç sesin, etrafını saran saçma duvarların konuşur da konuşur. Konuşsun bakalım.. Evet tabii ki hep eğlence, tabii ki gez-toz. Neyin sonu var hayatta. Biz finallerle uğraşmıyoruz....&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İnsan böööyle kaptırınca kendini doya doya eğlenmeye, kendine paranoyak paranoyak baktığı çok oluyor. Allahım, bu nasıl bir kopmaca, bu nasıl bir eğlence. Her şarkının ayrı bir tadı, atılan her adımın ayrı bir anlamı kalıyor aklında. “Yok, yok, bu kadar da güzel olamaz herşey “ diye saçma sapan şekillerde karşına çıkıyor o şeytan. Aman, içimde olmasın. Karıştırsın, dursun aklımı arada bir. Dursun. Dursun orda.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bak şimdi nefis bir öğleden sonra Varşova’nın tam da ortasında oturmuşsun bir banka Şopen (özellikle böyle yazıyorum artıkın... orjinali aklımızda) dinliyorsun. Düğme yapmışlar, basıyorsun. Al sana hayat, al sana Şopen. Ruhun değil, için açılıyor. (Strasburg’daki Kayhan arkadaşıma tüyolar bunlar... dahasını o bulsun sonrasında. Her seferinde parantez açamam!) Ruhun senin oluyor, senin. Burada çok mühim küçük bir not: Ruhunun senin olabilmesi için onu gerçekten elektriğini saran birileriyle kucaklaştırman lazım. Benim gibi zavallı faninin şansına bakar mısın. Beşlemişim olayı. Birbirini ahenkle bütünleyen beş kadın ruh. Hadi ordan... İnsan ruh!!! Bunun kadını, erkeği yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;15 yıllık muhabir olursun, dış haberlere ömrünü verirsin ama Polonya’yı&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bu kadar içten öğrenemezsin. Öğrenmen için yaşaman şarttır. Yaşaman için paylaşman. Ama bak, bak.. şu paylaştığına bak... In the gettooooo..... Karolina değil, öteki Polonyalı arkadaşı, bize şehri karış karış dolaştıran utangaç çocuk:&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Aslında Polonya, Yahudileri çok sevdi ama Almanların kurbanı oldu. Arkadaşım; 2 milyon Yahudi, 2. Dünya Savaşı’nda Polonya’da ölmüş mü, ölmüş. Artık bunun hesabını, kitabını tutmanın anlamı var mıdır, insanlara bu kadar eziyet çektirmenin. Tarihin acı gerçekleriyle yüzleşen, yüzleşmiş. Yok valla ben Almanya’ya bok atamam, Polonyalı arkadaşlarım var diye. Şahsen diyorum ki,&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;bu Yahudi katliamı olayını abartmayalım. Abartılmış zamanında. İspanyolu, İrlandalısı kızdı bana. Grubumun en şekerleri. Kızarsanız kızın... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gittik, Varşova gettosundan kalan duvar parçasının önünde fotoğraf çektirdik. Öldürülenleri saygıyla andık. Yetmez mi, yetmez... Arkadaşım; işte Varşova’da nefis bir müze var. Ne olmuş, olmamış 2. Dünya Savaşı’nda, kim kimi öldürmüş, Yahudiler nasıl acı çekmiş öğren de öğren. Müze, çok güzel. Eee, kim öldürdü bu Yahudileri? Valla, bir şarkıyla es geçmezsek bitmeyecek bu fasıl,,,, In the gettoooooo......&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Öyle bir dürtüyor ki içimizdeki bilgiye aç çocuğu zehir gibi Varşova turumuz, daha okuyacağız diyoruz, daha okuyacağız.. Neymiş? Hep eğlence, evet hep eğlenceymiş amaaa... Okudukça, gezdikçe, öğrendikçe daha çok eğleniliyormuş hayatta. Rengini ver, anlamını yükle hayata. Çeşit, çeşit olsun... (Kayhan, sen de şu Polonya konusunda bildiklerini paylaş bizimle. Nedir bu Yahudi meselesi kardeşim, her yerde karşımda...! Açız biz, açız,, bilgiye açız... Ne çok Nazi kampı var Polonya’da. Tamam öyleyse, geliriz yeniden gezeriz o kampları.)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Varşova’da 3 gün, 3 gece. Hiç uyumadık. Saatler bitmez. Dahası var, daha, daha... Tamam, bu gece Karaoke’de saçmalamayacağız aynı sahnede. Entel-dantel-içsel-dışsal meselelere dalacağız. Bir de sürprizleri olsun bize gecelerin, olsunnnn......&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8472181776512471657?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8472181776512471657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8472181776512471657' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8472181776512471657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8472181776512471657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/11/gez-de-eglen-toz-da-ogren-in-gettoooooo.html' title='Gez de, eğlen... Toz da öğren... In the gettoooooo.....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-BjJb_Z9JceY/TrmEILt9vTI/AAAAAAAAAwo/ErX4M3ZRiIM/s72-c/DSC05102.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3847059885032656207</id><published>2011-11-07T02:54:00.000-08:00</published><updated>2011-11-07T14:32:50.764-08:00</updated><title type='text'>Dziekuje (ÇİNKUYA) KARO.... Şimdi Varşova'dayız</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-45WXMzyer-0/Tre4mDY_7nI/AAAAAAAAAwg/A_mTCeF6eDg/s1600/DSC05080.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="177" src="http://2.bp.blogspot.com/-45WXMzyer-0/Tre4mDY_7nI/AAAAAAAAAwg/A_mTCeF6eDg/s320/DSC05080.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Pardon da, bu bir saat rötar neyin de nesi.&amp;nbsp; Polonya Havayolları beni bir saat daha bekletti güzelim İstanbul’da. Nefis bir rüyanın içinde uyandım bile ama halen bekliyordum. Yanımda bir garip genç grup. Siz de mi Varşova’ya gidiyorsunuz. Yes... Türk Milli Hentbol Takımı. Şöyle uzaktan bir baktım, içlerinden biriyle hoş-beş ettim... Olur olur dedim, rüyalar gerçek olur. Bu takım şampiyon olur, ben de Varşova’ya giderim dedim.... Varşova’ya gitmek zaten başlı başına bir rüyaydı. Şu fani dünyada kurduğum en süper arkadaş grubumla bir yıl aradan sonra yeniden buluşacaktım.&amp;nbsp; (Bu, rüyanın birinci boyutu) Ötekisi; Varşova havalimanı büyük bir kaza yaşamış, trafiğe kapanmıştı... Tam da açıldığı gün, ben gidiyordum. Rötar vardı, karışıklık vardı ama uçacaktım işte. Ben en iyi uçmayı bilirim...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Gerçekten telefon mesaj sesi bu. Bir kez daha kapamayı unutmuşum. Hep unuturum ve sonra utancımdan ölürüm. Yere inmek üzereydi uçak amaaaa bakmaz mıyım ben o mesaja.Uçakta mesajımı güzel güzel okudum. Grubumun Katalan kızı Cema, nerede olduğumu soruyordu. Onunla havalimanında buluşacaktık. Ama o da ne. Barselona uçağı sis yüzünden 300 km öteye, Kattowitz’e inmişti.&amp;nbsp; Ama o 300 km sonra 1 km’ye dönüştü. Bizim heyecanımız yüzünden elbet. Geldi, geldi ve hepimizle buluştu. Karo evdeydi zaten. Sabah buluştuğu Şona ile heyecandan ölmüşlerdi. Sonra ben kavuştum onlara, sonra Mara. Ve sonra Cema....&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İlk yemek. Evet, çok önemli. Ne kadar sosis, salam, şinitzel, lahana salatası, sos varsa bulup buluşturmuşlar, koca bir tabak yapmışlar. İşte bir sosis-salam kültürü daha. Sosis, salama geçmeden hani bizim şu sızgıt et dediğimiz şey vardır ya, dondurmuşlar onu, ekmeğe sürmek için. Sonra&amp;nbsp; da turşuyla katık etmek için. Ve elbette insana anasından doğduğunu ve günün birinde toprak olup gideceğini hatırlatan votka mucizesi. Dert yok, keder yok. Yemek, içmek, gülmek ve aklınıza gelen şey var... Daha, daha, daha yok mu hayatımızda dediğimiz&amp;nbsp; türden.&amp;nbsp; Ama işte yeniden birlikteyiz. Hatta bu buluşmalarımızı gelenekselleştiriyoruz. Amerika, Barselona ve şimdi de Varşova.... Benim televizyon saçım, Karo’nun Polonyaca teşekkürü, Kattowitz’e inip bir Alman’la Varşova’ya gelmek zorunda kalan Cema’nın ‘açlıktan ölüyorum’ halleri ve Votka’nın en sıcak çeşitleri; ilk akşamın en nefis konu başlıkları diyeceğim ama hayır.... Dahası var. Gittik bir Karaoke’ye: Bu Polonyalılar şarkı manyağı. Söylerken kopuyorlar. Taaa içten, derinlerden söyledikleri yetmiyor, bir de etrafında gördükleri, buldukları herkese sarılıp, sevişiyorlar. Ve biz de şok olduğumuz bu durum için Public Sex dedik Cema’yla. Kısacık erkekler; upuzun, iri yarı, hatta at gibi kızlara bir merdiven basamağı çıkıp sarılıyor. İşte Polonya’nın sarsıldığı an: We’re the world,,, we’re the childrennnn.... Bu şarkıyı öyle söylediler ki, aşktan sarsıldı koca Karaoke salonu... Bizi gülmekten çılgına çeviren ikinci noktayı daha söyleyip, kapatayım bu blog faslını...: Dziekuje.. Çin-ku-yaaa..... Polonyaca teşekkür demek.. çince teşekkürün aynı&amp;nbsp; soundu... Karo, pek çince’yle ilgisini göremedi ama o da onun meselesi... Biz; teşekkür edip edip güldük işte.. &lt;b&gt;ÇİNKUYA KARO.....&lt;/b&gt;. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3847059885032656207?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3847059885032656207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3847059885032656207' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3847059885032656207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3847059885032656207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/11/dziekuje-cinkuya-karo-simdi-varsovadayz.html' title='Dziekuje (ÇİNKUYA) KARO.... Şimdi Varşova&apos;dayız'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-45WXMzyer-0/Tre4mDY_7nI/AAAAAAAAAwg/A_mTCeF6eDg/s72-c/DSC05080.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-903201710501660215</id><published>2011-08-31T11:57:00.000-07:00</published><updated>2011-08-31T12:02:45.647-07:00</updated><title type='text'>Lüküs hayat,,, Oh ŞAM ne rahat ... Cham de Palace....</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ayk8H5MIqi4/Tl6Dk0Gt6AI/AAAAAAAAAwc/4G66qPmenXc/s1600/DSC05036.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-ayk8H5MIqi4/Tl6Dk0Gt6AI/AAAAAAAAAwc/4G66qPmenXc/s320/DSC05036.JPG" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir ben miyim perişaaaan Şam sokaklarındaaaa..... Bir taksiden indim, ötekine bindim. Yürüdüm, gecenin karanlığındaaaaa... Garip, garip adamlar elimdeki kameranın içindeki videoyu seyretmek istediler. “Ver onu bize” diye gözümün içine acı acı baktılar. Kolumdan tuttu hatta biri. Ama bennn... Verir miyim ha, verir miyim...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şam değil Paris... Işıl, ışıl... At sandalyeyi sokağa, şarkılar söyle gökyüzüne. Yıldızlara takıl... Bangır, bangır göterici seslerine dal, git istersen. Şam ayakta, Şam uykusuz. Burdaki arkadaşlar da “Canımız, ciğerimiz Esad” sloganı atıyor. Suriye bayrakları her yerde. Esad Amca, her binadan sırıtıyor. “Banane ya, banane sizin Suriye’nizden” çıkışlarım bile kurtarmıyor bunalım hallerimi. Sen git, Hama’da görüntüler çek, gel Şam’ın ağır-çekim hayatına takıl. Hiloş, engellendin. Dur işte, dur ! İnterneti durdurmuş bu Esad’cı arkadaşlar sizin anlayacağınız. Sıkıysa bir mesaj yaz, görüntü geç. Ne yani, görüntünün turşusunu mu kuracağız...&amp;nbsp; Offf, ömrümü yediniz. Ara, tara, tırım, tırıs yok. İnternet yok.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şam iyi mi, iyi. Güzel mi, güzel. Ben de görüntüleri unutup, bir sakinleşebilsem. “Hem zaten ne vardı ki Hama’da? Değil mi ya. Hikaye orası. Üç-beş isyankar çıkıp, slogan atıyor orda. Aklın sıra Esad rejimine karşı geliyor. Amerika’nın öncülüğündeki &amp;nbsp;‘kafirler’ de çıkıp, Suriye’yi yerinden oynatmak istiyor. Haşaaaa, sümmü haşaaa,,, moskof olurum da, kafirlere yedirmem bu ülkeyi.”&amp;nbsp; Tek kelime abartmıyorum, eksiltmiyorum. &amp;nbsp;Şam sokaklarındaki insanların bu yorumlarını dinledim sabaha kadar.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ertesi gün de, Şam halkı kendi işinde, gücündeydi. Sanki bir yerlerde Sezen çalıyordu, onların Esad konusunda olup bitenlerden bihaber hallerine şahit oldukça : Ben anlamam toptan tüfekten, ben anlamam taştan yürekten. Bunları boşver, ne haber aşktaaaaan...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Görüntü geçme sevdasına uykusuz kaldığım ama beceremediğim Şam’da bana ağırlığını hissettiren tek izlenimim vardı : Bu Şam’ı, Suriye’yi anlamak için çok çalışmak lazım çoook. Arap baharı deyip geçemezsin. Rüzgar dersin, kara saplanırsın. Yağmurda şemsiyesiz bile kalırsın. Öyle her çiçeği koklayamazsın, koparamazsın...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Alalım biz şurdan ofisteki arkadaşlarımıza tatlılarımızı, Şam konusunu çalışmaya devam edelim. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Tabii ki buraya Şam’ın fotosunu koymuyorum. Yeter artık ! Ben önde olmalıyım. Sefilliğim değil, sedef koltuğumla keyfim önde olmalı. Yine bir klasik : öl, geber ama hayat devam etsin. Şam’da da hayat akııııp, gitsin !!!&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not :&lt;/b&gt; Bana Suriye gezisinden çok özel fotoğraflarını verip de, sizinle paylaşmamı sağlayan Salih Bilici arkadaşıma buradan kocaman bir teşekkür ediyorum. İnsanlık ölmemiş arkadaşlar. İnsan var, insan var. Umudunuzu yitirmeyin hayattan.... &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-903201710501660215?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/903201710501660215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=903201710501660215' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/903201710501660215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/903201710501660215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/08/lukus-hayat-oh-sam-ne-rahat-cham-de.html' title='Lüküs hayat,,, Oh ŞAM ne rahat ... Cham de Palace....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ayk8H5MIqi4/Tl6Dk0Gt6AI/AAAAAAAAAwc/4G66qPmenXc/s72-c/DSC05036.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3721676860153344353</id><published>2011-08-29T12:07:00.000-07:00</published><updated>2011-08-29T12:12:50.803-07:00</updated><title type='text'>Ben bu çelişkiyi yerim.. Hama'ya gittim (3)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-_dPMQ0g-PBg/TlvkBA517eI/AAAAAAAAAwY/1unnhkZf5Nc/s1600/askerler+%25282%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-_dPMQ0g-PBg/TlvkBA517eI/AAAAAAAAAwY/1unnhkZf5Nc/s320/askerler+%25282%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ne yapmalı, ne etmeli... Bir bilene mi danışmalı.... Suriye, Libya değil. Suriye, Mısır değil. Tunus değil. Burda Arap baharı falan hissedilmiyor. Bildiğin Suriye. Karmaşa, kurmaca, kutu kutu gizem... çöz çöz, bağlansın. Yüzde yüz şüphe, yüzde yüz paranoya.... Anlaşıldı, bu Hama halkı sevmiyor Esad’ı. Zaten tarihte de burası hep direnişçilerin diyarı olmuş. Bu direnişten özgürlük rüzgarı, hadi bilemedin bizi romantizmin doruklarında gezdiren Arap baharı çıkar mı, hiç sanmam....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört bir yan askerle çevrili, ortalıkta bağıranlar, çağıranlar. Toza bulaşmış bir hayat, toz kent Hama. 3 saatlik bir gözlemde mi çözeceğim ben orayı, ya da bir başka dünyalı. Ya da bir başka kendini çok iyi gazeteci zanneden arkadaş. Bu çelişkiden çıkamaz kimse... Hiç kimse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_lsa0zx="112"&gt;Derken, bindik otobüse... Derken, indik otobüsten. Kocaman bir otelden içeri akıyoruz. Krallara layık bir sofraya oturtuluyoruz. Burası da Hama. Şimdi acıyı, kederi, isyanı, yılmışlığı görmüş ben, çelişkilerle boğuşmuş kalbim, bu sofrayı görünce deliye dönmesin de ne yapsın. İnanılır gibi değil. Burası da Hama. Masada bir kuş sütü eksik nerdeyse... O, tepsiler dolusu kuzu tandır mıdır, pilavlı et midir, bademli kuzu çevime midir tepemizde gezinenler, onların fotoğrafını çekmeye yanaşamadım bile ben. Ayıp artık, insanlık var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Yoksa insanlık dediğin bu mudur? Biri yerken, birinin geberip gitmesi midir. İnsanlığın tanımıyla uğraşmak kadar sıkıcı bir şey olmadığından bırakıyorum şimdi ben bu konuyu bir kenera. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ne olmaktadır ? İşte bir bilen... Bu adam bilir. Zehir gibidir, gittiği coğrafyaları hatmetmiştir. Hem de yakışıklıdır. Yakışıklıların zeki olduğunun açık kanıtıdır benim gözümde. İsim veremem arkadaş, önemli bir şahsiyettir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Der ki; Suriye’de kırılma yeni yeni başlamaktadır. Daha uzun zaman alabilir, halkın örgütlenip de, birilerinin tepesine çıkması. Özgürlük diye sokaklarda kavrulması. Her mahallenin, her sokağın bir akıllısı, bir bileni vardır burda. O sokak bilicileri, akil adamları birleşecek de, bir oluk olup akacak. Çok zaman alır, çok. O sırada bu Suriye ömrümüzü yer. Nasıl mı? Esad’a “Çekil, git”, “Çekil, git” diye bas bas bağıranlar, Türkiye’nin kapısını tokmaklayıp, dururlar her seferinde. Esad da, “Sizinle mi uğraşacağım” der, sağa-sola saldırır. Eyvah, sınır. Eyvah, Suriye en yakın komşumuz !!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_k2su1c="105"&gt;Size Şam’daki entel-dantel gezmelerimizi, gözlemlerimizi de anlatacağım. Ama önce buyrun bakalım Hama sofrasına... Kursağınızdan geçerse... Ya da YERSE !!! &lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_k2su1c="105"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-QxaXm4rNX2U/TlvjIHqDZyI/AAAAAAAAAwU/jphS46ackBc/s1600/DSC05039.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" qaa="true" src="http://4.bp.blogspot.com/-QxaXm4rNX2U/TlvjIHqDZyI/AAAAAAAAAwU/jphS46ackBc/s320/DSC05039.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3721676860153344353?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3721676860153344353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3721676860153344353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3721676860153344353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3721676860153344353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/08/ben-bu-celiskiyi-yerim-hamaya-gittim-3.html' title='Ben bu çelişkiyi yerim.. Hama&apos;ya gittim (3)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-_dPMQ0g-PBg/TlvkBA517eI/AAAAAAAAAwY/1unnhkZf5Nc/s72-c/askerler+%25282%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8635617981419443202</id><published>2011-08-29T07:21:00.000-07:00</published><updated>2011-08-29T07:25:39.883-07:00</updated><title type='text'>Suriye'de neler oluyor..? Hama'ya gittim.... (2)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Sb9NDfJfNqI/TlufHXKOlkI/AAAAAAAAAwM/fYZ91-Tsv7c/s1600/askerler+%25284%2529.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-Sb9NDfJfNqI/TlufHXKOlkI/AAAAAAAAAwM/fYZ91-Tsv7c/s320/askerler+%25284%2529.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_8kfiut="113"&gt;Meydanın hemen ortasının sağındaki bölümde dikkat çeken bir grup asker var. Siper almış gibiler. Durun ben bir anons çekeyim. Allah, Can Ertuna’dan razı olsun da, anons çekebiliyorum. Olmadı, bir daha... “Yok, yok.. Oldu” diyor Can her seferinde. Beni kibarca başından defediyor. “Kesersiniz şurasından, yapıştırırsınız orasından olur” açıklamaları bile yapıyor. Allah gerçekten razı olsun, bak çektim bile bir anons : &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;“Esad ordusunun Ramazan arefesinde bile operasyon yapmaktan çekinmediği Hama’da hayat, şimdi kendiliğinden akıyor sanki. Herkes sokakta. Askerler de sokakta. Tedirginlik ve korku var yüzlerde. Kimse konuşmak istemiyor....”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle mi, böyle. Şaşkın, şaşkın bakışlar sarıyor dört bir yanımızı. Kavgaya, gürültüye aç gazeteciler gibi meydanda boy gösteriyoruz. Biz de neyin nesiyiz. Onlar da çözmekte zorlanıyor bizi. Esad diyoruz gak, Suriye diyoruz guk, Türkiye diyoruz haaaa... !!! İmdadımıza yarı Suriyeli, yarı Türk olanlar yetişiyor. Biz gazeteci grubuna “Alın, kimliğim sizde kalsın” diyecek kadar güvenen arkadaşımızın ismini yazmak istemiyorum yine de ben. Güvenlik bu. N’olmaz, n’olmaz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsanları öldürdüler, geberttiler. Ben Türkiye’ye kaçtım. Korkuyor bak insanlar, konuşmak istemiyorlar. Yaktılar, yıktılar...” Eeeee.... “Gitsin bu Esad, bitsin bu rejim”... derkennn, çember genişliyor. Sokağın orta yerinde, meydanın göbeğinde Esad karşıtı gösteriler başlıyor. Slogan atıyorlar. Benim, yüzünü birdenbire açmak istediğim kara karşaflı bir kadın avaz avaz bağırıyor : Syria is bad... very bad.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dövülmüş, öldürülmüş, acımış insanlar var Hama’da. Hep korku hakim yüzlerinde. Esad gitsin de, n’olursa olsun halleri. Nerden çıktı bu yangın, nerden çıktı bu kavga... Bu isyancılar dalga, dalga sarıyor mu Suriye’yi. Ama benim anladığım öyle örgütlü, kendine hedef belirlemiş insanlar yok burda. Soruyorum, soruyorum bir reform talebi bulamıyorum. İlle de Esad gitsin... Tamam da, ya sonra,,,, ya sonrası... Sonrası tufan.... Kader, sen çok kötüsün... İsyanları, büyük ve güçlü bir ordu tarafından bastırılmış insanlar ülkenin geleceği için ne yapabilir ??? Ülkenin geleceği var mıdır ? Bu insanlar yarın da bağırıp, çağırır mı ?? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_8kfiut="114"&gt;Ve polisler, askerler dalıyor bir anda bizim kalabalık protestocu gruba. Birkaç kişinin gözaltına alındığını duyuyoruz. Kontrolsüz trafik, çılgınlaşıyor. İnsana ölümü çağrıştıran korna sesleri bastırıyor ortalığı.... Bir küçük Hama, bir küçük hayat... Bir kocaman soru: Suriye’de neler oluyor ? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_99fkpj="121"&gt;&lt;div closure_uid_8kfiut="92"&gt;Size bir de Hama’nın arka sokaklarından fotoğraf göstereceğim ey okurlarım. Bakın çocuklar ne de güzel gülüyor, her zamanki gibi...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-oIuS2l34_Wg/Tlugz1C1lgI/AAAAAAAAAwQ/5i0Gtij-XX4/s1600/Hama%2527n%25C4%25B1n+arka+sokaklar%25C4%25B1+%25281%2529.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-oIuS2l34_Wg/Tlugz1C1lgI/AAAAAAAAAwQ/5i0Gtij-XX4/s320/Hama%2527n%25C4%25B1n+arka+sokaklar%25C4%25B1+%25281%2529.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_8kfiut="92"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div closure_uid_99fkpj="121"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8635617981419443202?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8635617981419443202/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8635617981419443202' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8635617981419443202'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8635617981419443202'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/08/suriyede-neler-oluyor-hamaya-gittim-2.html' title='Suriye&apos;de neler oluyor..? Hama&apos;ya gittim.... (2)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Sb9NDfJfNqI/TlufHXKOlkI/AAAAAAAAAwM/fYZ91-Tsv7c/s72-c/askerler+%25284%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8659893208052883281</id><published>2011-08-29T06:42:00.000-07:00</published><updated>2011-08-29T06:42:55.248-07:00</updated><title type='text'>Suriye'de neler oluyor... ? Hama'ya gittim.... (1)</title><content type='html'>&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-P_qFBUuh060/TluV1WT4sAI/AAAAAAAAAwE/OIoYnpVsahk/s1600/Askeri+konvoy.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-P_qFBUuh060/TluV1WT4sAI/AAAAAAAAAwE/OIoYnpVsahk/s320/Askeri+konvoy.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdi heyecan dorukta... Birazdan o meşhur Hama’ya gireceğiz. Kameralar, fotoğraf makineleri elde. Benim zavallı küçücük, minnacık ama çok akıllı kameram var elimde. Fotoğraf makinesini unuttum ey dostlar... Fotoğrafa hiç zamanım yok. Niçin, nasıl ? Babalar gibi televizyonculuğa soyunmuşuz bir kere,,, gerisi yalan, gerisi dolan... Gerisi; sadece gerisi.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_iw9xe1="130"&gt;Varsa, yoksa görüntü... Çektin, çektin... Çekemedin, mutsuzsun... Çektin, gönderdin... Gönderemedin, mutsuzluktan ölürsün. Ya ben,,, ? Ya benim gibi ‘herşey tastamam olsun’ diye ömrünü çarçur eden ben ? N’olurum ? Bu bölümü sonra anlatacağım. Mutsuzluğun en ücra köşelerinde, en mutsuz hayvanlar gibi nasıl süründüğümü sonra yazacağım.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_iw9xe1="131"&gt;Evet, kameralar fıstık gibi çalışıyor... Otobüsün en önünde cama yapıştım. Yanımda dev bir Rus kameraman var. Muhabiriyle hoş beş halinde. Kardeşim, bu Ruslar'ın nasıl muhabir-kameraman ikilisi halinde gelmesine izin vermişler de, ben tek başına gelmişim Suriye’ye ? Nerde benim kameramanım ? Yok, yok, yok... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_iw9xe1="97"&gt;Neler olmuş Suriye’de, neler oluyor, daha neler olacak. Benim gibi cin gazeteciler, televizyoncular görüp, yazacak... Sadece 2 günümüz var Suriye’de... Şam’dan 3 saatlik otobüs yolculuğuyla işte geldik Hama’ya... Esad ordusunun en çok insan öldürdüğü kente... Öyle mi ? Günlerce öyle yazdı gazeteler, öyle söyledi televizyonlar... Bir de sen bak Hilal, bir de sen...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div closure_uid_iw9xe1="132"&gt;Kafam sağa sola dönüyor Hama yolunda. Otobüs camından gördüklerim beni hayatın saçma sapanlığıyla bir kez daha başbaşa bırakıyor. Bir yanda seyahat halindeki araçlar, bir yanda kamyonete doluşmuş askerler. Amaçsızca gülüşen tipler. Sağda, solda askerler var işte. Neyin nesi, kimin fesi belli değil. Öööööf, kameram çalışıyor mu acaba... Yakaladım, evet talebayı da yakaladım. Yani, onca hengamenin içinde hiç durmadan konuşan iç sesim. Sessiz ve de sakin, öylesine ama tedirgin girdik Hama’ya. Otobüsler dolusu gazeteci Hama’ya dalıyor. Hama’da neler oluyor? Yaşam ölmüş mü burda, yoksa akıp gidiyor mu her zamanki saçmalığıyla ? İşte, sokakta insanlar var. Kadınlar var, çocuklar var. Bisiklet pedalı çeviren telaşlı insanlar bile var. Haydi bakalım Hama’nın ortasında, meydandasın Hilal. Söyle bakalım, neler oluyor orda ?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AO1BIxtApdU/TluWOl3_-fI/AAAAAAAAAwI/0OX3kYoqOVQ/s1600/Hama+meydan%25C4%25B1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" qaa="true" src="http://1.bp.blogspot.com/-AO1BIxtApdU/TluWOl3_-fI/AAAAAAAAAwI/0OX3kYoqOVQ/s320/Hama+meydan%25C4%25B1.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdi buraya bir-iki Hama’ya giriş fotoğrafı koyup, öteki blog yazıma geçeceğim. Halen beni okumak istiyor musunuz..... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8659893208052883281?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8659893208052883281/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8659893208052883281' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8659893208052883281'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8659893208052883281'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/08/suriyede-neler-oluyor-hamaya-gittim-1.html' title='Suriye&apos;de neler oluyor... ? Hama&apos;ya gittim.... (1)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-P_qFBUuh060/TluV1WT4sAI/AAAAAAAAAwE/OIoYnpVsahk/s72-c/Askeri+konvoy.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6668533479219975740</id><published>2011-06-11T09:37:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T09:42:21.700-07:00</updated><title type='text'>Forever Lucie..... Bugu, bugu....</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cFl99Taktz0/TfOZfVqef_I/AAAAAAAAAwA/aK2rSChMDYA/s1600/IMG_2010a.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://1.bp.blogspot.com/-cFl99Taktz0/TfOZfVqef_I/AAAAAAAAAwA/aK2rSChMDYA/s320/IMG_2010a.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Aslında beni sevmesi için hiçbir neden yok... Haytayım ben. En yaramazından çocukların. Ben, oyum işte. Öyle düzenli, düzenli aramam kimseyi. Sabahında unuturum, dolu dolu geçen geceleri. Uçarım ben, hep uçarım. Yere çakılırım, ama gelir biri kaldırır. “Bak, çok yalnızım” diye ağlarım, “Sen kalmazsın” der etrafımdaki gülüşler... Ben, ben, ille de ben. Narsistin önde gideni, egoist manyak. Söyledim ona, uyardım hatta. Bağlanma dedim, beni de ağlatma....&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama bak, bak ne oldu? İşten ayrıldım. Her zamankinden daha çok aradı beni. Çimlere uzandık sere serpe. Çocuklarla top oynadık. Her akşam parti düzenledi bana. Evli barklı kadın, en çok benimle ilgilendi. Hesap numaramı aldı... “Yapma” dedim, yaptı. Kendi parasını bana gönderdi. “Rene de gitti” diye sızlandım, sarıldı boynuma. Bana su verdi, ekmek verdi, sevgi verdi... (hüngürrrr)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ne çıkarcı, manyağım ben. Bütün bunlar için mi seviyorum onu. Hem o, beni niye seviyor ? Günlerdir, haftalardır bir televizyona kaptırmışım gönlümü, hiç yüzüne bile bakmıyorum onun ama o, yüzbinlerce mesaj attı, milyonlarca kez aradı. Kız kıza parti yapıyormuşuz, ona veda edecekmişiz.... Ruhumu, enerjimi, herşeyimi yanına çekti. Onca kız arkadaş arasında gözlerimin tam da içine bakıp.... “Hiloş, seni seviyorum. Nereye gidersem hep aklımda olacaksın... BUGU, BUGU...” diye seslendi... (şimdi gerçekten ağlıyorum ben)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;O zaman sarıl bana. “Gel sana Hiloş vereceğim”.(Şurda acıdan kıvranırken bile şaka yapıyorum, yuh bana ! )” Lucie GİTME,,,, GİTME,,,, GİTME” dercesine açıldı kollarım. Haydi bir sarılalım, bir daha sarılalım. Daha sen gidene kadar çok partimiz olacak... Evet bu gecenin adı “Lucie night” olsun.. Hep olsun, hep olsun...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“Seni sevmem için hiçbir neden yok” demişti bir keresinde, şimdi yine aynı gözlerle baktı. Gülüşüm, ağlayışım, manyaklığım, deliliğim, zekam, yeteneğim ona hep beni, kendimi gösteriyordu... Zaman zaman “Hiloş, sen sadece Hiloşsun...” diyordu... Ben sadece bendim... (Halen kendimi anlatıyorum,, gene yuh ! )&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ama o, ama o.... güzeller güzeli Lucie. Bir güzel Çek insan. Bana şimdi Ankara’dan sonra Washington’da, Prag’da, Londra’da kucak açacak arkadaş... ya da dünyanın herhangi bir yerinde. “Elbette görüşeceğiz... “ Ankara’daki görev bitmiş... bir sonraki durağa yolculuk var...&amp;nbsp; yukardaki fotoğraf laf olsun diye çekilmedi,,, gülüşlerimiz laf olsun diye değil... Biz gerçeğiz... Daha güzel sebep var mı arkadaş olmamız için, Lucie ve Hilal olmamız için....&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bitmez bu yazı, bitmez bu arkadaşlık... Daha yazarım ben,,,, Lucie,,,,, Forever&amp;nbsp; Lucie...&amp;nbsp;&lt;span style="font-family: Wingdings;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6668533479219975740?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6668533479219975740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6668533479219975740' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6668533479219975740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6668533479219975740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/06/forever-lucie-bugu-bugu.html' title='Forever Lucie..... Bugu, bugu....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-cFl99Taktz0/TfOZfVqef_I/AAAAAAAAAwA/aK2rSChMDYA/s72-c/IMG_2010a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1336003813894724713</id><published>2011-03-13T06:34:00.000-07:00</published><updated>2011-03-13T06:44:18.911-07:00</updated><title type='text'>Alem, var gibi görünen yokluktur...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-9jcCjrT0QQ0/SjIi72sTqdI/AAAAAAAAAPo/Jp2WOzaxx5Y/s1600/hindu+001.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" q6="true" src="https://lh5.googleusercontent.com/-9jcCjrT0QQ0/SjIi72sTqdI/AAAAAAAAAPo/Jp2WOzaxx5Y/s320/hindu+001.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gündüz, gündüz.... Hem de hava açık... Yerde eski bir kar ama güneş deli gibi parlak gökyüzünde... Yıldızlı geceleri anımsadım oysa ben... Hem de yıldızların göz göre göre kaydığı geceleri... "Olsun..." dedim içimden... Kaysın gitsin... "Kayıyorsa, vardır bir nedeni... dünya döner, sen döner.. Açarsın gözünü, gündüzdesin" demişti Mevlana... sonra bu bölümünde Mesnevi'nin "Kayıp giden, kaybın değildir...parlayacaksa, yine parlar.." vurgusu yapmıştı... Kaybolmuş gitmiş ama bir yerlerde parlayan yıldızları düşündüm işte o an. Sönüp gidenler de sönmüş, gitmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok mu mutsuzum" sorusunu sordum kendime. İstediğim her an kapısını çalacağımı düşündüğüm parlak bir yıldız, kayıp gitmişti... Karşısında Şiva olduğum yıldız... Bütün kötülükleri itinayla yokettiğime deli gibi inandığım anlar, uçup gitmişti. Böyle miydi gerçekten... Raminder'in kapısını çalamayacak mıydım bir kez daha... Ama sonra o parlak yıldızlar konuştu... : Biz hep parlarız... Sen de Şiva'sın, umutsuzluğa kapılmayasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiva, tanrının kötülükleri yokeden haliydi.. Ve Raminder bana Şiva derdi.. Ben de umutlu çocuklar misali, umutlanırdım, kötülükler dünyasında. Kötülükler dünyasında iyiliğin kokusunu duyardım. Uzanırdım, yeni bir yıldız bulurdum kendime. Ve dünyanın o güzel oyunları. Hayatın 'yaşanılası' tadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben 'Raminder öldü' diye yazamam. Raminder başka bir gökyüzünde, başka Şiva'lara parlıyor derim ancak. Kim bu Raminder diye soracak olsanız, benim kayıp, giden ama sönmeyen yıldızım derim. Gücüm derim. Vardır sizin de hayatınızda böyle güç kaynaklarınız, böylesi parlak yıldızlarınız. Kaparsanız gündüz gündüz gözlerinizi, belki görürsünüz onları....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Raminder'in ani ölümü, ne kadar da parlak bir yıldız olduğumdan çok ne kadar da güçlü bir Şiva olduğumu hatırlattı bana: "Şiva'yım ben, itinayla yokederim" demiştim en son görüştüğümüzde ona. Tanrı'nın kötülükleri yokeden yüzü. Bir ayna vardır diğerlerinin yüzünde ve Şiva tüm yansımaları, tüm çıplaklığıyla görür... Raminder'in ani ölümü, hiç kopmayacağımı gösterdi bana yıldızların sihirli dünyasından... Raminder Hintliydi, Sih'ti... belki uzak gelir size ama açın okuyun, o okurdu... Ve Mevlana şöyle derdi:&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Alem, var gibi görünen bir yokluktur.... " &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1336003813894724713?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1336003813894724713/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1336003813894724713' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1336003813894724713'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1336003813894724713'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/03/alem-var-gibi-gorunen-yokluktur.html' title='Alem, var gibi görünen yokluktur...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-9jcCjrT0QQ0/SjIi72sTqdI/AAAAAAAAAPo/Jp2WOzaxx5Y/s72-c/hindu+001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2040504713849949680</id><published>2011-02-05T10:49:00.000-08:00</published><updated>2011-02-05T10:52:19.256-08:00</updated><title type='text'>Merhaba Arkadaşlar......</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TU2a6DdzjeI/AAAAAAAAAv4/xrS8hhCgqA4/s1600/FF3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TU2a6DdzjeI/AAAAAAAAAv4/xrS8hhCgqA4/s320/FF3.jpg" width="264" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Riccardone Ankara'da, photo: Altan Burgucu&amp;nbsp; &lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Merhaba Arkadaşlarrrr... yayyyy,,,, işte yeniden karşınızdayım... Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur.... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şunun surasında bir aydır yazmıyorum ama sanki yüzyıllar geçti üstünden. Buluşalım, kavuşalım, sarılalım. Böylesi aralar olsun varsın, ama çok uzamasın.. evet çok uzamasın... Ama çok ciddi nedenim var: Yepyeni birşey oldu. Hem tanıdık, hem yepyeni. Yok aşk değil, ondan da öte... Ötesi var mı? Var evet... Yuh deve,, yok, yok... ! Ciddi ciddi televizyonculuk işine girdim. Gerisi mi,,, yaa! Bekleyeceksiniz...&amp;nbsp; Şöyle bir yüzmeye başlayayım, sonra konuşuruz bu konuyu... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Blog yazıma giriş cümlemi Amerika’nın yeni Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin Ankara’ya ayak bastığı anda kullandığı sözcüklerden çaldım. 30 yılın öncesi Ankara’yı, Türkiye’yi bilen bu deneyimli büyükelçi, kendini sevdirmek için vurdu Türkçe’nin gözüne gözüne... Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yok ben 30 yıl önce tanıdığım insanlarla yeniden karşılaşmak istemiyorum. Lost gibi olmasın hayat. Hep yenilensin.!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Sözü dağıtmıyorum. Riccardone’ye geliyorum. Muhalefetin direnişine takıldığından 5 ay gecikmeli olarak geldi Ankara’ya. Adımını atar atmaz, ciddi işlere daldı. Yalan tabii ki... İki gün sonra onunla Renewa’da yeniden karşılaştık. Kısa şortuyla, spor salonunda sevimli sevimli dolaştı. Ben de en yalaka halimle “Arada, beraber spor yapalım” teklifi bile götürdüm ona. Sırf onunla yakınlaşmak için yaptıklarım, dünya yakışıklısı spor hocalarımı şaşkına çevirmiş olsa da, “Boru mu, Amerikan Büyükelçisi” deyip, bildiğimi okudum... Neyse, burda asıl mesajımı sizi sporla barıştırmak adına veriyorum: Spor güzel şey arkadaşlar. Elin Amerikalısı yapıyorsa, siz de ihmal etmeyin. Bak, Ankara’ya ayak basar basmaz, spor klubüne üye oluyor arkadaş. Evet, sizin dolarlarınız olmayabilir ama liranız var. O da değerli. Biriktirin, spora yatırın... !&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;İtalyan asıllı Riçardone’nin (okunuşunu da yazdım sizin için), Mısır’da da büyükelçilik yaptığını bilin. Yapacağını yapmış. Muhalefetin demokrasi isteklerine kulak tıkamakla suçlanmış sonra, yönetime yakın davranmakla itham edilmiş. Şimdi, Mısır yönetimi ne halde bir bakın. Amerika’ya bir bakın. Aynen Obama’nın dediği gibi işte: Change will take time...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Daha da bir mesaimiz olmadı Riçardone’yle. Ankara’ya ısınmaya çalışıyor. Onu Türkiye’ye sevdirmek için dev gibi bir ekip çalışıyor. Bakalım sevecek miyiz,,, Time will teach...&amp;nbsp; &lt;span style="font-family: Wingdings;"&gt;: &lt;/span&gt;))&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2040504713849949680?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2040504713849949680/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2040504713849949680' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2040504713849949680'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2040504713849949680'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2011/02/merhaba-arkadaslar.html' title='Merhaba Arkadaşlar......'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TU2a6DdzjeI/AAAAAAAAAv4/xrS8hhCgqA4/s72-c/FF3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3292881284018922586</id><published>2010-12-30T10:18:00.000-08:00</published><updated>2010-12-30T22:57:53.047-08:00</updated><title type='text'>Kim yakın, kim uzak. ! Bye Bye Sarel.. UBUNTU. !</title><content type='html'>&lt;smallfrac m:val="off"&gt;&lt;dispdef&gt;&lt;lmargin m:val="0"&gt;&lt;rmargin m:val="0"&gt;&lt;defjc m:val="centerGroup"&gt;&lt;wrapindent m:val="1440"&gt;&lt;intlim m:val="subSup"&gt;&lt;narylim m:val="undOvr"&gt;&lt;/narylim&gt;&lt;/intlim&gt;&lt;/wrapindent&gt;&lt;/defjc&gt;&lt;/rmargin&gt;&lt;/lmargin&gt;&lt;/dispdef&gt;&lt;/smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TRzMxhB12RI/AAAAAAAAAvs/YgXArHcD9-I/s1600/DSC04580.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="231" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TRzMxhB12RI/AAAAAAAAAvs/YgXArHcD9-I/s320/DSC04580.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Uçtu, gitti Sarel. Pretoria’ya kondu. Bizi özleyeceğini anlatan bir mesaj bile yazdı facebook’una. “Hayat, Güney Afrika’da devam ediyor”işareti koydu mesajın içine. Ya ben, ya ben ne yaptım?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sarel’e veda için benim çikolata büyükelçim Tebogo Seokolo’nun güzelim rezidansında verdiği resepsiyona ilişkin bir not düşemedim şuraya. İçim acıdı evet, “Sarel gitti” diyemedim kendime. Ona sarılınca kendiliğinden boşalan gözyaşlarımı kimseyle paylaşmak istemedim. Belki ama belki... Ama asıl nedeni şudur benim sevgili blogum: Araya hayat girdi, hayat.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ama yakaladım işte. 2010 gitmeden, Sarel’i 2010 fotoğrafının içine yerleştirme fırsatını yakaladım. Hatta bu fırsatı yakaladığım şu anda, Sarel’in 2011 fotoğrafının içinde de olacağını hissettim. Doğal, çok doğal. Güney Afrika eminim 2011’de de kalbimin köşesinde olacak. Bana her gün ‘yaşam enerjisi’ gönderen o ülke. Benim güzel Rene’min yaşadığı ülke. Siyahlarla, beyazların dünyanın en güzel renkleri olduğunu anlatan ülke.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Seni görüyorum Güney Afrika. I see you. Çok uzaklardaki kalbimin öteki parçası ne kadar yakınsa bana, sen de öyle yakınsın. “Nedir bu mesafeler, uzaklıklar kalpler arasında” diye isyan edenler 2011’de buluşsun istiyorum. “Önce ben” diye de parmak kaldırıyorum. Ve yazıyorum işte: &amp;nbsp;“Kimi uzaktakiler bize ne kadar da yakın, kimi yakındakiler bize ne kadar da uzak...”&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Böyle olacak biliyorum 2011. Mesafeler uçup gidecek,&amp;nbsp; gerçek yakınlar arasında. Mesafelerin önemi daha iyi kavranacak. Ölçülebilir olanlar, ölçülemeyenleri yenik düşürecek. Bu fotoğrafı boşa çektirmedik galiba. Fiziki yakınlıklar çoğu zaman fotoğraflara yansısa da, fiziki uzaklıklardır bizi bizden alan diyor... Gerçek yakınlıklar diliyorum. Evet, 2011 için budur dileğim... budur...!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3292881284018922586?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3292881284018922586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3292881284018922586' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3292881284018922586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3292881284018922586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/12/kim-yakn-kim-uzak-bye-bye-sarel-ubuntu.html' title='Kim yakın, kim uzak. ! Bye Bye Sarel.. UBUNTU. !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TRzMxhB12RI/AAAAAAAAAvs/YgXArHcD9-I/s72-c/DSC04580.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8802546341022389817</id><published>2010-12-08T23:53:00.000-08:00</published><updated>2010-12-09T00:08:25.596-08:00</updated><title type='text'>Müslümanı, Yahudisi, Urum'u.. Happy Hanukkah yaniii... iyi bayramlar</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TQCKPh6PMQI/AAAAAAAAAvg/431MGyQoVyE/s1600/DSC04475.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="188" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TQCKPh6PMQI/AAAAAAAAAvg/431MGyQoVyE/s320/DSC04475.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;“Tanrım, halkımızı her zaman kurtaran mucizeleri yarattığın için sana teşekkür ederiz.”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;“Tanrım sana Hanukkah ışıkları için teşekkür ederiz. Bu ışıklar bize hürriyetimizi koruma cesaretini versin.”&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;“Tanrım, ailemizin bu mutlu günde toplanmasını sağladığın için sana teşekkür ederiz.” &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bunlar ilk gün duaları. İlk gün mumları. Bu dileklere kim ortak olmaz ki, diye düşünmeden edemedim. Pek de farkımız yok birbirimizden. Ama onlar Yahudi, biz Müslüman. Ama beraberiz işte. Din dediğimiz şey garip birşey, hem birleştirici hem ayırıcı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evet, Yahudiler bu ara ‘ışık bayramı’ ya da ‘aydınlanma bayramı’ da dedikleri Hanukkah Bayramı'nı kutluyorlar. Geleneksel olarak hemen her yılın son günlerine denk gelen Hanukkah Bayramı, aslında 2 bin yıl önce Yahudilerin Helenlere karşı mücadelesini anlatıyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Amid var İsrail’in Ankara Büyükelçiliği’nde. Sanki onunla yıllardır Hanukkah kutlar gibiyiz. İşte yine bizi evinde biraraya getirdi. Kim der ona sadece bir diplomat. Basın işlerinden sorumlu bir diplomat. Belki de daha ötesi. Ama bu Ankara'daki son Hanukkah'sı. Taktı kafasına kipayı, eşi ve çocuklarıyla başladı Hanukkah duaları etmeye. Çoğu Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman konuklar da, onların dualarına eşlik etti. Mumlar yanıyor ışıl ışıl ve insanlar mucizeler için Tanrı’ya teşekkür ediyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Mucize var mı? Sormasam daha iyi. Herkesin mucizesi kendine. Nasıl herkesin Tanrı’sı kendineyse.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TQCKeW070nI/AAAAAAAAAvk/raR0oG5hZek/s1600/DSC04472.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="211" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TQCKeW070nI/AAAAAAAAAvk/raR0oG5hZek/s320/DSC04472.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yahudiler M.Ö 175 yılında Helen ordularının taarruzu ve tacizi altındaymışlar. Helenler her yeri yakıp yıkarken, Yahudiler de taarruz altındaki kutsal mabedlerine girip kandil yakmak istiyorlar. Giriyorlar da. Ama sadece bir güne yetecek kadar yağ buluyorlar. Ve fakat bir mucize gerçekleşiyor ve kandil 8 gün boyunca yanıyor. Yani, o günden bugüne Hanukah mumları yılın bir dönemi tam 8 gün boyunca yanıyor. Bayram günleri bu. Mumlar yanarken, bir yandan mucizelerin arkasında hep Tanrı’nın yer aldığı hatırlanıyor, diğer yandan da yağın suya karışmadığı gibi Yahudilerin de her zaman asimilasyona karşı duracağı vurgulanıyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Madem bayram günü. Türkiye kökenli İsrail Büyükelçisi Gaby Levy’le ve Amid’le bir fotoğraf çektirelim değil mi. Sonra özel Hanukkah tatlılarından yiyelim. Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım. Haaa, bir de teşekkür edelim. Ne için mi? Yanan mumlardaki ışığı görme yeteneğimiz için, içimizde oluşan sıcak duygular için.... Edelim işte... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8802546341022389817?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8802546341022389817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8802546341022389817' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8802546341022389817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8802546341022389817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/12/musluman-yahudisi-urumu-happy-hanukkah.html' title='Müslümanı, Yahudisi, Urum&apos;u.. Happy Hanukkah yaniii... iyi bayramlar'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TQCKPh6PMQI/AAAAAAAAAvg/431MGyQoVyE/s72-c/DSC04475.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3330311664486637351</id><published>2010-12-07T03:32:00.000-08:00</published><updated>2010-12-07T03:42:28.438-08:00</updated><title type='text'>South Africa: its possible / ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,                   photos by Sarel Van Zyl</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4a4r2TrHI/AAAAAAAAAvU/lRR7Sl0Pe1o/s1600/9P2U5709.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="229" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4a4r2TrHI/AAAAAAAAAvU/lRR7Sl0Pe1o/s320/9P2U5709.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4cBcpEcwI/AAAAAAAAAvc/R6JP0XaiZnE/s1600/9P2U5946.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4cBcpEcwI/AAAAAAAAAvc/R6JP0XaiZnE/s320/9P2U5946.JPG" width="217" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4a-QcWVFI/AAAAAAAAAvY/nq5HhAvQ2ls/s1600/9P2U6060.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4a-QcWVFI/AAAAAAAAAvY/nq5HhAvQ2ls/s320/9P2U6060.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Photos by Sarel Van Zyl taken in South Africa&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3330311664486637351?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3330311664486637351/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3330311664486637351' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3330311664486637351'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3330311664486637351'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/12/blog-post.html' title='South Africa: its possible / ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,                   photos by Sarel Van Zyl'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TP4a4r2TrHI/AAAAAAAAAvU/lRR7Sl0Pe1o/s72-c/9P2U5709.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2456209766404801600</id><published>2010-12-05T13:46:00.000-08:00</published><updated>2010-12-05T13:55:57.533-08:00</updated><title type='text'>Hiiiişşşş,,, kaç yaşındasın... Happy b-day Tebogo.... !</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPwKOMo1gYI/AAAAAAAAAvI/UBM_b8gNl8E/s1600/DSC04444.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPwKOMo1gYI/AAAAAAAAAvI/UBM_b8gNl8E/s320/DSC04444.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İki yıldan fazladır Ankara’dasın ve seni gören herkes “Kaç yaşındasın” diye soruyor? Bu Türkler’de yaş takıntısı var. Küçüksün, büyüksün, yaşlısın, göstermiyorsun ya da çökmüşsün. Konuşacak başka konu mu yok. Yok? Sinirlendirdiler beni Hilal, çok sinirlendirdiler. Hayır ya, küçük filan değilim. Bak kocaman adamım, büyükelçiyim ben. Bak, bu doğumgününden sonra yaş mevzuunu bir kenara atıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;At Tebogo, at. Takma sen onlara kafayı. Ama Tebogo, sen gerçekten hiç göstermiyorsun. Böylesi bir bebek surata sahip ol, sonra büyükelçi ol, hem de bu yaşta. Belki senin gibiler sokakta ip atlıyor, misket oynuyor. Hilal, döverim seni. Sen de hiç göstermiyorsun o zaman.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Günlerdir Tebogo için yaptığımız doğumgünü hazırlıklarından sona nihayet o kutsal kutlama günündeyiz. Evdeyiz, bizbizeyiz. Yaş 40 ama adama bak. Bir gram yağ yok. Bir çizik, bir kırışık. Üstelik çikolata. Mumları söndürüyoruz ve konuyu kapatıyoruz. Ey Ahali, duydunuz mu? Tebogo 40 yaşında. Evet, Güney Afrika Büyükelçisi. Yıllardır büyükelçi hem. Valla, çikolata farkı olabilir bu...Haydi keselim pastayı, keselim. Birlikteeee... Bensiz pasta kesemez. &amp;nbsp;Bu kaçıncı pasta keserken fotoğrafımız ama olsun daha yenilerini, hep yenilerini istiyoruz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPwHmNeHOxI/AAAAAAAAAvA/lL8tQ1uZH7M/s1600/DSC04459.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="221" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPwHmNeHOxI/AAAAAAAAAvA/lL8tQ1uZH7M/s320/DSC04459.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir bay Hilton var orda. Pastayı o getirmiş. Hilton’un yöneticisi. Pastanın özel bir kek olduğunu söylüyor. Yalancısın diyorum. Hatta pintossun. Ucuza getirmişsin. Adam 40 yaşına girmiş, şu getirdiğin pastaya bak. Valla dedikodu yapacağım, banane. Escart, adamım. Octoberfest’te İsviçre büyükelçisinin 19 yaşındaki kızını herkesin gözü önünde öpen Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Escart. Konuş canım: “Pastanın ne önemi var. Kesin gitsin. Bir yıl daha büyümek, zenginlik. Zenginleşiyorsun Tebogo”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Babaannem olsa, bu kadar şeker olur diyeceğim ama o babaanne değil.&amp;nbsp; Sevgili Fin Büyükelçi Kirsti. Gözü ısırdı beni bir yerden. Ciddi diplomatik analizlerime bayıldığını söyleyip, iltifat ediyor bana. Tamam buluşalım. Tamam, Wikileaks konuşalım. Yani dedikodu yapalım bir gün. Bizim Tebogo’nun amma Avrupalı arkadaşı varmış. Ben doğumgünü kutlasam, bu kadar insan gelmez. Herkes, “Yaşlıyım ama mutluyum” havasında. Tebogo yaa, yiyoruz içiyouz da... Sen gerçekten mutlu musun? Nedir bu 40? Cesur olmalıyız, cesur. Her yaşın keyfini çıkarmalıyız. Ama karar var. Daha çok eğleneceğiz. Hem çok çalışacağız, hem çok eğleneceğiz. Hayatı yaşarken pintos olmayacağız kendimize karşı. Daha çok ‘Seni Seviyorum’ diyeceğiz, sevdiklerimizin gözünün içine baka baka... Tamam Tebogo, tamam.. Mutlu yıllar... happy b-day...!&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2456209766404801600?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2456209766404801600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2456209766404801600' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2456209766404801600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2456209766404801600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/12/hiiiissss-kac-yasndasn-happy-b-day.html' title='Hiiiişşşş,,, kaç yaşındasın... Happy b-day Tebogo.... !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPwKOMo1gYI/AAAAAAAAAvI/UBM_b8gNl8E/s72-c/DSC04444.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6898444192564172837</id><published>2010-12-02T08:59:00.000-08:00</published><updated>2010-12-02T08:59:43.670-08:00</updated><title type='text'>1 WikiLeaks molası... I have only one secret... Victoria Secret...</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--&gt;    &lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPfQbB6X-uI/AAAAAAAAAuo/mTXZQFmldvw/s1600/DSC04411.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPfQbB6X-uI/AAAAAAAAAuo/mTXZQFmldvw/s320/DSC04411.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Günlerdir wiki wiki, wiki... Olan oldu tamam da, peki bundan sonrası? Güneşli yine Ankara. Kahve, &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yine sade. “Biraz küslük olacak Amerikalı diplomatlarla, sonra herşey eskisi gibi. Biz biraz tamirci olacağız. Ne işler yapmadık ki...” Acımak istiyorum ama acıyamıyorum bu Amerikalı diplomata. Ama canımı sıkıyor üzerinde durduğumuz spekülasyonlar. “Clinton istifa etse bana ne, etmese kime ne” diye bağırasım geliyor.... Tam o sırada Bach çalıyor. Yani telefonum. Kalbimin melodisi imdadıma yetişiyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evet Moi, evet. Kurtar beni bu sıkıcı Wikileaks diplomasisinden. Sıkıldım, sıkıldım uçmak istiyorummmm, yalın ayak yere basmak istiyorummmm,,,, ne eksiğimiz var çiçekten böcekten, ben de onlar gibi coşmak istiyorummmm.... Bu ne..? Moi’cim, sana Sezen Aksu parçası öğretiyorum. Sevdin di mi, tekrarını yapacağız merak etme. &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Haydi, bay bay monşer... Sade kahve için teşekkürler...&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kendimi bir monşer sohbetinden kurtarıp da, Moi’ye kavuşmam saniye bile sürmedi sanki. Nereye gidiyoruz? Isabel’le buluşmaya. Chanel’leri kontrol edeceğiz. Bu monşer eşlerinin durumu da ayrı bir analiz konusu tabii ki. Moi, benim çatalkaram çingenem diyeceğim değil. O bir siyah Güney Afrikalı.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kadının elini, soğuk sudan sıcak suya sokturmuyorlarmış o da çok sıkılıyormuş. Yaaa Moi, saçmalama diyesim var ama. Ama yok. Sana evler, hizmetçiler veriyorlar ama mutsuz oluyorsun. Hiiii, içim parçalandı şimdi. Arada kocasıyla birlikte sağda solda boy gösteriyor ya. İyi işte. Amaan sıkıcı. Sanırım hiç bir büyükelçi eşi Moi kadar samimi şekilde duygularını göstermez. Hava basar. Ahhhh şekerimmm...çok iş var, çoook... Hadi leeeeeen... !&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Isabel sıkılmamışmış mesela. Fransa Büyükelçisi’nin eşi olmak ayrı bir şeymiş. Yemem ben bu Wikileaks’i. Sıkılmışsın işte, Fransa’dan getirttiğin kremleri, şarapları, parfümleri, makyaj malzemelerini, sosisleri,&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;peynirleri satıyorsun. Yeni yıl deyip, ucuz fiyata. Hiç de ucuz değil ama Moi bana güzel yeni yıl hediyeleri alıyor ordan. Fransız Büyükelçiliği’nden. Elçilik dönmüş bir pazar yerine. Ama bak, &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;iyi iş yapıyor Isabelle. Satış yapıyor, ülkesinin mallarını tanıtıyor. Hem, hep beraber eğleniyoruz. Moiii, bak şu Chanel standının önünde bir fotoğraf çektirelim. Ordan alalım kendimize benim favori rujumdan... Chanel Lover Number 9. Denemeyen kalmasın. Yeni yılda şansınızı açar. Sonra Moi, evet sonra... gidip cheesecake ve kahve keyfi yapalım.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Tamam. Waka waka, anlaştık. Isabelle, sen ne diyordun şekerim. Fransız şarabı daha mı iyidir Güney Afrika şarabından. Hadi canım, sen gel de bize bir gün. İçelim, karşılaştıralım. Hiiii Allahım nerdeyim ben, kimlerleyim... Hadi hadi dışarı çıkalım.... Ama eğlendik. Hiç olmazsa Wikileaks dedikodularının arasında kısa bir nefes aldık. Neee, haftasonu da yine diplomat eşlerininin pazarına mı gideceğiz. Giderim ama tek şartla Moi. Bana 2 Chanel daha alırsın... Alırım diyor, almaz mı... Neeee? Kim öğretti sana bunu: I have only one secret... Victoria SECRET... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6898444192564172837?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6898444192564172837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6898444192564172837' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6898444192564172837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6898444192564172837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/12/1-wikileaks-molas-i-have-only-one.html' title='1 WikiLeaks molası... I have only one secret... Victoria Secret...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPfQbB6X-uI/AAAAAAAAAuo/mTXZQFmldvw/s72-c/DSC04411.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5850473328278461776</id><published>2010-11-29T00:10:00.000-08:00</published><updated>2010-12-01T06:31:58.754-08:00</updated><title type='text'>Amerikalı kadınlar ve Abdülkadir Aksu</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPNftaE_ODI/AAAAAAAAAuk/o8jPG62P9A4/s1600/abdulkadir+aksu.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPNftaE_ODI/AAAAAAAAAuk/o8jPG62P9A4/s1600/abdulkadir+aksu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ne var yani, kadına düşkün olmak ayıp mı? Bu Amerikalılar kıskanmış kesin Abdülkadir Aksu’yu. Gözleri cin cin parlıyor her zaman ya... yok yok,&amp;nbsp; en klas hareketi bıyık buruşu...haydiiii, şöyle yandan...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Onlarca Wikileaks belgesinden sızan yazılar, haberler arasında kaybolmuşken, Amerikan diplomasisinin yatak odasında at koştururken, sen kalk git Abdülkadir Aksu’ya takıl. Nasıl takılmam. Gülmekten ölüyorum, o sözkonusu olduğunda. Wikileaks belgelerini çözerken, bir yandan da msn’de her türlü kaynakla konuşuyordum tabii ki... Abdülkadir Aksu’nun genç kızlara düşkün olduğunu anlatan wikileaks satırlarından sonra başladı bi geyik. Nasıl düşkün, nasıl düşkün? &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Serserilik yapmayın işte. Düşkün adam. Amaaaa, çooook tatlı... Biz Rene’yle resepsiyonlara gittiğimizde yanımıza sek sek sekerek gelir “Yavvv, siz niye partiye çay içmeye gelmiyorsunuz” diye çıkışırdı. Rene, &amp;nbsp;“Ben Türkçe bilmez” bakışları fırlatsa da, birden elini Aksu’nun elinde bulurdu. Nazik adam, illa ki öpecek. Öperken, bakışlarını Rene’nin gözlerinin içine dikecek.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bir keresinde muziplik olsun diye Rene’ye “Hadi partiye gidip, Aksu’yu görelim. Çay içelim” esprisi bile yaptım. Rene’den gelen yanıt&amp;nbsp; : “Hilal, adam genç olsa gidebilirdik. Ben yaşlı erkeklerden hoşlanmıyorum”.... Benim güzel Rene’min dünya yakışıklısı kocası Jason’u vardı hem. Benim de bilgisayar teknisyenim. Ama bakın, Rene nasıl espri yüküyle yanıt veriyordu sorularıma. Hatta Aksu’nun ‘kadın düşkünü’ hareketlerini her seferinde başka bir resepsiyon eğlencesi yapıyordu. Aksu, kadınlardan konuşurken biz AK Parti’nin gidişatına giriyorduk. Aksu’ya Güney Afrika kahvesinden, zürafasına kadar bilgi vermişliğimiz de var.&amp;nbsp; Başka bir kadın olsa Aksu’nun muzip hareketlerini ciddiye alır, olay yapar, kızgınlıktan deliye dönerdi. Artık başka bir kadın demiyorum. Demek ki ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ndeki kadınlar Aksu’yu öyle anladı. Yani o tatlı, yaşlı adam üstlerine atladı. Utanmadan, Aksu’nun kadın düşkünlüğünü diplomatik belgeye yazmışlar. Ne desem boş. Obama’nın bunları değiştireceğine dair şüphelerim artıyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5850473328278461776?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5850473328278461776/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5850473328278461776' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5850473328278461776'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5850473328278461776'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/amerikal-kadnlar-ve-abdulkadir-aksu.html' title='Amerikalı kadınlar ve Abdülkadir Aksu'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TPNftaE_ODI/AAAAAAAAAuk/o8jPG62P9A4/s72-c/abdulkadir+aksu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8865398843931885487</id><published>2010-11-25T13:39:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T13:50:17.869-08:00</updated><title type='text'>India is India, Shiva is Shiva.... Şiva'yım ben, itinayla yokederim...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO7XJcaHShI/AAAAAAAAAuc/em3NcrhwHwc/s1600/DSC04380.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO7XJcaHShI/AAAAAAAAAuc/em3NcrhwHwc/s320/DSC04380.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Daha gözlerimin içine bakar bakmaz “parlıyor öylesine, parlıyor kendiliğinden” dediği günden beri &amp;nbsp;en yakın dostlarımdan biri olarak görüyorum onu. Ben daha kelimelere bile uzanmadan, o içimdeki sevinci, öfkeyi, gökkuşağını, coşkuyu, hüznü, yani herşeyimi anlayabiliyor çoğu zaman. Sihirlisin sen Raminder. Hem de çok sihirli. Çok kutsal bakışların var. Saatlerce otursam seninle diplomasi konuşsam, şu bardağımdaki yeşil çay ve dibindeki güzelim kurabiyeler hiç bitmese. Belki seninle hep tanışıyorduk biz, hep. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evet, roman bile yazabilirim. N’olmuş. Kıskanma, ey okur. Bak, neler anlatacağım sana. Yukarıdaki girişi boşu boşuna yapmadım. Yağmurlu bir öğle sonrasında kendimi Hindistan Büyükelçiliği’ne attım. Ankara’yı sel alırken, en kutsal sığınaktaydım belki. Sonra Raminder geldi. Yeşil çay isteyen gözlerle ona baktım ve sohbet başladı. Ben sanki onu yüzyıllardır tanıyor gibiyim ama Raminder, Ankara’daki büyükelçilik görevinde tam 2 yılını doldurmuş. Bir yıl daha var, yaşasınnn... Haydi Tanrılar, kutsayın bizi.&amp;nbsp; Fotoğrafımızda bir tanrı olsun istedim, oldu da... Ona göre... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ah Hilalll, Türkiye sanki küçük bir Hindistan. Haydi canım. Rengarenk insanlar, çeşit çeşit tipler, farklı dinler, farklı siyasi görüşler. Yaaa, Raminder böyle diyor Türkiye için, n’aberrr... Kavgayı, gürültüyü, patırtıyı Mevlana’yla çözebiliriz. Yani tolerans kültürüyle. Hoşgörüyle. Yapar mıyız diyorsun Raminder? Yaparsınız, yaparsınız...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO7Yt-7wfjI/AAAAAAAAAug/kf3DhnCgx0o/s1600/DSC04379.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="195" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO7Yt-7wfjI/AAAAAAAAAug/kf3DhnCgx0o/s320/DSC04379.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Raminder’le konuşurken, daldan dala atlamak, en abuk sorularımı sormak,&amp;nbsp; çocuk olmak, ama mutlaka yaramaz çocuk olmak istiyorum. Sığındığım bu limanda mutluyum tanrımmm... Raminder, senin bu kafandaki de türban değil mi. Evet, türban. Her sabah 2 dakikada sarıp kafasına çıkıyor Raminder. İşe türbanıyla gidiyor. Altında en şık takım elbiseleri. Bu türbanla daha yakışıklısın diyorum.Tamam Hilal, bir yeşil çay daha. Bu arada içtiklerim başka birşey olsa, neler olacak kimbilir. Hişşşş arkadaşlar... Hindistan’da türban serbest. Hem de erkekler için bile. Ama Türkiye’de yasak. Yok laik miyiz, islamcı mıyız tartışması. Çok diplomatiktir Raminder ve iç tartışmalara girmez ama onun aklı, mantığı der ki türban serbest olmalı kardeşim. Probleminizi çözün.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Hindistan geçiyor gözümün önünden. Raminder rakamlar fırlatıyor önüme. Tam 1 milyar 100 milyon insan yaşıyor orda. Çin’den sonra dünyanın en kalabalık 2. Ülkesi. Onlarca din var. Hinduizm, Budizm, Katolik,,,var oğlu var... 170 milyon müslüman da orda. Türkiye’den daha çok müslüman yani. Raminder bir Sih. Sadece yüzde 2’lik bir kesimi ülkesinin Sih. İnanıyor Tanrı’ya. Ama ne güzel cümle kuruyor: “Aklımda, beynimde, kalbimde ibadet ediyorum”&amp;nbsp; Zaten Sufizm'in etkisi altında onun dini Sikhism’de.... E bu adam ne okur??? Nayn,,, Elif Şafak’tan çok Orhan Pamuk okur. İstanbul der, Benim adım Kırmızı der.&amp;nbsp; Ve der ki... “Hilal, Türkiye’deki çeşitliliğe, farkılığa hayranım”... Farklılıklarımızı, çeşitliliklerimizi koruyor muyuz sorusu işgal eder beynimi o an. Kötü kötü düşünceler sarar etrafımı. Ah, ne yapsam Raminder. Tamam, tamam. Şiva’yı düşünüyorum. Tanrı’nın 3. Yüzünü. Şiva, yokedici’dir. Kötülüğün yokedicisi... Ben Şiva’yım öyleyse diyorum. Öylesin, diye onaylıyor Raminder. Söz veriyorum Raminder’e. Onu daha çok arayacağım ve farklılıklarımızı korumak adına neler yaptığımı tek tek anlatacağım. Daha çok kendinden insanlara, kendi gibi insanlara sarılacağım.... Tüm kötülükleri yok edeceğim... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8865398843931885487?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8865398843931885487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8865398843931885487' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8865398843931885487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8865398843931885487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/india-is-india-shiva-is-shiva-sivaym.html' title='India is India, Shiva is Shiva.... Şiva&apos;yım ben, itinayla yokederim...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO7XJcaHShI/AAAAAAAAAuc/em3NcrhwHwc/s72-c/DSC04380.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8422506036415575520</id><published>2010-11-24T10:05:00.000-08:00</published><updated>2010-11-24T10:07:56.477-08:00</updated><title type='text'>Mülteciler çöp değildir... Peki, nedir ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO1TOVZoAjI/AAAAAAAAAuY/asydXGP1-8k/s1600/DSC04377.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" ox="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO1TOVZoAjI/AAAAAAAAAuY/asydXGP1-8k/s320/DSC04377.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sen de kimsin, senin ne işin var Türkiye’de? Niye geldin, n’oldu? Böyle sorular olmaz tabii. Burada amaç, karşımdaki kişiyi nasıl sorguya çektiğimi, sorgularken nasıl en ciddi tavrımı takındığımı göstermektir ey okur. ‘Okur’ dediğim kişi, kendini biliyor artık. Hele benim, ruhumu okuyor. Hangi durumda geyik boyutundayız, değiliz, farkındayız değil mi.&amp;nbsp;Altyazı sistemine son verdik bundan böyle. Aferin... Hem size, hem bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiseri Antonio Guterres var karşımda. Ankara’ya geldim, kiminle buluşuyorum, işe bak. Portekiz’de bir dönem başbakanlık yapmış ama. Hiiişş, önemli bir şahsiyetle başbaşayız. Hem bana diyor ki, “Ben Türkiye’ye ilk geldiğimde, sen daha doğmamıştın bile...” Yani, saygımız sonsuz kendisine. Birden rakamlar uçuşuyor havada. Türkiye’de 6 bin mülteci, 4 bin de sığınmacı varmış. Irak, İran ve Afganistan’dan kaçanlar, Türkiye’ye sığınıyorlarmış. Vah yaaazıkkk.... Kaçmışsın, daha doğru düzgün diyarlara git değil mi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu dağıtanı gebertirim. İş çok ciddi. Portekizli amca, mültecilerin korunmasından tut, onlara doğru düzgün hayat standardı sunmaya kadar uluslararası pek çok konuda Türkiye’yle işbirliği yaptıklarını söylüyor. Türkiye, gene kritik önemde. İyi de neden. Neyse ki yanıma zehir gibi bir monşer düşüyor da o sıra, zihnim açılıyor. Biliyor musun okur, biliyor musun: Uyuşturucu, silah, göçmen... hayır, kadın yok. Bu üç konu dünyada yaşanan en büyük sorunların başlıkları. Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle yaşadığı en büyük sorun da yasadışı göç. AB’ye yasadışı yollardan giren 100 kişiden 80’inin Yunanistan’dan girdiği tespit edilmiş. Yunanistan’a gidenlerin en az yarısı da Türkiye üzerinden geçiyormuş. Doğu’yla Batı arasında nasıl bir köprüyüz anlayın. AB ülkelerinin sınır konuma konusunda uzmanları Türkiye-Yunanistan sınırında nöbet tutuyor. Sınırdan kaçıp gelenin sonu cidden harap. El insaf insanoğlu...Nerde hukuk? Türkiye’de mi, Yunanistan’da mı ? C-Hiçbiri... yok yok,, Türkiye’de ilerleme var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırdan kaçışlar, mülteciler konularında ilerleme kaydetmek için çalışan Türkiye, duvarı delmeye hazır. Yani, ilk kez bir iltica yasası çıkacakmış. Çalışmalar sonlanmış. Seks köleleri, köle gibi çalıştırılan işçiler, böbrek hırsızları... bekleyin, artık siz de adam gibi yaşam koşullarına sahip olacaksınız. Türkiye, becerir mi, becerir. Hah, gelelim Portekizli Guterres’e. Ankara’da görüşmedik yetkili bırakmamış. “Madem adam gibi iltica yasası çıkarıyorsunuz, biz size yardımcı oluruz” düşüncesinde. Ne iyi adam, ne iyi... Ama birden canım sıkıldı. Kendi ülkesinde var olamamış, ya siyasi nedenlerle ya parasızlık yüzünden, ya da işte olmamış, açamamış kendi topraklarında... onlarca insan yollara düşüyor. Ne için... Yaşamak için... Daha fazla yazmayacağım. Çok sıkıcı konu ama siz de şunu bilin: Mülteciler ‘çöp’ değildir. Evet, bu cümleyi bir yerden yürüttüm. Konuyu sıkıcı olmaktan çıkarmış, başarılı. Ne demiştik. Mülteciler konusunda duyarlı oluyoruz. Ben olacağım. Konuyla ilgili ayrıntılı yazılarımda buluşuruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8422506036415575520?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8422506036415575520/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8422506036415575520' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8422506036415575520'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8422506036415575520'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/sen-de-kimsin-senin-ne-isin-var.html' title='Mülteciler çöp değildir... Peki, nedir ?'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TO1TOVZoAjI/AAAAAAAAAuY/asydXGP1-8k/s72-c/DSC04377.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-7576401950827145817</id><published>2010-11-23T12:36:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T13:04:28.801-08:00</updated><title type='text'>Kim kaynaşmış AB'yle, kimmm? Barcelonaaa... Niçin olmaz...! (3)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOwkqKu3nOI/AAAAAAAAAuM/XQgON1NuQls/s1600/DSC04327.JPG" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="163" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOwkqKu3nOI/AAAAAAAAAuM/XQgON1NuQls/s320/DSC04327.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Biz kadınlar biraraya gelince ne konuşuyoruz? İlk aşklar, son aşklar, en komiğinden yatak hikayeleri, gelecek planları, erkeklerin arızaları, kadınların saçmalıkları... işte bildiğin ‘seks and the city’ hikayeleri... Geç bunları geç...Şimdi en derin mevzulara girme zamanı. “Avrupa bir Hıristiyan kulübü” teorisi, çoktan gerçek olmuş.&amp;nbsp; “ Oooh canıma değsin” türünden bir kadeh kaldırıyorum. İrlanda, İspanya, Polonya, Letonya karmamızdan en hınzır bakışlar bana dönüyor. Avrupalı yöneticiler, Avrupa halklarını kaynaştırdıklarını sananlar, en çok da gençlerin kafasını karıştırmış işte. Hepsi dönüp dönüp, “Türkiye’ye AB üyeliği konusunda sürekli haksızlık yapılıyor ve biz buna göz yumuyouz” cümlesinde birleşiyor. Eyvah, eyvah.... ! Demek ki, Türkiye’yi Avupa’yla, Avrupalıları da Türklerle, ya da kendi içlerinde kaynaştıracak gücün adı&amp;nbsp; ‘siyaset ya da siyasetçi’ değil. &amp;nbsp;Ama biz biraradayız. Birbirini anlamaya çalışan gençler. Gençler, politikacılara ‘şöööyle bir geri çekilin’ diyor ufak ufak.... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOwlgqGca8I/AAAAAAAAAuQ/JexNrEHhPEQ/s1600/DSC04352.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="203" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOwlgqGca8I/AAAAAAAAAuQ/JexNrEHhPEQ/s320/DSC04352.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ha ha ha... Politikacılar kaynaşma-kaynaştırma konusundan anlamıyor. Öyleyse bizim daha çok çalışmamız gerekiyor. Nereye... Aaa, burası küçücük bir bar. Bak kim geliyor. Lavangardia’nın (Lavanguardia) &amp;nbsp;dış haberler editörü. &amp;nbsp;Bizim Gama’nın patronu. En üst düzeyde ağırlanıyoruz gene. Hilal, oldun sen yine Beyaz Türk.. yok yok, ne alaka... ! Bu sevimli patron heyecanlı. Hepimize içki ısmarlıyor. Şubatta İspanyolca’nın yanısıra Katalanca çıkartacaklar gazeteyi. En büyük patron, basmış parayı. Çeşitlilik olsun istemiş. Bizde, yani Türkiye’de bir ulusal gazetenin patronu basıp da parayı, Türkçe çıkardığı gazetenin Kürtçe versiyonunu çıkarmayı düşünmüş müdür acaba. Düşünebilmiş midir. Korkmuş mudur, gereksiz mi görmüştür. Biz de paralar nereye basılmıştır... Aman yaaa,, çok düşünmeyeceğim. Bu İspanyollar sollamışlar işte. En, en özgürlüklere kavuşma boyutundalar ama halen yetersiz diye çırpınıyorlar. Demek ki bizim çırpınmamız değil, yırtırmamız gerekiyor... Yırtınnnn, Türkiyeeee.... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Ama Hilal, Apollo’da siyaset konuşamayacaksın. Bas-git, yürü. İşte alabildiğine geniş bir gece klubü. Her çeşit erkek mevcut. Karo, itekliyor beni. Bir de bağrış, çağrış. “Al sana kaynaşma...” Gama, yüksek sesle soruyor: Katalan erkekler nasıl... Nasıl ? Fizik olarak benziyorlar biraz Türklere. &amp;nbsp;Polonyalılardan daha güleryüzlülermiş. Letonyalılardan daha sıcak kanlı. İrlandalılardan daha komik. Neyse canım, hep birlikte Lady Gaga dinliyoruz işte. Ayrıntılar mutlaka ertesi günkü kahvaltıda masaya yatırılacak. Kim nasıl kaynaşmış, kaynaşamamış . Kim seksiymiş, değilmiş. Tüm ince detaylar... Eee var mı detay, var mı? Var var,,, aramızda kaynaşma konusunda ortak makale bile yazmak isteyenler var... Niçin olmazzzz,,,, niçin olmaz.... !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-7576401950827145817?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/7576401950827145817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=7576401950827145817' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7576401950827145817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7576401950827145817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/kim-kaynasms-abyle-kimmm-barcelonaaa.html' title='Kim kaynaşmış AB&apos;yle, kimmm? Barcelonaaa... Niçin olmaz...! (3)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOwkqKu3nOI/AAAAAAAAAuM/XQgON1NuQls/s72-c/DSC04327.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8917713587519592844</id><published>2010-11-22T10:15:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T13:05:30.226-08:00</updated><title type='text'>Haydi Barcelona. Lets kiss... Chanel Lover number 9... Kızlarla öpüşüyoruz!. (2)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqx4TBiTzI/AAAAAAAAAuA/BRtjclvPLg0/s1600/gaudi5-barcelona.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;    &lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqx4TBiTzI/AAAAAAAAAuA/BRtjclvPLg0/s1600/gaudi5-barcelona.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqx4TBiTzI/AAAAAAAAAuA/BRtjclvPLg0/s320/gaudi5-barcelona.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Saate bakmayı hiç istemiyorum aslında. Ama kolumdan çıkarmıyorum saatimi. Her dakika, her an içime işlesin istiyorum. Öyle de oluyor. Barselona, tüm güzelliğiyle başımı döndürmüş olsa da,&amp;nbsp; “Hadi canım sen de. Nerede olduğun değil, kiminle olduğun”&amp;nbsp; önemli diyorum. Birbirine sevgiyle, kahkahayla, yaramazlıkla sarılmış 5 genç kadınız biz. En çok bana yakıştığına inansak da hep birden Chanel Lover number 9’la dudaklarımızı boyuyoruz. Birbirimizin dudaklarını hatta. Benim güzel kırmızı rujum, dudaktan dudağa geziyor. Ver onu bana, ben de senin kadar güzel dudaklarım olsun istiyorum. Makyaj tamamsa, haydi şimdi sokağa çıkalım...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Katalunya yemekleri yiyeceğiz, insanı sinir edercesine güzel Barselona sokaklarından sonra. Evet, yanlış duymadınız. Sokaklar, kendini yedirecek kadar lezzetli. Gaudi denen adamın sadece mimar olmadığı kesin. Uçmuş, yere inmiş, sonra bir daha kanatlanmış, renkleri şekillerle seviştirmiş, kalbini kırmış tuğlaların, muzip oyunlar oynamış porselenlerle, mozaiklerle. Katalan mimarın en dudak uçuklatıcı binalarının en güzel şekilde sergilendiği Barselona’ya, ondan sonra da hep adam gibi belediye başkanlarının, yöneticilerinin geldiği kesin. Bir şehir bu kadar renkli, bu kadar düzgün ve bu kadar iştah açıcı olabilir. Şehircilik üzerine ahkam kesmekten öteye gidemeyen sivri Türk yöneticilerin az olsun görmesi şart Barselona’yı. Ama görmek, anlamak mı, orası ayrı mesele. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqzp3iOagI/AAAAAAAAAuI/XtmWCPCbep8/s1600/DSC04372.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqzp3iOagI/AAAAAAAAAuI/XtmWCPCbep8/s320/DSC04372.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Vınnnnn, vınnnnnn... Motorsiklet sesi, bisiklet dönüşleri. Haydi atla arkama, seni sahile götüreceğim. Avrupa’da motorsikletin ve bisikletin en çok güzelleştirdiği kentin de Barselona olduğunu öğrenin. Motorlar için yapılmış minnacık park yerlerine bakıp da azgınlaşmayan yok. Bineceğim diyorum, biniyorum. Kızlar arkamda. Sonra motorsikletli çocuklara takılıyoruz. Sonu yok, gidiyoruz. Gidelim. Sonra duraklayalım. Bir Sangria molası, sonra devam. Evet, hayat aynen böyle devam ediyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Ben kurbağa bacağı tadacağım. Özledim. Öyleyse tamam. Yemediğimiz et kalmasın şehirde. Luis akıllı mimar. Bizi süper bir restorana götürüyor. Yanımızda bir Luis, bir de Gama yok değil elbet, daha diğer Katalanlar. Yerli halkla gezmek şart arkadaşlar. Ben ne şanslıyım ya. Yok yok, bütün kızlar şanslıdır. İyi, güzel ve samimi arkadaşı olan kızlar. Birbiriyle ruj paylaşan, birbirinin saçını yapan, &amp;nbsp;birbirine güç veren.. dahası da var.. yapma Karolina, yapma Shona. Öpüşmeyin desem de öpüşüyorlar. Bak sonra Katalan çocuklar “Lesbianism,,, ya da Lesbos” diye diye dalga geçecekler.&amp;nbsp; Hiiiii, Gama sen de mi... öpecek misin.. öyleyse öp, öp, öp...&amp;nbsp; “Seviyorsan öpersin. Şimdi kim takar seksi “ dese de Gama, daha gece klubüne gideceğiz... Tamam, tamam... önce öpüşelim. Haydi Barcelona, haydi öpüşelim... &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqx4TBiTzI/AAAAAAAAAuA/BRtjclvPLg0/s1600/gaudi5-barcelona.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8917713587519592844?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8917713587519592844/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8917713587519592844' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8917713587519592844'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8917713587519592844'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/haydi-barcelona-lets-kiss-chanel-lover.html' title='Haydi Barcelona. Lets kiss... Chanel Lover number 9... Kızlarla öpüşüyoruz!. (2)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOqx4TBiTzI/AAAAAAAAAuA/BRtjclvPLg0/s72-c/gaudi5-barcelona.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6755528115517841134</id><published>2010-11-22T04:26:00.000-08:00</published><updated>2010-11-23T13:06:25.332-08:00</updated><title type='text'>Katalunya MUCK, MUCK... ! Kürt müsün, Katalan mı, İspanyol mu, yoksa bölücü mü... Ne hissedersen osun ! (1)</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOphSo51WfI/AAAAAAAAAt8/bSlhShmz39o/s1600/DSC04279.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="209" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOphSo51WfI/AAAAAAAAAt8/bSlhShmz39o/s320/DSC04279.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdi saate bakıyorum ve size Barselona’dan bildiriyorum. Evet, İspanya. Yok,,,Burası Katalunya. Katalan kızımız Gama’mızdan düzeltme geliyor. “Princess Hell, doğru yaz. Katalunya’dayız ve saat sabahın 6'sı...” Sormadan edemiyorum. Gamma, anladık sen Katalansın da, nedir bu takıntı. Takıntı değil gerçek. Benim kendi bayrağım, kendi dilim var. Neyyyn,, bölücüsün öyleyse. Hayır, hiç şiddeti savunmadı Katalanlar. Özerklikleri ve bağımsızlıkları için her türlü hukuki mücadeleyi verdi. Kazandınız mı?? Kazandık. Ama ben ayrı bir devlet istiyorum. Bu Gamma, cidden bölücü olabilir. Al canım sen bir cin-tonik daha iç. Demeye kalmadım...Yeni ama tanıdık bir cümle daha Gama’dan: “Siyasi ve kültürel hakların tanınmasıyla bir devletin bütünlüğü bozulmuyor. Türkler biraz tarih okusun. Kürt sorununu amma da uzattınız”....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler biraz geri gitsin... Geçen yıl Amerika’yı sallayan gazeteci grubunu Katalunya’da toplamaya karar vermiş Gama, bunu başarmıştı. Ama bir baktık, grubun kızları toplanmış. Allahım,,, çok mutluyum diye uyanıyorum Barselona'da. Yanımda Karolina var. Gama’nın bizim için hazırladığı havalı yatağın üstündeyiz. Gülmekten karın ağrısı çektiğimiz sırada bile Karo, “Kahretsin, seks yapamayız. Bu yatakta mümkün değil” esprisiyle hem kendisini hem beni öldürüyor. Haydi sen git bana kahve yap. Olur, canım. Bak seeen, Shona hanım bize omlet bile yapmış. Mutfak yanıyor. Dublin’li radyocu güzel, olmuş bir mutfak tavuğu... Biz dağıtırken evi, barları, restoranları, Luis kafayı yesin... Ama sonra o ne mutluluk... Kızlarr,, iyi ki varsınız... Varız tabiii... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin altını üstüne getirdiğimiz, birbirinden yakışıklı, güzel ve ideolojik farklılığa sahip Katalanlarla parti yaptığımız geceye gidelim. Pardon, saat veremiyoum. Luis’e bak, durup durup Kürtçe halaylar, şarkılar buluyor youtube’dan. Provakasyon var. Benim dayım, bir Kürtle evlidir ve ben kardeş Kürtlere bayılırım. Hepsi PKK’yla bağlantılı bilinir, cahillerce. Büyük yanlıştır. Hani sen demiştin ya “ETA’nın silahı var. Bask ülkesi, silahlı mücadeleyi isteyenlerle doludur ama Katalanlar şiddeti hiç sevmez...”. O yüzden, her Kürt PKK’lı değildir. Kendi anadillerinde özgürce yaşama hakları savunmalıdır. Türkiye, Kürt sorunu ile terör sorununu adam gibi çözmelidir. Konuşturmayın beni.... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gama’dan sonra Chavi, sonra yakışıklı Farran, sonra öteki kız, adını unuttum... Hepsi farklı farklı konuşuyor. Katalanlar, Bask ülkesi ve işte topluca İspanya. ETA teröründen az çekmedi hepsi. Franco’nun otoriter nasyonal Katolik rejimine karşı doğan ETA, İspanya’yı az bombalamadı, az insan ölmedi. Sonra n’oldu. Bask ülkesine, Katalunya’ya özerklik. Terör bitti mi,,kimse emin olamaz. Herkes kendi anadilini, bayrağını kullanıyor. İspanya bölündü mü. Hayır... Herkes mutlu mu... Şüpheler çok. Ev partisinin genç Katalanlarından kimi kendisini Avrupalı, kimi sadece İspanyol, kimi Katalan, kimi de apolitize hissediyor. Ama ortak bir görüş var. Avrupa Birliği, farklı kimlikler ve kültürlerin ortak yaşaması konusunda doğru düzgün hareket edemiyor. Sıkışık aptallar deniyor AB’li yöneticilere Katalunya’da... Gama, ağzını fena açıyor gene. Siyasetçiler insanların duygularından bihaber yaşıyor. Hepsinin canı cehenneme. Ben kendimi Katalan hissediyorum o kadar... Daha çok uzasın bu siyasi muhabbet, çok uzasın diyorum ama youtube’dan Tarkan’ı fırlatıyor seksi Leton kızımız, güzel Mara’mız... Yakalarsam,,,, MUCK MUCK....!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6755528115517841134?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6755528115517841134/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6755528115517841134' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6755528115517841134'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6755528115517841134'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/katalunya-muck-muck-kurt-musun-katalan.html' title='Katalunya MUCK, MUCK... ! Kürt müsün, Katalan mı, İspanyol mu, yoksa bölücü mü... Ne hissedersen osun ! (1)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TOphSo51WfI/AAAAAAAAAt8/bSlhShmz39o/s72-c/DSC04279.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-7550727922044184295</id><published>2010-11-12T00:51:00.000-08:00</published><updated>2010-11-12T01:11:06.812-08:00</updated><title type='text'>Ve Rahşan ve KKTC... Ey ruh, ey ruh !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TN0ETYdyQlI/AAAAAAAAAt4/0mnGICrreBg/s1600/LUSI9821.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="313" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TN0ETYdyQlI/AAAAAAAAAt4/0mnGICrreBg/s320/LUSI9821.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;AB, Türkiye’yle ilgili son ilerleme raporunda Türkiye’nin AB’ye üye olmasının nerdeyse tek koşulunun Kıbrıs olduğunu ilan etti. Haksızlık bu, çok büyük haksızlık diye günlerce uykusuz kaldım. Kıbrıs’ta, KKTC diye bir devletin varlığını hiçe sayıp, adayı temsilen Rum yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kendi üyesi yapan AB, adadaki Kıbrıslı Türklere ‘ölün, ne haliniz varsa görün’ gaddarlığıyla yetinmiyor bugün, Türkiye’ye de “KKTC’yi bırak, Kıbrıs’ı tanı” çağrısı yapıyor. Hey Allahım. Hani bizim memlekette aklı başında birini bulmak zordur ya, AB’de de aynısı. Kendini, uluslararası otorite gören 3-5 düdük adam yüzünden Türkiye, ‘KKTC kaç, Kıbrıs yakala’ oyunu oynayacak. Pek de sanmıyorum. 2011 seçimine koşan AK Parti yönetiminin AB’ye bir “1 minute” ayarı çekmesi an meselesidir. İyi de KKTC ne olacak, KKTC?&lt;br /&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Avrupalılar, açıkça söylemeyi ısrarla reddederler. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir KKTC’nin açılımı. 27. yaşını kutluyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1974’te adaya yaptığı ‘barış harekatı’nın sonrasında, ya ölüm ya istiklal denilmiş, binbir türlü pazarlıkla KKTC kurulmuş. Kısa, Kıbrıs siyasi tarihinin her satırında insanın tüylerini diken diken eden acı, ızdırap ve gözyaşı var. Ama bir gurur çıkıyor önünüze sonrasında dudaklarınız yanıyor o gerilimden. Harekatın işgal mi, yoksa barış amaçlı olduğu bile halen tartışmalı, gerisini ‘varın düşünün’ demiyorum. Mutlaka okuyun.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evet, KKTC 27. Yaşını kutluyor. Bu kutlamalara ne Avrupa’dan ne Amerika’dan ne de dünyanın başka bir yerinden katılım var. Kimse tanımıyor KKTC’yi. Ama yine de ‘yalnız ve güzel’ bir ülke değil Türkiye gibi. KKTC’nin arkasında Türkiye var. Hatta KKTC, Türkiye’yi güzelleştirecek güçte. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Haydi, kutlama resepsiyonuna gidelim. Bütün Türk ordusu, resepsiyonu ‘işgal etmiş’ esasen. Resepsiyon sahibi KKTC’nin Ankara Büyükelçiliği, heyecan içinde. Büyükelçilik Müsteşarı Hüsnü Duba’nın gözlerini hiç bu kadar pırıl pırıl görmemiştim. Ama çok kalabalık burası. Arkadaşım Servet, resepsiyon için giyinip süslenen onlarca kadının arasında kendini en çok etkileyen ismin Rahşan Ecevit olduğunu söylüyor. Ne kadar da haklı. Cumhuriyet’le aynı yaşta Rahşan Hanım desem, ‘olabilir’ der geçersiniz. Ama ‘efsana Karaoğlan Bülent Ecevit’ desem, içten içe gülümsersiniz. Kıbrıs barış harekatının kahramanıdır Karaoğlan, dilden dile anlatılır. Kocasını kaybeden Rahşan Hanım, ruhunu kaybetmemiştir. Olay da budur. Resepsiyon salonunda ince bir kuğu gibi süzülürken,pozitif ve sağlıklı görünüşüyle herkesi çarpmıştır. Süslenmek boşuna ey Türk gençliği,, ruh gerek bize ruh...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-7550727922044184295?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/7550727922044184295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=7550727922044184295' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7550727922044184295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7550727922044184295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/ve-rahsan-ve-kktc-ey-ruh-ey-ruh.html' title='Ve Rahşan ve KKTC... Ey ruh, ey ruh !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TN0ETYdyQlI/AAAAAAAAAt4/0mnGICrreBg/s72-c/LUSI9821.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1815786721192626630</id><published>2010-11-10T00:53:00.000-08:00</published><updated>2010-11-10T01:06:45.251-08:00</updated><title type='text'>Bugün 10 Kasım, çocukların kafasını karıştırmayın...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNpb4A2TrMI/AAAAAAAAAtw/nvOHRqwRg4o/s1600/sal%25C4%25B1ncak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNpb4A2TrMI/AAAAAAAAAtw/nvOHRqwRg4o/s320/sal%25C4%25B1ncak.jpg" width="214" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Saat; 9 buçuk oldu. Ben yazının başına otursam da evimin hemen arkasındaki ilköğretim okulunun bahçesinde Ata’yı&amp;nbsp; anma etkinliği sürüyor. Sadece okulla aramdaki büyük cadde değil her yer ama her yer çocuk sesleriyle çınlıyor. “Çok özlüyorum seni Atam”&amp;nbsp; diye haykırdı 6. sınıf öğrencisi Tülay. Hakan, “Mustafa Kemal’i anlamak yerinde saymak değildir” diyor. İsimleri anons edildikçe hepsi bir bir kürsüye çıkıyor. Geceden “Atam, kalbimdesin” şiirini ezberleyen Ezgi, “Hiloş teyzee, 9’u 5 geçe beni değil, Atatürk’ü düşünün. Kürsüden ona sarı laleler atacağım” sözleriyle Atatürk dünyama, çocukluğuma, gençliğime umut tohumları ekmişti en güzelinden. Bu çocuklar hiç susmasın, bu koşuşturma bitmesin istiyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Türkiye’nin neresinde olursa olsun çocuklar; bizim özlemimizi 300 bine katlar şekilde umutla anıyorlar Atatürk’ü bugün. Hepsi, “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” şarkısını teninin en incinen yerlerinde hisseden büyüklere, &amp;nbsp;meydan okurcasına haykırıyor. Okuyup, koca koca adam olacaklar. Elleri iş tutacak. Üretecekler yorulmadan. Alınlarının terini zevkle silecekler. Bir fincan kahvenin tadını sindire sindire çıkartacaklar. Bizim de hayalimiz değil mi bu? İçten içe isteyip, çoğu zaman kötü düzene- kötü insanlara takılıp da üzerine şüphe bulutları serdiğimiz hayalimiz bu değil mi? Bugün 10 Kasım ve bütün çocuklar büyüyecek. Peşinden koştukları hayalleri kimsenin gaspetmeye hakkı var mı diye soruyorum kendime. Hırsla soruyorum size? Var mı! &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Evet, sinirim depreşti. Okula gönderdiği çocuğunun arkasından kara kara düşünen veliler görüyorum her yerde. Bu çocukların hayalleri ne olacak ? Bu velilere, bu endişeyi yaşatmaya kimin hakkı var peki, kimin ? 87 yıl önce Cumhuriyet’i kurmuş lider Atatürk yok bugün aramızda. Peki, kimler var? Halen Türkiye’nin laik olup olmadığını sorgulayan, ‘laiklik tehlikede’ diye cahil cahil sloganlar atanlar var. Daha 9 yaşındaki Ezgi, televizyon haberleri kulağına çalındıkça “Çalışkan-tembel diye ayırdığınız gibi mi ayırıyorsunuz türbanlı-türbansız öğrenciyi. Çok sıkıcısınız” diye isyan ediyor büyüklerine. Annesine “iyi arkadaş-kötü arkadaş” bile dedirtmeyen Ezgi’yi kim aydınlatacak? Canım, şimdi yanımda olsa “Hiloooooşşş, sen tabii kiii” yanıtıyla boynuma sarılırdı. Yok, Kürtçe konuşan ülkeyi bölermiş, ‘ Alevi-Sünni-Ermeni-darbeci-kemalist’ herkesi bilmek gerekirmiş, yok 2013 senaryosuymuş, yok ülkeyi ninjalar basmış mış... Al eline bayrağı Anıtkabir’e koş, 'kalksa da yerinden yıkıldığımızı bir görse' diye bas bas bağır, kadın günü yap 10. Yıl marşı oku, yakandan Atatürk rozetini hiç çıkarma ama sokakta gördüğün insanlara gülümsemekten bile bihaber ol.... Cumhuriyet’e verilen değer bu mudur, Atatürk’e saygı bu mudur? Aydınlatalım derken, kafa karıştırdığımızın farkında mıyız? Evet, bugün 10 Kasım ve biz Atatürk çocuklarıyız. Onun dediği gibi ‘zeki-çevik-çalışkan’ olamaz mıyız... olamaz mıyız... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1815786721192626630?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1815786721192626630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1815786721192626630' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1815786721192626630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1815786721192626630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/bugun-10-kasm-cocuklarn-kafasn.html' title='Bugün 10 Kasım, çocukların kafasını karıştırmayın...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNpb4A2TrMI/AAAAAAAAAtw/nvOHRqwRg4o/s72-c/sal%25C4%25B1ncak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-268035707987720760</id><published>2010-11-04T02:19:00.000-07:00</published><updated>2010-11-04T02:19:07.247-07:00</updated><title type='text'>Bir monşer gördüm, kitap yazıyor....</title><content type='html'>&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--&gt;    &lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt; /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Table Normal"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin-top:0cm; mso-para-margin-right:0cm; mso-para-margin-bottom:10.0pt; mso-para-margin-left:0cm; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Calibri","sans-serif"; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-fareast-font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-theme-font:minor-fareast; mso-hansi-font-family:Calibri; mso-hansi-theme-font:minor-latin; mso-bidi-font-family:"Times New Roman"; mso-bidi-theme-font:minor-bidi;}&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNJ5qF9bJMI/AAAAAAAAAts/PsAhzSVCedk/s1600/DSC04199.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="205" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNJ5qF9bJMI/AAAAAAAAAts/PsAhzSVCedk/s320/DSC04199.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Yeni bir kitap çıkıyor. Adı; “Dışişleri İskelesi” olacak. Niye? &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“E ben, 34 yıl boyunca Dışişleri İskelesi’ne bağlı kaldım. Adım Deniz. Hep deniz sorunlarıyla ilgilendim. Denizciyim yani..” Damarlarındaki ülkücü kanıyla Kıbrıs, Ege, Boğazlar konularında Türkiye’nin uluslararası sularda yaşadığı sorunlarla yılmadan boğuşan bir monşerle mi konuşuyorum ne? “Bana monşer dersen, seni mahvederim. Monşerlerin en büyük savunucusu benim. Biz hariciyeciyiz,&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;adamı sallarız.” &lt;span&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Tamam, ne yapabilirim. Adınız çıkmış ‘monşer’e, inmez ‘bizden biri’ne... “Bizi halktan kopuk monşer diye suçlayanlar, kendine baksın. Onlar dünyadan kopuk...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Ben siyasete girmek istemiyorum Deniz Bey. Bu monşer tartışması bitmez zaten. “Damarlarımdaki ülkücü kanı” deyimini de sizden çaldım zaten. Benim derdim şu kitap. Yani, olacak 4. kitabınız. 700 sayfayı aşkın. Siyasette çok sıkıcı günler geçirdiğinden, durup durup kitap mı yazıyor yoksa Deniz Bey. Yok canım, yok. Uluslararası sularda dönen dolapları, Türkiye’nin başına sürekli çorap ören Yunanistan’ın hukuki tüm açmazlarını, NATO’yu, diplomasinin hukuktaki yansımalarını ıcığına, cıcığına kadar bilen uzman bir diplomat olursan, her yıl bir kitap basarsın nerdeyse. Bir de soyadın Bölükbaşı. Türk siyasi tarihine kazınmış bir soyisim. Sonra başla yazmaya. 1; Ege Sorunları (İngilizce yazılıp, İngiltere’de yayımlanıyor), 2; Türk Siyasetinde Anadolu Fırtınası (Pederin hayatı diyor Deniz Bey, bu kitap için), 3; 1 Mart tezkeresi (Tam bir polisiye tadında)...Okudum ben bunları satır satır, Deniz Bey’in kitaplarla ilgili yaptığı tüm imtihanlardan geçtim... Ve sırada 4; Dışişleri İskelesi (Kıbrıs, Ege, Boğazlar, Irak. Meraklıları için en özel belgeler. )&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Deniz Bey, kitabın sonuna bir bölüm ekleyip Dışişleri’nde çok yakından tanıdığı Ümit Pamir, Mehmet Ali İrtemçelik gibi 20-25 dostunun portresini de yazmayı kararlaştırmış. Dışişleri ne cengaverler yetiştirmiş hep birlikte okuyacağız. Evet, pek yakında. Hatta, gün sayıyor kitap...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Deniz Bey’le böyle kitap konuşup, diplomasiyi ve monşerleri (ama ben şeker ve ince insan anlamında kullanıyorum) analiz ederken, rahmetli Gündüz Aktan’ı da andık. Her ikisi de ömrünü Dışişleri’ne vermiş ve sonra MHP’de siyasete geçmiş. Gündüz Bey de en süper entellektüel beyniydi Dışişleri’nin. İdeolojisini sevmeyenler bile onu okur, öğrenirdi. Gündüz Bey’le sohbet, dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibiydi. Bilgi ve görgüyle eleştirir, konuşurdu. Radikal Ankara’daki en süper arkadaşımdı çoğu zaman. Duygusallaşıp, konuyu dağıtmayayım. Ey insanoğlu, ey monşer daha çok kitap bekliyoruz sizden, daha çok. Deniz Bey’i yeni kitabı için şimdiden kutlayalım değil mi. Yine bizi aydınlatacak...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-268035707987720760?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/268035707987720760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=268035707987720760' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/268035707987720760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/268035707987720760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/11/bir-monser-gordum-kitap-yazyor.html' title='Bir monşer gördüm, kitap yazıyor....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TNJ5qF9bJMI/AAAAAAAAAts/PsAhzSVCedk/s72-c/DSC04199.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2849524834625095574</id><published>2010-10-30T01:21:00.000-07:00</published><updated>2010-10-30T01:26:02.715-07:00</updated><title type='text'>Çok tatlısın CUMHURİYET,.. Türban tartışmalarına 'zenci bakış'...</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMvVII9FzrI/AAAAAAAAAto/WMulKvGLZLA/s1600/DSC04189.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMvVII9FzrI/AAAAAAAAAto/WMulKvGLZLA/s320/DSC04189.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Şimdi, tatlı tatlı 29 Ekim hediyemi midemle ve ruhumla buluşturup, bayramlık ağzımı hiç açmayabilirdim. Ama olmaz, duramam ben. Beni, bu taaa Güney Afrika’dan gelmiş, içinde süt ve likörden daha çok şey olduğuna inandığım mucize çikolata Amarula bile durduramaz. Yerim ve daha çok konuşurum. Zaten Moi’nin de amacı buydu. Verdi bana 29 Ekim hediyesi diye koca bir paket Amarula’yı, sonra en esaslısından bir zenci olarak aklına geleni sordu bana... “Hilalciiim, akşam Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile eşinin vereceği resepsiyona gidiyoruz. Ben ne giyeceğim. Kısa etek giysem olmaz mı. Hadi gel gidip bana uzun, siyah bir etek alalım...”&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Moi’ye, Cumhurbaşkanı Gül’ün davetiyesindeki dress code’u iyice okuyup, okumadığını sordum. Okumaz mı, davetiyeyi yanında taşıyıp bana da gösteriyor ki, akşamı hatasız atlatsın. Bak işte, long dress demişler ki, bu uzun etek anlamına geliyor. Tabii sen, giy git siyah güzel elbiselerinden birini. İlla ki ayak bileğini kapatacak kadar uzun bir etek giymek zorunda değilsin. Peki, ya saçlar. Moi, hepsini kestirmiş. Sıkılmış o kıvırcık kümesi püsküllerinden. İyi işte, ayrıca kuaföre gitmene gerek yok. Bu kısa saç seni her zamankinden cool gösteriyor. Sen hiç de fena bir zenci değilsin diyorum. Gülüyor. Ama eklediği birşey var. Diğer zenci arkadaşlarımızın yanında benim asla zenci-beyaz ayrımı yaparak konuşmamam gerekiyor. Konuşursam, çok aşağılanırım çook. Zenci-beyaz ayrımını önlemek için az kan dökmemiş tabii ki Güney Afrika dediğin ülke.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Güzel güzel, zenci-beyaz diye konuşurken, sözü türbanlı-türbansız tartışmasına getiriyor Moi. “Ben bu konuya hiç girmesem, zaten sinirlerim altüst oldu” modunda olsam da, Moi’den “Hilalcim, Hayrünnisa Hanım, türbanlı diye onu kimse protesto edemez. Çok yanlış değil mi bunlar. Sen söyle. Bu aynen, zenci-beyaz tartışmalarındaki ilkelliktir ve bin yıl geriye gitmektir” çıkışı geliyor. Moi’ye “yanlış içinde yanlışlar var”gözleriyle bakıyorum, çok da anlatmak istemiyorum 29 Ekim için Çankaya Köşkü’nde verilecek resepsiyonun türban yüzünden, protestolar yüzünden koca bir karın ağrısına dönüştüğünü. “Ah Moi sen, ne güzel yabancısın bu ülkede. Bir sefire olarak gidip, resepsiyona katılacaksın. Ama bize o resepsiyondan, first lady’i türbanlı olduğu için askerler şöyle, CHP böyle protesto etti tartışmaları kalacak”... Yıkıldım bir an. Moi baktı yüzüme. Cumhuriyet’in kaç yaşında olduğunu sordu. 87 dedim. Yaaa evet, çok da olgunlaştı cumhuriyetimiz. Ama şu tartışmalara bak...Moi, kem küm: “Bak ben zenci olduğum için dikkat çekmeyeceğim demek ki, gözler türbanlılarda, proteste edip etmeyenlerde olacak...İnan bir gün türbanlı-tübansız ayrımı da bitecek. Bitmek zorunda...” O&amp;nbsp; an takılıyorum ben... Yaaa, öyle mi,,,, bitmek zorunda, bitmek zorunda, bitmek zorunda... Ah Moi, belki sen Amarula’dan daha tatlısın. Tamam birlikte söyleyelim. Hem senin Türkçe pratiğine iyi gelir. YAŞASIN CUMHURİYET. ÇOK TATLISIN CUMHURİYET.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2849524834625095574?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2849524834625095574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2849524834625095574' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2849524834625095574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2849524834625095574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/cok-tatlsn-cumhuriyet-turban.html' title='Çok tatlısın CUMHURİYET,.. Türban tartışmalarına &apos;zenci bakış&apos;...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMvVII9FzrI/AAAAAAAAAto/WMulKvGLZLA/s72-c/DSC04189.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2131485135392098660</id><published>2010-10-25T00:03:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:53:23.576-07:00</updated><title type='text'>Ye, iç, KKTC'yi sev... İçimizdeki kahramanlar: Biri sarışın, biri özgür insan</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMUq9rXvNSI/AAAAAAAAAtk/BhTHYZmWQpA/s1600/DSC04139.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMUq9rXvNSI/AAAAAAAAAtk/BhTHYZmWQpA/s320/DSC04139.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) olarak Kıbrıs’a yaptığımız MİK KEMMELL gezimizin içinden iki kahraman çıkar deseler; birinin KKTC’nin 45 yaşındaki Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün (Özgür insan... bu soyadı hepimiz için kutsal) diğerinin de DMD Başkanı Zeynep Gürcanlı olduğunu söylerim. Muhteşem bir programla Kıbrıs’ta hem gezip hem öğrenen ekibimiz, kahramanlarla sık sık biraraya gelmek için fırsat kollayacak.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;“N’oluyo yaaaa, yalakalığın da bu kadarı” sesi vermeden önce dinleyin bir. 70 yaşındaki babasının içine attığı, asla konuşamadığı en özel Kıbrıs hikayesini Özgürgün’den dinliyoruz, yani Özgür insan’dan. Masaya gelen şeftali kebaplarının ya da dondurmayla sevişen peynirli kadayıfların ağzımızda bıraktığı tada, Özgür insan’ın samimi konuşmaları eşlik ediyor. Susalım da, sabaha kadar dinleyelim modundayız. İşte o gün: 20 Temmuz 1974. Türk askeri Kıbrıs’a çıkarma yapıyor. Özgür insan, annesi-babası ve kardeşiyle Lefke’de. Özgür insan, 10 yaşında olmasına karşın her ayrıntısını hatırlıyor bu iç parçalayan ama mutlu sonla biten olayın. Rumlar da, onların yaşadığı Lefke’ye saldırıyor. Rumlar, herkesi meydana topluyor. Erkekleri götürüyorlar. Kadınlar ve çocuklar, tam 24 saat asfaltın üzerinde kalıyor. Rumlar, sonra kadınlar ve çocukları evlerine gönderiyor yeniden. Özgür insan’ın annesi, çocukları savaştan korumak için yatak altlarını siper ediyor aileye. Yatak altında yaşam 26 gün sürüyor. Özgür insan’ın babasından halen haber yok. Sonra birden babası çıkıp geliyor. &amp;nbsp;Bir de Türk askeri geliyor ikinci kez, 16 Ağustos’ta. Baba diyor ki, “gidip karşılayalım, askerimizi” Evden çıkıyor aile. Türk askeriyle kucaklaşmak nasıl bir his... Baba yine diyor ki “Bugün, özgürlüğümüze kavuştuğumuz gün,,, soyadımız Özgür&amp;nbsp; GÜN” ...(Bugün adada 40 bine yakın Türk askeri var)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Adada olup bitenleri, geçmişi, doğru düzgün dünyaya anlatmak için varını ortaya koyan böylesi bir Dışişleri Bakanı, Özgür insan. Çocukları daha iyi bir eğitim için Kıbrıs vatandaşı pasaportu taşıyor. Yani, resmen AB’li çocuklar. Tıpkı, 80 bin Kıbrıs’lı Türk gibi. Kıbrıs vatandaşı pasaportu taşırsan, hem kolay hem ucuz seyahat ediyorsun dünyaya. Hem KKTC vatandaşı hem de Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı&amp;nbsp; olan bu insanlar, dünyaya tam 36 yıldır “Bizi özgür kılın” diye bağırıyor. Şimdi soruyorum yine; KKTC’nin suçu ne? Türk askerinin adaya gelişiyle mutlu olan bu insanlar, bugün umutsuz. Yüzde 70’i, adada artık çözüm olmayacağını düşünüyor....&amp;nbsp; Ben ne düşünsem şimdi? Kıbrıs gezisini organize eden Zeynep Gürcanlı ile özgür insan’ın bu gezileri gelenekselleştirip, daha çok insana Kıbrıs hikayesi anlatacağını düşünüp, mutlu olmaya karar veriyorum... Kıbrıs bu canımmmmm, gözümün nuru canımmmm.... !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2131485135392098660?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2131485135392098660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2131485135392098660' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2131485135392098660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2131485135392098660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/ye-ic-kktcyi-sev-icimizdeki-kahramanlar.html' title='Ye, iç, KKTC&apos;yi sev... İçimizdeki kahramanlar: Biri sarışın, biri özgür insan'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMUq9rXvNSI/AAAAAAAAAtk/BhTHYZmWQpA/s72-c/DSC04139.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1003738520244005671</id><published>2010-10-24T01:04:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:55:16.792-07:00</updated><title type='text'>Kumarda kaybet, Aşkta kazan... ama yine aynı soru: KKTC'nin suçu ne?</title><content type='html'>&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMPo0QiCUEI/AAAAAAAAAtc/ndy6dZyB3nY/s1600/_CB.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="210" nx="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMPo0QiCUEI/AAAAAAAAAtc/ndy6dZyB3nY/s320/_CB.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şimdi, pazar sabahı internet özürlü otelimizde güneşli hava birden kararsa, önümden beyaz ayılar geçse şaşırmayacağım artık. Demiştim size, adada herşey mümkün. Gece, Girne'de Tango to Buddha'ya dalıyorsun. Sadece bar, sadece gece kulubü olmadığını anlıyorsun. Çık bakalım 2. kata. Aşağı bak, aşağı. Bunlar kız falan değil. Tişörtlerini çekiştirmişler aşağı o kadar. Mini etek de yok orda. Yani bacakların üzerinde. Etraflarındaki erkeklere kötü puan herkesten. Şişko ve gereksiz topluluk halindeler. Görüntü şart ama. Çıkardım makineyi, çekeceğim. Bir adam geliyor yanıma sonra. Kendisinin fotoğrafını çektiğimi iddia ediyor. Fotoğrafını çeken insanların, onları gazetecilere sattığını söylüyor. Hadi beee, vermem sana makinemi. Sen de kimsin. Çıkıştım valla. Haluk Levent'miş, kendisi. Gıcık oluyor bana, gıcık. Gazetecilere bok atan ama yeri geldiğinde kendini sanatçı sayan bu arkadaşımız, mekanı terkediyor sonra. Oh,,, belki onun yerine daha yakışıklı bir abi gelir mekana. Aaa, unuttum yazmayı. NTV'nin efsane Kıbrıs muhabiri Selim Sayarı var işte burda. Pis Haluk Levent, cici Selim durumları…&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Ama müzik kötü. Bu dazlak kızlar, bu bacak şov kesmiyor kimseyi. Gidelim otele ama yatmadan önce bir casino’ya dalalım. Şansımız döner kimbilir. Çok da mühim bir oteldeymişiz meğer. Önce Gülsen gördü onu. Çarkıfelek’ten tanıdığınız komik Mehmet Ali Erbil, kurulmuş makinenin başına. Sert bakışları var. Bu nasıl bir psikoloji. Gülmeyin desem de gülüyoruz biz. Ciddiyet hakim her yerde. KKTC diplomaside kaybederken, buradaki ciddi topluluk kazanacak MIŞŞŞ…&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;Anlamam ben kumardan. Ama hayatın öteki adı kumar aslında burda. Duygusallaşma Hiloş’u yok bunun. Gözümün önüne geldi, bir gece önceki yemeğimiz. Cumhurbaşkanlığı sarayında, 72 yaşındaki Derviş Eroğlu’yla beraberiz. Adamın ömrü politika. Tam 34 yılı var, politikayla sarmaş dolaş. Üroloji uzmanı, doktor diye kim anar şimdi kendisini. KKTC meclisinin yarısını sünnet ettiğini kim bilir. Rum lider Hristofyas’ın komünistliğiyle “Sen de nasıl komünistsin, gözün toprakta” diye kim dalga geçer. Gururla yazıyorum. Geceye viskiyle başlayıp, şarapla kim sürdürür. 72 değil, 172 olsun yaşı. Rakamlarla, böyle güzelce hangi cumhurbaşkanı dalga geçer. Eroğlu tabii ki, Eroğlu. Haydi koca bir alkış. Ulusalcı ama genç. Gençlerle coşabiliyor. Zaten ulusalcılıktan sözetmiyor, adına “halka gerçekleri söylemek” diyor. Kim yaşlı, kim genç. Kim ulusalcı, kim liberal demokrat karışmış burda. Karışsın varsın. Dönsün rakamlar, makineler yanıp sönsün… Hayat mı kumar, KKTC’mi kumar… Ben koyarım bunun üstüne 100 kağıt.. !&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMPraUuxWHI/AAAAAAAAAtg/vUpAoPXB5OE/s1600/DSC04169.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" nx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMPraUuxWHI/AAAAAAAAAtg/vUpAoPXB5OE/s320/DSC04169.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1003738520244005671?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1003738520244005671/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1003738520244005671' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1003738520244005671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1003738520244005671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/kumarda-kaybet-askta-kazan-ama-yine-ayn.html' title='Kumarda kaybet, Aşkta kazan... ama yine aynı soru: KKTC&apos;nin suçu ne?'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMPo0QiCUEI/AAAAAAAAAtc/ndy6dZyB3nY/s72-c/_CB.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-483117236877407056</id><published>2010-10-23T02:27:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:55:36.320-07:00</updated><title type='text'>Ah Cyprus,,,ah.. Buna içilir de, KKTC'nin suçu ne ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMKo0N-9ePI/AAAAAAAAAtY/dTnTDwzmvNo/s1600/DSC04132.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" nx="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMKo0N-9ePI/AAAAAAAAAtY/dTnTDwzmvNo/s320/DSC04132.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Var mısın, yok musun... Varım galiba. Ama aslında yokum. Ya da “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...” Yok, yok; hadi olayımız daha popüler, daha global olsun. LOST tabii ki, LOST... Zeynep Gürcanlı başkanlığındaki Diplomasi Muhabirleri Derneği üyeleri, atalarımızın haritalarında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) diye gösterdiği adaya Anadolu Jet’le düştüler işte. Diğerlerinden (the others) “KKTC yok, Kıbrıs var” sesleri yükselsin dursun...diyemiyorum çünkü ben adada çözüm isteyen en genç kuşaktan olduğumdan Avrupa Birliği’ne (AB) veryansın ediyorum. Sen nasıl, bu adada kuzey-güney çatışmasını çözmeden, insanların kimlik bunalımını tedavi etmeden Kıbrıs’ı kendi içine ‘üye’ alırsın. Hakkından kim mi gelir artık,,,, “Sittim sene çözüm olmaz” diyenlere inat, Türkiye gelir Türkiye.... Ahan da iyice milliyetçilik damarlarım kabardı. Adada herşey mümkün, herşey... İşte buna içilir...!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;N’apan be canımmmm.... diye sorarlar adama. Güneş, kum, deniz üçlemesinin tatlı kuşatması altındasın tadını çıkar. Yes be annem deeee tarihi de, sevgili devlet büyükleriyle görüşmeyi de ihmal etmemekte fayda var. Haydin Ledra Palas’a. (Ben bu Kıbrıs şivesine bayılırım. Gelin buraya da, tatlı tatlı konuşmak neymiş hissedin be canımmmm) Bir tabelanın arkası güney, önü bizim kuzey. Elini uzatsan, Rumlara dokuncan nerdeyse. Sonra tel örgüler. Adanın çoğu yerinde var işte. Kapalı bir Maraş. Rumların, Türk askerinin 1974’te çıkarma yapmasıyla birlikte bırakıp gittiği, hayalet şehir. Açık hava müzesi gibi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kimseye giriş izni vermediği yer. Helikopterle mi bir tur atsak üzerinde ne... İyi fikir, valla buna içilir...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span lang="tr-TR"&gt;Tarih, siyaset, gençliğimiz, katliamlar, siyasi liderler.... Rauf Denktaş var hepinizin bildiği. İnatçı Hristofyas. Son 15 yıldır kızkardeşinin böbreğiyle yaşayan 66 yaşındaki Rum lider Hristofyas. Kıbrıs kitabını çevir, çevir oku. Olmuyor, olmuyor... Kitap, bir türlü açmıyor insanı. Hep aynı hikayeler. Olmuyorr,,, kaldır at o kitabı tozlu raflara. İnsanlar artık baymış durumda. Rakamlar ne acı, ne acı. Kuzeyde ve güneyde insanların yüzde 70’si artık Kıbrıs konusuyla ilgilenmiyor. Yalan mıydı yani herşey. Çözüm aşkımızın hiç mi şansı yok. “Ama yok kiiii” diyen bir kitlenin desteğiyle oy toplamış bir yönetim var KKTC’de şimdi. “Halka gerçekleri söylemek lazım. Bizi oyaladıkça oyalıyorlar. Ama ben müzakere masasından kalkmam” diyen 72 yaşında, 20’lik delikanlılara taş çıkartan bir cumhurbaşkanı Eroğlu var. Bir de çıtır dışişleri bakanı Özgürgün. Yani ulusalcı cephe. Eroğlu’nun hepimizi gülmekten koparan akşam yemeğinde söylediği gibi, "buna içilir..." Yaaa, adada neler oluyor. Daha 2004’te dünyaya çözüm için ‘evet’ diyen KKTC halkı, şimdi Kıbrıs meselesinden bıkıyor, daralıyor,,, hattaaaa ‘sittim sene olmaz’ diyorrrr.... Sittim dedi valla, sittin değil.... Ben içmesem mi ne. Hatlar karıştı... oldu yeniden LOST... valla buna içilir deeee.... KKTC’nin suçu ne..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-483117236877407056?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/483117236877407056/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=483117236877407056' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/483117236877407056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/483117236877407056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/ah-cyprusah-buna-icilir-de-kktcnin-sucu.html' title='Ah Cyprus,,,ah.. Buna içilir de, KKTC&apos;nin suçu ne ?'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TMKo0N-9ePI/AAAAAAAAAtY/dTnTDwzmvNo/s72-c/DSC04132.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1023008997993679898</id><published>2010-10-18T23:18:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:56:00.050-07:00</updated><title type='text'>Şili'yi hatırla, Zonguldak'ı UNUTMA...</title><content type='html'>&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TL03lT7Qp6I/AAAAAAAAAtU/mOrJnzJqQJA/s1600/DSC04119.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TL03lT7Qp6I/AAAAAAAAAtU/mOrJnzJqQJA/s320/DSC04119.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Herkes biliyor artık; orda bir ŞİLİ var uzakta. Haydi, açalım haritayı bakalım. Buraya Güney Amerika diyorlar aslında. Pasifik Okyanusu’nun kenarında pizza dilimi gibi uzanan 16 milyonluk, İspanyolca konuşan bir ülke. Hem tarih hem coğrafya hocalığı yapan Şili’nin Ankara Büyükelçisi Luis Palma, ülkesinin tarih ve coğrafya kitaplarındaki yerini üstüne basa basa anlatıyor bana. Dünya atlasını birlikte evirip, çeviriyoruz. “Bu nasıl bir gurur” diyeceğim, diyemiyorum. Adam, sapına kadar haklı. Herkes biliyor ki artık; Orda bir ŞİLİ var uzakta. Mutluluğun, yaşamın, kötü kaderi&amp;nbsp; alt üst eden cesaretin adı. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69 gün mahsur kaldılar. Şili’nin kuzeyindeki Copiago kenti yakınlarındaki bir madende. Tam 33 madenci. &amp;nbsp;5 Ağustos’ta göçen madenden iki hafta sonra bir mektup ulaşmıştı yeryüzüne: “Yaşıyoruz” İşte bu mesajdan sonra Şili Devlet Başkanı Sebastian Pinera “O madencileri kurtaracağız” talimatı verip, sadece kendi ülkesini değil tüm dünyayı ayağa kaldırdı. Evet, devreye ünlü NASA bile girdi. Sonrasında, tüm dünya 53 santimlik bir kapsülle yeryüzüne çıkarılan madencileri izledi. Hayat devam ediyorrrrr,,,, Hello, yeniden... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Mucize kurtuluş, mucize operasyon... Yerin altında 69 gün mahsur kalan madencilerin gün ışığıyla buluşmasının asla ama asla “mucize” olarak değerlendirilmesini&amp;nbsp; istemiyor, tarih ve coğrafya bilgisiyle beni kendine hayran bırakan büyükelçi Luis Palma. Peki, nedir bu? Ne oldu da, madenciler yeniden dünyamıza geldi...”Hilalcim, bunun adı kararlılıktır. Cesarettir. Kadere, ‘bak öyle olmaz, bir de şöyle olur’ demektir. Bunun adı mutlu son’dur...”&amp;nbsp; Ben, o an dalıp gitmişim belki de o atlasın içinde.’Mutlu son’ sözüyle uyanıyorum birden. Büyükelçi Palma, gözümün en içine bakıyor ve büyücü gibi konuşuyor bu kez; &amp;nbsp;“Mutlu son sadece filmlerde, romanlarda olmaz. Siz Türkler, mutlu son’ların gerçek hayatta da olabileceğine inanın, yeter” ...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Bu adamı döverim ben ama dövemiyorum. Duvarında, kalbimin en güzel odalarından birinde oturan Şili’li şair Pablo Neruda var, “Dövme Hilal, dövme. Bırak, şiir gibi konuşsun” talimatı veriyor sanki bana. Sonra Luis Palma, daha ben ağzımı açmadan Türkiye’nin de maden göçüklerinde yıllardır ne eziyetler çektiğine getiriyor sözü. Evet, şimdi yine o kötü haber . Dinledikçe, duydukça kanıksadığımız bazen de alıştığımızı düşündüğümüz haber: Zonguldak Karadon’da madende mahsur kalan 2 işçiye tam 5 aydır ulaşılamıyor. Peki, bu nedir? Büyükelçi Palma diyor ki: “Ulaşsınlar. O işçileri bulsunlar. Türkiye, bunu isterse yapar..” Off, içim acıdı yine... &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Hani Şilili madenciler kurtarılmıştı ya. O ara televizyon ekranlarına bir haber yansımıştı. Çalışma Bakanı Ömer Çelik, “Bizde olsa, 3 günde kurtarırdık” diyordu. Ben, şaka olduğunu düşünmüştüm. Büyükelçi Palma da aynen öyle düşünmüş. Ve, uzun uzun gülmüş bu açıklamaya.... “Komik olma kuzen, komik olma” demiş kendi kendine... Ben de şimdi şöyle yazmalıyım: Komik olmayalım da, hadi gidip şu işçilerimizi bulalım... Bak, oluyormuş işte, oluyormuş...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1023008997993679898?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1023008997993679898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1023008997993679898' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1023008997993679898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1023008997993679898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/siliden-mesaj-var-zonguldak-unutmayn.html' title='Şili&apos;yi hatırla, Zonguldak&apos;ı UNUTMA...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TL03lT7Qp6I/AAAAAAAAAtU/mOrJnzJqQJA/s72-c/DSC04119.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1837806377177976104</id><published>2010-10-13T01:45:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:56:30.594-07:00</updated><title type='text'>Ciğerim İspanya.... Ciğerim AB....  Goodbye Klos....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLVxGmnZeeI/AAAAAAAAAsQ/PALgLSOfe08/s1600/AH2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLVxGmnZeeI/AAAAAAAAAsQ/PALgLSOfe08/s320/AH2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;  &lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Bundan tam iki sene önce “Monşerlik benim neyime. Benim işim insan. Benim işim insanlarımızın mutluluğu. Benim işim çalışmak” sözleriyle kalbimi çalmıştı. İki yıldır kalbim onda. Daha da kalır orda, eminim. O gider, kalbim gider. Tamam; duygu denizine dalmadan, lafı dolandırmadan onun İspanya’nın Ankara Büyükelçisi&amp;nbsp; Joan Klos olduğunu söyleyebilirim. “Gidiyorum Hilaaaal” diye telefon açtı, ben de “Gidersen git. Bana İspanya’yı bırak da git” diye çıkıştım. Gene duygusallıktan. Ama gerçekten onun Ankara’daki&amp;nbsp; görevini tamamlayıp, Nairobi’ye uçarken İspanya’yı&amp;nbsp; Türkiye’ye bıraktığını gördüm. Ona veda etmek için Sheraton’u dolduran tüm Ankara gördü. Bu adam seviyor bizi. Bu İspanya, seviyor Türkiye’yi. &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla boru değil. İspanya’nın AB dönem başkanlığı yaptığı dönemde, yani geçen dönem Türkiye; AB üyelik sürecinde 1 müzakere başlığı daha açmayı başarmıştı. Gül gibi “Gıda güvenliği” başlığı. Böylelikle, 33 başlıktan oluşan yolculukta, müzakere için açtığımız 13 başlık var elimizde. (Bu 3’ler peşimi bırakmıyor... bak bak, yine buldu beni..) Önümüzde de, açılması muhtemel 3 başlık var. (Sosyal politikalar, Rekabet, Kamu Alımları) Amaaaa, 17 başlık bloke. Yani AB’nin “Olmaaaz, sana vermiyorum” dediği&amp;nbsp; 17 başlık. Tüm AB demiyor elbet...Kim diyor? Almanya, Fransa, Güney Kıbrıs...yani, başımızın püsküllü belaları... AB Genel Sekreterliği Genel Sekreter Yardımcısı Burak Erdenir, defterime not düştü o an : 17+13+3=33 ... Öyle basit bir hesap gibi görünebilir ama Türkiye’nin AB üyelik maratonunu anlatan bu tablo üzerinde yeniden, yeniden saatlerce kafa yorduk. Yorun kafanızı, yorun. Hepiniz yorun. Özellikle “AB yolunda bir arpa boyu yol alınmadı” diyenler yorsun.”İşin neresindeyiz” diye hava atanlar, AB üyelik sürecimizi küçümseyenler yorsun...Bu yol geleceğimiz çünkü, bu yol ‘o parti, bu parti’ yolu değil. Bu yol insan hakkımız, demokrasimiz çünkü...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Konuyu dağıttım sanıyorsunuz di mi... Hayııııır... Kocaman İspanya pastasını Türkiye’nin AB Başmüzakerecisi Egemen Bağış’la kesen Büyükelçi Klos, AB hesaplarının havada uçtuğu ortamda aldı eline mikrofonu şöyle dedi: Türkiye’nin AB üyelik sürecinin gönülden destekçisiyiz. Türkiye’yi hiçbir zaman unutmayacağım. Nasıl vefalı aşık, nasıl Türkiye dostu görüyorsunuz. Demek ki, AB’de dostlarımız da var. Var da n’olmuş. Hesabı yeniden yapalım, mutlu olalım: O başımızın püsküllü belaları ülkelere karşı sadece biz savaş vermiyoruz, arkamızda diğer AB ülkeleri var. Yalnız değiliz dostlar, yalnız değiliz...&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bana “Yine saftorikçe mutlu oldun” diye çıkışacaksınız ama öyleyim. Bütün hesapları yapıp iyimser olmak istiyorum. Sevgili arkadaşım Lucie’nin “Our minister” ismini verdiği Bakan Bağış, sadece kötü hesap yapanların bile Türkiye-AB ilişkilerinde neler olduğunu daha iyi anlamasını sağlayacak çok içten bir anısını paylaştı hepimizle. Van’da tüm AB büyükelçileri, daha geçenlerde Bakan Bağış’la diplomatik-turistik bir gezi kapsamında buluşuyorlar. Ne zaman? Yüreklerimizin şehit haberleriyle yandığı zaman. Bu yıl.. Klos, şehit cenazelerine tüm büyükelçilerin katılmasını sağlıyor. Türkiye’nin terör acısını tüm AB’nin paylaştığını gösteriyor. “PKK’yı istemiyoruz” diyor tüm AB, hep bir ağızdan...Bakan Bağış diyor ki, “Bunun adı acıyı paylaşmaktır” ... Büyükelçi Klos, Bağış anlattıktan sonra “Kalbim bir kez daha yandı” diyor.... Ama bunun öz Türkçesini Stratos fısıldıyor kulağıma: “Ciğerim yandı, ciğerim”.... Hımmm... Nasıl bir aşk yaşıyoruz AB’yle... Ne dersiniz... Ben umutluyum, ciğerim... !&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1837806377177976104?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1837806377177976104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1837806377177976104' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1837806377177976104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1837806377177976104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/cigerim-ispanya-cigerim-ab-goodbye-klos.html' title='Ciğerim İspanya.... Ciğerim AB....  Goodbye Klos....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLVxGmnZeeI/AAAAAAAAAsQ/PALgLSOfe08/s72-c/AH2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-983289825670180654</id><published>2010-10-10T06:01:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:57:22.703-07:00</updated><title type='text'>Octoberfest... Ne bu yaaaaa.... ???</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLG4licOXaI/AAAAAAAAAsI/EWNyOC7b5l4/s1600/DSC04092.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLG4licOXaI/AAAAAAAAAsI/EWNyOC7b5l4/s320/DSC04092.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;&lt;m:dispdef&gt;&lt;m:lmargin m:val="0"&gt;&lt;m:rmargin m:val="0"&gt;&lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;&lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;&lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;&lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;&lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt;&lt;/m:wrapindent&gt;&amp;nbsp;&lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;&lt;m:dispdef&gt;&lt;m:lmargin m:val="0"&gt;&lt;m:rmargin m:val="0"&gt;&lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;Almanya’nın su yerine bira içtiği her halinden belli, zaman zaman da sevimli olmayı gerçekten başarabilen Ankara Büyükelçisi Eckart Cuntz’un “Hilal, Octoberfest sensiz olmaz” davetini geri çeviremezdim. Lucie de, o geceye yetişmek için kalktı Prag’dan geldi. Ankara yağmur altında. Giles’ımız var yanımızda hem. Lucie’yle beni önce taksiye attı, sonra da Octoberfest için Almanya Büyükelçiliği bahçesinde kurulan dev çadıra. Çadır, gerçekten hınca hınç dolu. Ankara’da ipini koparan Cuma gecesi Octoberfest’e katılmaya karar vermiş demek ki...&lt;br /&gt;&lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Açılın bakalım açılın. Bize yer açın. Öyle dağınık masalara oturmayız biz. Giles, torpili patlattı. “Doug Silliman, bizi bekliyor Hilal”.. Sürekli hava bastığımın farkındayım arkadaşlar ama canım istiyor, hem de çok istiyor. Hey Doug..! Bizim için böylesi güzel masa donattırdığın için teşekkürler. Yani arkadaşlar, Doug, Amerikan Büyükelçiliği’nin müsteşarı. Koca çadırda, onun oturduğu masa, biz oturunca daha da canlandı, havalandı tabii ki.. fark yarattı... Tabii biz sonra öyle bir dağıttık ki o masayı, ciddiyetinden incecik bir dilim olsun kaybetmek istemeyen Doug bile “Cheers tabii ki, cheers” diye diye coştu...&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;&lt;m:dispdef&gt;&lt;m:lmargin m:val="0"&gt;&lt;m:rmargin m:val="0"&gt;&lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;Coşmayan kalmasın. Coşun, coşalım. Dünyadaki en büyük bira festivali olma özelliğini taşıyan geleneksel Ekim festivaline (Octoberfest) gelmişsek, coşmak boynumuzun borcu. Kimbilir, festivalin ana mekanı Münih ve çevresinde ne gümbürtüler kopmakta. Gelenek böyle; kuruluyor çadırlar. Kimi geleneksel kıyafetleri içinde, kimi düpe düzgün halde yiyor, içiyor, dansediyor. Bu ne biçim hayat allahım.. N’oluyo lan.. ! Derkeeen, yakaladı işte bizi Cuntz... Şimdi bırakmaz bizi, kesin bırakmaz. Her festivalde benimle danseden Cuntz, bu kez gördü yanımdaki güzel Lucie’yi, hemen başladı onunla dansetmeye. Vay bee... Hilal, bittin sen bittin. Artık seninle Cuntz bilem dansetmiyor...Aman, istemem zaten Cuntz’u. Ben bir fotoğraf çekinirim yeter onunla. Bak Koray’la dansetmeye başladık. Öznur geldi, Slobodan ve Rudy ve hatta Urban... Çok kalabalık ortam çoook... Magazinciler etrafımızda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaman bira bardakları, özel şarkılar eşliğinde havaya kaldırılıyor. Bu çadırda çoşan coşana. Bak Cuntz, neler diyor. Bu ekonomik kriz yüzünden bütçeyi kıstıkça kısmışlar ama sonunda daralmışlar. Octoberfest için kesenin ağzı açılmış. Biralar oluk oluk akıyor. Masalarda boy gösteren kaşarları yerim ben. Ama favori yiyecekler kocaman sosisler ve azman tavuk butları. N’oluyo kardeşim, n’oluyo ! “Hiç analiz etme” diyor Cuntz. Olay şudur: "İyi bira, Alman festival havası ve sarhoş olmak." Bak bee, n’olmuş. İlk olarak 1810’da Bavyera Veliaht Prensi Ludwig ve Sachsen-Hildeburghausen Prensesi Therese’nin düğünleri vesilesiyle kutlanan Octoberfest, bugün neredeyse birayla yıkanma, coşma törenine dönüşmüş. İyi, n’apalım. Dönüşsün bakalım. Neyse, yakında bir Efes festivali olacak da, ben de kendime “Biz niye bunun yerlisini yapmıyoruz” diye sormuyorum. Ne yapıyorum? Giles, verdi komutu: Sabaha kadar dans, eğlence... Allah sonumuzu hayretsin...&lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLG49qDSFzI/AAAAAAAAAsM/4lS-H0XOsBc/s1600/DSC04078.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLG49qDSFzI/AAAAAAAAAsM/4lS-H0XOsBc/s320/DSC04078.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-983289825670180654?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/983289825670180654/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=983289825670180654' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/983289825670180654'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/983289825670180654'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/octoberfest-ne-bu-yaaaaa.html' title='Octoberfest... Ne bu yaaaaa.... ???'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TLG4licOXaI/AAAAAAAAAsI/EWNyOC7b5l4/s72-c/DSC04092.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8500545479310896992</id><published>2010-10-04T11:56:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T06:57:49.037-07:00</updated><title type='text'>Twitter'da aşk.... tabii ki BeşikTAŞK...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKooR6euRRI/AAAAAAAAAr8/huNibLnlanU/s1600/erdo.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKooR6euRRI/AAAAAAAAAr8/huNibLnlanU/s200/erdo.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKop4UV9cjI/AAAAAAAAAsE/RkHVcA07VVs/s1600/logo.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="73" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKop4UV9cjI/AAAAAAAAAsE/RkHVcA07VVs/s200/logo.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aşkını yaz, aşkını.... De ki, örneğin; "BeşikTAŞK, AŞK"... Budur işte, budur... Ben de sevimli, ağzı süt kokan bir Beşiktaşlı olduğumdan, bayılıyorum onun Beşiktaş fanatikliğini aşk'la özdeşleştiren tweet'lerine... BeşikTAŞK'la başlamışsa tweet'lerine, devamında bol bol heyecan, bol bol ateş var. Erdoğan Aktaş'ın tweeter'daki hayranları sporun centilmenliğiyle dolduruyorlar twitter tribünlerini. Amerika'dan Chris diyor ki; "Futbolu twitter'a taşıyanlar, hayatın gereksiz detaylarına takılmıyorlar..." Tabii yaaa, trafikte birazcık daha takılabiliriz n'olmuş, kahvem zamanında hazırlanmamış, gazeteler ellerimi boyuyor,,,, hayır işte, hayır...! Futbolu seven, böylesi gereksiz gerilim yapmıyor twitter'da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon arkadaşlar, pardon ! Seks, çok satmıyor twitter'da. Seksi cümleler attırmaktan geri duramayanlar, seksi kadın-erkek arayanlar, nafile bir uğraş içinde. Amerikalı 3 internet uzmanı, hesaplamış: Seksi yazılar, sadece seksi yazılar. Hiç de ilginç değil, çekici değil. Yazmak mı istiyorsun, yaz. Karşılığında ne alıyorsun biliyor musun... "Üff beee, amma da gereksizsin" yanıtı... Tweeter sana, kocaman bir sıfır puan veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki dedikodu yapalım... Hayırrrr... ! Meltem, kızmakta haklı : "Burayı msn'e çevirmenin anlamı nedir"... Tamam, karşılıklı iki çift laf edebilirsin ama 3 çift olmazzz. Anlamlı, öz, paylaştıkça çoğalan cümleler yazacaksın. İçinden gelenleri, dışındakilerle ölçüp tartacaksın. Hatta mümkünse tüm entel-dantel yanlarını, özelliklerini, ilgi alanını ortaya koyacaksın. İyi de niye ? Kocaman bir niye ? Who cares, kardeşim... Twitter'ın umurunda tabii... Twitter uzmanları, 'adam gibi paylaşım, dayanışma, sosyalleşme, reklam' olsun diye yaratmışlar bu 140 karakterlik yazışma halini. Profesyonel reklamcıların, profesyonel satıcıların mekanı esasen twitter. Senin, benim gibiler güzel güzel think-tank'lik cümleler atarsa ortaya twitter'dan 100 puan alabiliyor ancak. Benim saftorik, saftorik "New York'ta saat kaç acaba" diye yazıp da, iç dünyamdaki boşluğu dışa vurmamın twitter için hiçbir anlamı yok, yani. Eeee, hükümeti sorguya çekelim, muhalefete 'sen de kimsin' diye soralım, başbakanla konuşalım, cumhurbaşkanıyla birlikte internet yasaklarına karşı duralım... Bak bunlar, olur işte. Otur, insanlık adına, toplum adına hareket et. Bir işe yara... !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladınız mı twitter ne işe yarıyor? Hayır, tabii ki... Anlamadıkça, daha orada çooook çabalayacaksınız. Tweetter satırlarında anılarımızla buluşacağız birlikte, tavan yapan egoların yağmurunda beraber ıslanacağız. Kimbilir, "Baaak, yeşil yeşilll" şarkısını da birlikte söyleyeceğiz. İstanbul'dan Ahu'ya birlikte bağlanıp, güzelim boğaz havasını birlikte içimize çekeceğiz. Geyik diiil bunlar haaaa,, Chris'le iki gündür konuştuklarımdan çıkardığımı size özetlemeye çalıştım... "Profesyonel paylaşım, profesyonel diplomasi, profesyonel satış, profesyonel bir yaratışın internetteki yeni mecrası, twitter... " Çok sıkılmadan, bir şarkı mı dinlesek ne? Tıpkı, twitter'daki gibi.... Sezen Aksu söylesin: İhaneti sende gördüm, sende. Şiddeti gördüm, aşkı gördüm.... Yanarak içinden geçtim aşkın,,, kor olmadan küle döndüm... Çok salak-sapan birşeysin, bize de kendimizi birşey zannettiriyorsun... ama olsun.. ama olsun... hayatımızda twitter da olsun....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8500545479310896992?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8500545479310896992/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8500545479310896992' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8500545479310896992'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8500545479310896992'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/tweetterda-ask-tabii-ki-besiktask.html' title='Twitter&apos;da aşk.... tabii ki BeşikTAŞK...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKooR6euRRI/AAAAAAAAAr8/huNibLnlanU/s72-c/erdo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3396541800584369404</id><published>2010-10-03T00:07:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T07:01:12.559-07:00</updated><title type='text'>Yaşasın imparator... Yaşasın tweet-çi Ahmet Hakan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKgsq88Mx7I/AAAAAAAAArw/LV1dHoeUYuo/s1600/hakan...jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKgsq88Mx7I/AAAAAAAAArw/LV1dHoeUYuo/s1600/hakan...jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Şu fani twitter aleminin de bir imparatoru var: Ahmet Hakan. Twitter hesabı alan her masum kişi önce onunla başlıyor çevreyi izlemeye. Ben 'beyefendi kendi kendine takılıyor' düşüncesindeyken, bir kulak kabartıyorum ve duyuyorum ki, her twitter muhabettinde onun adı geçiyor. Kızan, bağıran, çağıran, onaylayan, onaylamayan, seven, sevmeyen herkesin izlediklerinin başında o geliyor. Kimisinin hırs yaptığına şahit oldum, ondan daha fazla izleyici edineceğim diye, kimisinin "Bu adamı izlemeyi topluca keselim" eylem hazırlığına giriştiğini duydum. Vay anasını, meşhur olmak böyle birşey işte. Dost-düşman herkes peşinde. İzleyici sayısı an itibariyle 60 bine dayanmışsa, beyefendi benim araştırma kapsamına girmiştir, kusura bakmayın arkadaşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak, hem nasıl kısa, öz ve anlamlı yanıtlar verdi twitter'la ilgili araştırma sorularıma. Takipçilerinden gelen soruları ne kadar dikkate aldığını sordum beyefendiye, "Bazen hanfendi" yanıtıyla bütün bilimselliğini, içtenliğini ortaya koydu. Bir de kibarlık var tabii. Bu 'hanfendi' sözü, tüm izleyicilerimden takdir topladı. Çok mütevazi olduğunu da herkes duysun imparatorun. "Takipçilerinizin sayısını daha da artımak gibi bir çaba içinde misiniz" sorusuna&amp;nbsp; "Ah no..." yanıtı geldi imparatordan. Bu yanıta ben "After action, satisfaction" derim ama o sırada diyemedim galiba. Heyecanlandım, 'ayyyyy.... bir ah no deyişi var ki' hissinin, sarsıntısına kapıldım... Galiba, galiba... ! Herneyse.&amp;nbsp; Hemen, Chris'e bildirdim yanıtları. İnternet tezine Ahmet Hakan'ı da güzelce yerleştirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani biz yazışmayı seven, birbirini yazılarından anlamaya çalışan, çok diyaloga açık bir toplumuz yaaa... (öyleyiz,, öyle olduğuna inanın, evrene enerji verin) bu twitter çılgınlığımız da, duygusal hallerimizden, genlerimizden geliyormuş. Twitter'da en çok duygusal mesajlar atan, oraya içini döken Türkler'miş arkadaşlar. Bir de, ortada en çok boy gösterenlere öyle ya da böyle sahip çıkıyormuşuz. Herkes Ahmet Hakan'a sahip çıkıyor yani, kızanlar bile. Bu araştırma sonuçlarını Chris'ten gelen bilgiler ışığında aktarıyorum.Twitter'da bir sürü haller içine giriyor insanoğlu. Hani öylesine bazen saçmasapan, bazen de süper cümleler yazdığınızı düşünüyorsunuz satırların arasına. Sonra insanın kendisine 'aptal aptal ben ne yapıyorum ya' sorusunu da sorduruyor. "Paylaşıyoruzzz cicimm" diye haykırıyor twitter o an, içten içe... Yaaa, öyle zannedin... Twitter'da kendinizi değil daha çok, oranızdan buranızdan fışkırıp gelen hayali kahramanları oynuyorsunuz. Kimileri bunun ciddi farkında, sahte isimler veriyorlar o yüzden kendilerine. İsimleriyle oynuyorlar... Bilimsel olarak kanıtlandı, evet... yazdıkça yeniden oynuyorsunuz, yeniden yaratıyorsunuz. Bir de böyle bakın twitter'daki çevrenize. Neler oluyor ya, neler oluyor? Twitter'de bize neler oluyor? Panik yapmayın, bilimsel veriler ışığında hepsini açıklayacağım size.... Şimdi imparatoru sevmeyen ya parmak kaldırsın, ya da sonsuza kadar parmağını yesin ! Günün tweet'i onun için olsun... Yaşasın imparator, yaşasın tweet-çi Ahmet Hakan...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3396541800584369404?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3396541800584369404/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3396541800584369404' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3396541800584369404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3396541800584369404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/10/yasasn-imparator-yasasn-tweet-ci-ahmet.html' title='Yaşasın imparator... Yaşasın tweet-çi Ahmet Hakan'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKgsq88Mx7I/AAAAAAAAArw/LV1dHoeUYuo/s72-c/hakan...jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-197470040596698353</id><published>2010-09-29T23:11:00.000-07:00</published><updated>2010-10-27T07:01:53.443-07:00</updated><title type='text'>Heloooo universe... helooo twitter.... ! Neyin nesi bu twitter !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKQo0_PYRRI/AAAAAAAAAro/jrmxCQ2eGN4/s1600/twit+1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKQo0_PYRRI/AAAAAAAAAro/jrmxCQ2eGN4/s200/twit+1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKQo5d__f8I/AAAAAAAAArs/CK7TBSux8jo/s1600/twit2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="147" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKQo5d__f8I/AAAAAAAAArs/CK7TBSux8jo/s200/twit2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında halen ne olduğunu anlamayan çok. Barış Çimen arkadaşım, arada sinirlenip "Bu twitter da neyin nesi. Hep laf, hep laf. İcraat yok" diye tweet atıyor. Yani bir cümle yazıyor. 140 karaktere sığdırıyor öfkesini, isyanını, kızgınlığını ya da dalgasını. Ama kullanmaktan da vazgeçmiyor. Twitter'ın ucundan tutan, tutmuş bir kere. Ey ahali, cümle alem,,, duyduk, duymadık demeyin. Bu internet üzerindeki gelişmeler üzerine doktora tezinine gömülmüş arkadaşım Chris, şimdi mesaj attı bana.. "Hilosh, tam da yerinden aldım bilgileri.. Daha Ocak 2010'da 75 milyon olan kullanıcı sayısı, Ağustos 2010 itibariyle 200 milyonu aşmış durumda..." Yaaa, twitter kullanıcı sayısı milyarlara koşuyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben havuzda sersem sepelek kulaç atmaya çalışırken, 'şekil' sözcüğüyle örtüşen vücudunu cup diye sudan dışarı atan Tolga, "Bak bir tweet atmam lazım. Bizim işte çok önemli" heyecanındaydı. Bıraktım onu, i-phone'yla kenarda. Bıraktık. Tülin, "Hilosh, aslında bizim de tweet saatimiz gelmedi mi" diye dalga geçiyor sandım önce ama baktım, bildiğin twitter arası veriyor. Bende de, günlerdir bir twitter endişesi hakim. "Sistem sürekli onu gösteriyor. Ya, Ferdi Özbeğen de follower'ım olursa"... "Olsun yaaa. Bir yazışın. Size bir şarkı söyler" tavsiyesi aldım, i-phone'unu hiç elinden düşürmeyen süper-marketin, süper görevlisinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olacak bu memleketin hali, yarabbim...! Siyasi yarış son hızla devam ediyor twitter'da. Caanım milletvekilleri, ha babam basıyor tweet'leri. Favori isimlerim burada, AK Parti'nin muhterem isimlerinden Necdet Ünüvar ile Edibe Sözen. Tanıdıklar, tanımadıklar... Ünlüler, ünsüzler. Kod isimle tweet atanlar, birkaç tweet'ten sonra kenara çekilip, milleti röntgene başlayanlar. Diplomatlar, büyükelçiler, liderler, modeller, benim 'tüm istasyonlarda okuduğum kitapların' yazarı Murathan Mungan, aklımı başımdan alan quantumcular... Şiketler, işadamları....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reklamını yap, kendi kendine konuş, gizli konuşmalarını, buluşmalarını 'doğrudan mesaj' butonuyla yap, şarkı paylaş, yeni arkadaşlar edin, istemediklerini blokla. Tabi, tabii, arkadaş listeni yenile. Kenara çekilip de, 'ay çok da vaktim yok. siz, internette yaşıyorsunuz' diyen ukala dümbelekleri sil, silebildiğin kadar. Yeni dünyalara yelken aç. Rakamların dünyasında, ekonomik verilerle top koştur. Kendi özel sloganını yarat... "Helloooo Universe..... "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar 'arapsaçı' halinin içinde bile yoğun bir paylaşım var. Günümüz internet çağı. Bak, bu internetteki en popüler sosyal paylaşım ağı twitter'daki Türk kullanıcı sayısı da 3 milyonu aşmış durumda. Konuşasımız, paylaşasımız, birbirimizle çatışasımız, yazasımız var demek ki... İnternet'ten, twitter'dan kaçış yok. Kim nasıl, ne için kullanıyor. Profesyonel twitter kullanım teknikleri. Bunların hepsi de araştırılmış. Sizinle paylaşmaya devam edeceğim..... Haydi hep birlikte, bir tweet atalım şimdi.... "Heloooo universeeee.... Heloooo twitter.... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-197470040596698353?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/197470040596698353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=197470040596698353' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/197470040596698353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/197470040596698353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/09/heloooo-universe-helooo-twitter-neyin.html' title='Heloooo universe... helooo twitter.... ! Neyin nesi bu twitter !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TKQo0_PYRRI/AAAAAAAAAro/jrmxCQ2eGN4/s72-c/twit+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5006479909281570777</id><published>2010-08-11T02:05:00.000-07:00</published><updated>2010-08-11T02:05:41.955-07:00</updated><title type='text'>Size matter,,, indeeed..... Hoşçakal Diego, hoşçakal....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TGJnwsOS2sI/AAAAAAAAArI/3Z0D-CDZOs0/s1600/DSC03949.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TGJnwsOS2sI/AAAAAAAAArI/3Z0D-CDZOs0/s320/DSC03949.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gözlerimi kapıyorum. Anında aklıma Sümbül'ün seksi dudakları, seksi saçları, seksi yüzü ve bir de seksi sürprizi geliyor. Al Diego, al. Al sana Türkiye'de bulup bulabileceğin, ne Türkiye'si hatta Avrupa'da bulup bulabileceğin en seksi sürpriz. Sümbül, kendisini Avrupalı zanneden kimi tiplerin başörtüsü, türban derken Türkiye'yi sadece bir örtüden ibaret sananlara inat yapmış sanki sanatsal, seksi sürprizini. Seksi parmaklarıyla işlemiş, boyamış ve nefis bir tabloya dönüştürmüş güzelim örtüyü. Hediye olmuş o örtü Diego'ya. Kapak olmuş Avrupa'ya. Sümbül açılımı olmuş Ankara'ya....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel Diego, gel. Geç şöyle ortamıza da poz verelim. Dolgun memeli, çıplak kadın vücudunu sergileyen örtü bir aşağı, bir yukarı elimizde. Öyle olmaz, ters tutulmaz. Bak bak, ters de tutulurmuş çıplak kadın. Herkes gülmekten kırılırken, Servet nasıl çekecek fotoğrafı. Haydi yaaa... Ama, eli titriyor bu sahne, bu derin tartışma arasında. Allah'tan yakalıyor birkaç kare de, seksi ve eğlenceli gecemizi de kayıtlara geçirebiliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresinden baksan güzel, neresinden baksan seksi gecemiz. Göğsünde kelebek uçan Eminoy, Sümbül'ün güzelliğine "Ben büyüyünce Sümbül olmak istiyorum" yanıtı veriyor. Ben kendimi gerçekten Türkan Şoray'ın evinde hissediyorum. Servet, büyük laf ediyor: "20'lik kızlara taş çıkartır Sümbül"... Aaaaah Sümbül, n'aptın bize yaaaa... Nasıl bir gece bu böyle. Harika yemekler, harika sohbetler, harika insanlar....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bak bak, Diego'ya bak. 3 yıldır Ankara'da Avrupa Komisyonu'nun Türkiye Temsilciliği ofisinde 2 numaralı diplomat olan Diego, seksi Sümbül'ümüzün kendisi için verdiği veda partisine "Çok parti verildi benim için ama en güzeli, en hoşu budur" diyor. E herhaldeeeee.... çıkışım yankı buluyor kendisinden. Sonra bir bir garip, eğlenceli, bulmaca sorularımıza yanıt veriyor. Turkey is a great, big country herşeyden önce. Yaaa büyük, çok büyük değil mi Türkiye, diye dalgasını geçene öyle anlamlı karşılık sunuyor ki Diego, herkes onu o an yanağından öpmek istiyor. &lt;b&gt;SIZE MATTER..&lt;/b&gt;. European Union should take this SIZE... Al işte, olay yine seksi bir boyut kazandı... "Boyut, ölçüt önemli değil, önemli olan işlev" lafı büyük palavra arkadaşlar. İnanmayın. Diego, "Size matter" diyorsa ölçüye, boyuta dikkat edin. Ölçü büyüdükçe, hazzın topraklarında gezinti bitmiyor.... Adam 3 yıldır gez-gez bitirememiş.... Ölçü büyükse, bitmez... olay budur... yazın bir kenera...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ben hangi espriyi, derin konuyu, Türkiye tartışmasını, Sümbül esprisini yazayım. Ben bir sarı laleyim ama Sümbül'e teslim oluyorum arkadaşlar. Patronlarından birisi için kendi evinde böylesi güzel bir veda gecesi düzenleyip de, bizi de eğlendirdiğinden ona teşekkürü bir borç biliyorum. Ve diyorum ki; Sümbül 90 günlük tatili havada karada haketmiştir. Nedir bu? Sümbül de, kendisi gibi olmak isteyenlere yanıt veriyor. "Ben de büyük patron Marc Pierini gibi olmak istiyorum. 90 gün tatil hakkım olsun".... Pieri'nin biraz fazla tatilci olduğunu not düşüp, en güzel tatilleri Sümbül'ün yapmasından yana oyumu kullanıyorum... Ya siz,, ya siz....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5006479909281570777?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5006479909281570777/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5006479909281570777' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5006479909281570777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5006479909281570777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/08/size-matter-indeeed-hoscakal-diego.html' title='Size matter,,, indeeed..... Hoşçakal Diego, hoşçakal....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TGJnwsOS2sI/AAAAAAAAArI/3Z0D-CDZOs0/s72-c/DSC03949.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-83664417802294855</id><published>2010-08-07T03:26:00.000-07:00</published><updated>2010-08-07T03:26:19.729-07:00</updated><title type='text'>Sibel evlendi... Siboş's wedding ceremony....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TF00GyELqeI/AAAAAAAAArA/b4KhBAHYV2Q/s1600/DSC03923.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TF00GyELqeI/AAAAAAAAArA/b4KhBAHYV2Q/s320/DSC03923.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Ben bal arısı gibiydim, senden önce...Bak pervanelere döndüm, seni görünce...." Gelinle damadın ilk dansı,bu kutsal aşk şarkısıyla başladığında, hepimiz tatlı bir mutluluk sarhoşluğuna dirençsiz kaptırmıştık kendimizi. Kopsun tüm zincirleri kalbin bu akşam, bütün duygular gelinle damat gibi dans etsin ortada...Mutluluğun resmini işte şimdi çekiyorum Abidin !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel, en dost şahiti Meltem olduğuna göre diplomasi muhabirlerinin tatlı Siboş'u, "Ömer Özgür Ceylan'ı kocalığa kabul ediyor musunuz?" sorusuna, gönül rahatlığıyla "Evet" diyebilir. Ama kızımız öyle aşık, öyle kendinden, öyle bütünleşmiş ki Ömer'iyle, kibarca "Ediyorum" diyor. İşte o an... Valla Siboş, artık evli bir kadın... Şahitlerin huzurunda resmi bir evcilik oyununa tüm ruhu ve bedeniyle 'varım' demiş bulunuyor. Bu nasıl bir duygudur, nasıl.... ? Aslında bu soru üzerinde zaman zaman kafa yormuyor değilim. Galiba bu konuda da en çok 'dünyanın en güzel evlilik şahiti' Meltem'le konuşuyorum. Evli barklı Meltem'den bile net yanıtlar gelmiyor evlilik konusunda. Yani olay; aşık olup, kopup gitmek, bal arısıyken pervanelere dönmek midir....!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken bizim Siboş, ince ince yazmış "Fly me to the moon" adlı blog sayfasında neden evlilik yolunda ilerlediğini. Benden gizleyeceğini sanmış ama yakaladım işte. Evliliğe hazırlıkla ilgili bir yazısında aynen "Ömer benim şu dünyada başıma gelen en iyi şey" diyor. Ve bu cümle beni benden alıyor. Bir kadının dünyada başına gelen en iyi şey, günün birinde tanıştığı erkek oluyor ve tutup elinden hayatın içine sürükleniyor. Ve o erkek, açıkça bunun farkında.... Benim bu evlilik felsefesi işini uzatmayıp, genç çifte bir ömür boyu mutluluk dilemem gerekiyor. Haydi bakalım, eğlence zamanı....yaniiiii düğün dedikodusu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir altın takma yarışı gözlerimizin önünde yaşandı. Düğün mekanından çıkıp, geceye akmak için yollara düştüğümüzde altınını evde unutan Zeynep Tuğrul arkadaşımızın, önce eve gitmesi, altınını alıp da, kapıp gelmesi göz yaşartıcı değil midir arkadaşlar... Ben zaten leylayım. Son dakkada Meltoş'un uyarısı olmasaydı altın almayı bile unutacaktım. Amaaaaa,,, Meltem'im var benim.. Sonra bir baktım, Dışişleri Bakanlığı'nın yeni sözcüsü Selçuk Ünal da bir altın takıyor. Altın torbası dolan Siboş'un, altınları bizsiz yiyeceğini sanmıyorum...Geceye Meltem kadar olmasa da renk katan iki isim varsa; onlar da Mahmut'la, Servet'tir... Döktürmedikleri oyun kalmadı...Oyunlarıyla düğüne renk katan herkese Siboş'un ayrıca teşekkür etmesi şarttır... Bu Siboş öyle tatlı ki, balayı dönüşü benimle ayrıca ilgilineceğini gözümün içine bakarak da söyledi ya,,,, bir daha bitirdi beni.... !!! Sabah omzumdaki ağrının kaynağı Eminoy, Dido, tatlı Puket, Sevilla, Pınar ve Gülsen ve Zeyno'lar olsa gerek... Çok mu döktürdük kızlar... !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma yine o ilk parça geldi... Ne güzel yaaaa... "Yana yana kül olsam her an, yine de senden ayrılamammm...." Siboşşşşş,,,,,, mutluluklarrrrr.....&amp;nbsp;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-83664417802294855?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/83664417802294855/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=83664417802294855' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/83664417802294855'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/83664417802294855'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/08/sibel-evlendi-siboss-wedding-ceremony.html' title='Sibel evlendi... Siboş&apos;s wedding ceremony....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TF00GyELqeI/AAAAAAAAArA/b4KhBAHYV2Q/s72-c/DSC03923.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8124565284754734234</id><published>2010-08-06T00:45:00.000-07:00</published><updated>2010-08-06T00:52:23.105-07:00</updated><title type='text'>Croquet in British garden... Topa vuruyorum, vurdum...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFu-wzvohbI/AAAAAAAAAq4/dv-XgQi7Wgc/s1600/DSC03876.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" bx="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFu-wzvohbI/AAAAAAAAAq4/dv-XgQi7Wgc/s320/DSC03876.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sağımda yakışıklı Alex, solumda sweet David Reddeway. Ortadaysa croquet ( krokee diye okuyoruz, t'yi yutuyoruz) şampiyonu olmak üzereyken, sıcaklardan bay gelmiş Ankara'yı bir anda çarpan yağmurla birlikte şampiyonluğu bir başka oyuna erteleyen Hilal duruyor. Ama bak, ben gönüllerin şampiyonuymuşum. Bunu bizzat sweet Reddeway'den duymak da, hani zaman zaman etrafımda hafif 'ukala, egoist, narsist' diye adlandırılan ruhuma&amp;nbsp;pek iyi geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizde tatile çıkacak bir büyükelçi var. Daha geçenlerde artist başbakan David Cameron'un Ankara ziyaretinden gönül ferahlığıyla çıkmış bir büyükelçi. Yüzünde güller açan bu büyükelçi, yani sweet Reddeway İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi David Reddeway. Gençlerle toplanmış, kriket ve golf karışımı diye bilinen croquet oynamaya çalışıyor. Bak bak, bu krokee diye okuduğumuz oyun, asil İngiliz milletinin aslında 'üst sınıf' insanına mahsus bir açık hava oyunuymuş. Benim 'hiç anlamam' diye tutturmamın çaresi yok. Sweet Reddeway, herkese ama herkese oyunun kurallarını tek tek anlatıyor: Bacaklarını aç bakalım, yere paralel. Eğil aşağıya, topa konsantre ol, sopayı salla ve önce karşıdaki topu hedef al, sonra yere saplanmış küçücük&amp;nbsp;demir kaleye kilitlen.Yemyeşil büyükelçilik bahçesi &amp;nbsp;uzansın, gitsin önünde. Oluyor valla. Bizim iyi oyuncular olduğumuz tabii ki tartışılır ama Reddeway'in sıkı bir öğretmen olduğu apaçık. Tatil öncesi de, bizimle form tuttuğu kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlı şanlı Britanya'nın Başbakanı Cameron daha geçen hafta Ankara'dayken, Avrupa Birliği'nin geleceğe en büyük yatırımının Türkiye'nin birlik üyeliğine açık destek vermek gerektiğini "Tabii ki Türkiye" diye bağıra, bağıra dile getirmişti hatırlayın. Türklerle kaynaşırken, Avrupa'daki anti Türk tiplere, yani Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'e, Alman Şansölye Merkel'e "Türkiye'yle uğraşmaktan vazgeçin" notası vermişti. Sanki, karizma Tony Blair, top model Miliband'in izinden gitmişti. Gitmemiş miydi? Şimdi ben de, bu krokee'nin arasına siyaset sıkıştırmazsam, olmayacak. Ama sweet Reddeway, benimle hem top oynamaktan, hem de diplomatik analiz yapmaktan çok mutlu. Bu sefer farklı bir boyutu var İngiltere'nin Türkiye aşkının. Ekonomik kriz içindeki Avrupa, Türkiye'yle işbirliğine büyük umut bağlıyor. Aşkımız çok duygusal yani, dercesine bakıyorum büyükelçi Reddeway'e. Sonra da diyorum ki, "Belki çözersiniz Kıbrıs sorununu bu kez"... İşte o anda top, o küçücük kaleden geçiyor sanki.... "Çözüm geliyor. Yakında, çok yakında..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu krokee'yi yine oynamak lazım. Eeeee,,,, oyuncular güzel, bahçe yemyeşil, Reddeway'ler harika... Tamam Alex, bir cin-tonik daha....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8124565284754734234?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8124565284754734234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8124565284754734234' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8124565284754734234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8124565284754734234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/08/croquet-in-british-garden-topa.html' title='Croquet in British garden... Topa vuruyorum, vurdum...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFu-wzvohbI/AAAAAAAAAq4/dv-XgQi7Wgc/s72-c/DSC03876.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-9077327207856853990</id><published>2010-08-02T03:02:00.000-07:00</published><updated>2010-08-02T03:02:17.539-07:00</updated><title type='text'>Yeni HAYAT,,,,,</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFaXbq1TfvI/AAAAAAAAAqw/1xEwKprhMmA/s1600/ugur.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFaXbq1TfvI/AAAAAAAAAqw/1xEwKprhMmA/s400/ugur.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu kez sadece yepyeni bir hafta değil, yepyeni bir hayat başladı benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı'ndan mezun olup da, gazetecilik üzerine "doğruluktan hiç şaşmayacağım" sözü verdikten hemen sonraydı Radikal'le buluşmam. Radikal yeni doğuyordu, ben de üniversite yıllarım boyunca biriktirdiğim küçük gazetecilik provalarımı ilk kez profesyonel hayata geçiriyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ışık hızıyla geçen yıllar. Radikal'e 'hoşçakal' diyenler, demek zorunda kalanlar, hayatını kaybedenler bir bir geçiyordu sahneden. Türk gazetecilik tarihinin 'en kurt' ve 'en iyi kalpli' gece şefi Taygan Abi'mizi kaybettiğimde de Radikal'deydim, gazetecilikte başlı başına bir okul olan 'Adnan Abi'mizin kimilerini çılgına, deliye çeviren önlenemez yükselişinde de ordaydım. Muhteşem gidişinde de orda. Adnan Abi'miz, gazeteciliğin patron onaylı sertifikayla yapılan bir meslek olmadığını, aksine patrona, büyüğe, küçüğe vizyon katarak hayata geçirildiğinin en güzel örneği oldu hepimiz için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi genel yayın yönetmenliğini bıraktı. İsmet Berkan. O,,,, (bak şimdi bir Teoman parçası geldi aklıma.. : O, uzaktan bakardı bir yabancı gibi..) ama hep içimizdeydi. Kimin gazetecilik aşkıyla tutuşup, tutuşmadığını çok iyi anlardı. Ama bu meslekte hep sevgi, hep sevgi derdi. Herkes de biliyor ki, o da genel yayın yönetmenliğini 'sevgi içinde' bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adını hep hatırlayacaklarım, hep anacaklarım oldu. Radikal'de tam 14 yıl geride kaldı. "Bu nasıl bir Radikal aşkı" diye çoğu zaman benden çok isyan edenlere aldırış etmeden geçti yıllar. "Ben size haber yazmanın ne olduğunu göstereceğim. Ben herşeyi sizden daha çok bilirim" diye yumruğunu öfkeyle masaya vuranlara aldırış etmeden geçti yıllar. Yıllar, o yumrukları masalarda bıraktı. Yıllar; gazetecilik aşkıyla dolup taşanları, öğrenmeye aç güzel gazetecileri "Sana son bir şans daha tanıyorum" tehditleriyle yıldırmaya çalışanlara aldırış etmedi. Yıllar, kendinde gidenlere 'hoşçakal' deme cesareti bulamayanları, hep cesaretsizliğe hapsetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün, ofisimdeki duvarımdan indirdiğim Uğur Mumcu ile yeniden gözgöze geldim.Aynen şöyle yazıyordu tabloda. Hemen her gün okuduğum tabloda : &lt;b&gt;Kimi ölüler bize ne kadar da yakın / yaşayanların bir çoğu ne kadar da ölü...&lt;/b&gt; Çok değil, toplasan bir-iki yaşayan ölü vardı çevremizde. Radikal'i kendi içine kapatmaya çalışan bir-iki ölü. Radikal'i yeniden canlandırmaya çalışan capcanlı bir isim kalkmış gelmiş ama şimdi : Eyüp Can. Yaşayan ölüler belki bu kez anlayacaklar Radikal'in kötülükler imparatorluğu olmadığını, belki bu kez anlayacaklar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepinize yepyeni bir hafta ve yepyeni bir hayat diliyorum. Ve tabii ki yepyeni bir Radikal....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-9077327207856853990?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/9077327207856853990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=9077327207856853990' title='21 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9077327207856853990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9077327207856853990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/08/yeni-hayat.html' title='Yeni HAYAT,,,,,'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFaXbq1TfvI/AAAAAAAAAqw/1xEwKprhMmA/s72-c/ugur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>21</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4718883820272504879</id><published>2010-07-29T21:49:00.000-07:00</published><updated>2010-07-29T21:49:56.556-07:00</updated><title type='text'>Güle güle TÜRKİYE.... güle güle....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFJZu82y1jI/AAAAAAAAAqo/tW8EoZcw1Ic/s1600/DSC03872.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFJZu82y1jI/AAAAAAAAAqo/tW8EoZcw1Ic/s400/DSC03872.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Ayrılııııık.... amannn ayrılıkkkkk...." Bir de şarkının dediği gibi 'yaman'dır ayrılık. İster sadece 3 yıllık bir aradan sonra olsun, ister 21 yıl aradan sonra. Hepsinde yamandır işte. Hele de Türkiye'den ayrılık. Çok sevgili patronunuz, incelik eder sizi çalışma arkadaşlarınızla biraraya getirir, onlara 3-5 kelime edersiniz, bağrınızdan kopup gelenleri söylersiniz.. : "I love Turks..... " Anlamı, daha bir derindir, derin... "Türkleri çooooook seviyorum. Hayatımın neredeyse en güzel yıllarını Türkiye'de yaşadım..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3'ü birden Türkiye'den ayılıyormuş. Amerika'nın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ataşesi Craig Dicker, yardımcısı Bill Henderson ve bizim Haldun Abi'miz. Topla valizini al başını git Washington'a. Mr. Dicker, böyle yapacak ama kalbi Tükiye'de kalacak. Aklı burda olacak. Gülümsemesiyle eminim Ankara'daki herkeste pozitif etki bırakan Mr. Henderson, "Şimdi Kiev zamanı" diyor. Aynı zamanda sıkı bir blogger olan, kültür ve sanat alemindeki incecik zarifliklerden tutun, en sağlam mekan ve etkinlik eleştirmeni olan, sinema-kitap eleştirileriyle pekçok okuyucunun sıkı takip ettiği Haldun Abi'miz de Washington'a gidiyor. 21 sene büyükelçilikte basınla ilgili her işte emeği var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadehler kalksın bakalım 'ayrılık' için. Gelelim patron, yani Basın ve Halkla İlişkiler Müsteşarı Thomas Leary'le yanyana ve sevdiklerimize "Güle güle" diyelim. Yalnız burada en dikkat çekici olan; yapılan tüm konuşmalarda Türkiye sevgisinin kendisini aşırı dozda göstermesi. Demek ki, kamuoyları yani Türk insanı ile Amerikan insanı çooooktan kaynaşık olmuş. Amerikan hükümetinin ya da Türk hükümetinin insanları kaynaştırmak amacıyla yaptıkları çalışmalardan çok bir elektrik çarpması var bu iki kültürün insanlarında. Konuşurken böyle iki kültürün yakınlık derecesini yine bir büyükelçilik çalışanıyla dedi ki,,, aynen dedi ki,,, "Türkler, insanları bağırlarına basmayı çok iyi beceriyorlar, çok içten yapıyorlar, doğalarında var... Ve sevilmek, içten sevilmek en çok Amerikalılar'ın hoşuna gidiyor...." Ama ben ekledim,, "Kimin hoşuna gitmez ki..... Güle güle Türkiye, güle güle... "&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4718883820272504879?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4718883820272504879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4718883820272504879' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4718883820272504879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4718883820272504879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/gule-gule-turkiye-gule-gule.html' title='Güle güle TÜRKİYE.... güle güle....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TFJZu82y1jI/AAAAAAAAAqo/tW8EoZcw1Ic/s72-c/DSC03872.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6851106544213021088</id><published>2010-07-27T09:21:00.000-07:00</published><updated>2010-07-27T09:55:04.196-07:00</updated><title type='text'>Bir ülke gördüm, adını AFGANİSTAN koyamadım.......    I saw a country not called Afghanistan.</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8IV1Epv7I/AAAAAAAAAqI/IVL-hQ_iR98/s1600/DSC03707.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8IV1Epv7I/AAAAAAAAAqI/IVL-hQ_iR98/s320/DSC03707.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Bir ülke gördüm:&lt;/strong&gt; Her arabanın camına gencecik dilenciler yapışıyor ve onların bizdeki 'modern dilenciler'den çok farkı var. Dilenmekten başka hiç ama hiç şansları yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8IePOY0UI/AAAAAAAAAqQ/HJQMkyK8Gcs/s1600/DSC03843.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8IePOY0UI/AAAAAAAAAqQ/HJQMkyK8Gcs/s320/DSC03843.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Bir ülke gördüm:&lt;/strong&gt; Kadın olup olmadıklarını bile anlayamadığım burkalı insanların kucaklarında çocuklar var. Bu sorudan hiç kurtulamayacağım galiba: Bir gelecek var mıdır bu çocuklar için, çocuklar burada da anne-babaları için gelecek midir? Bu yanıttan da kurtulamayacağım: Hilal, umut etmekten başka şansın yok gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8Io1hAnZI/AAAAAAAAAqY/YgfoIG9ezrc/s1600/DSC03695.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8Io1hAnZI/AAAAAAAAAqY/YgfoIG9ezrc/s320/DSC03695.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Bir ülke gördüm:&lt;/strong&gt; Bisikletler korku ve ölüm saçıyor. Hepsi olağan şüpheli. Hepsi, her an patlayabilir. Her teker dönüşünde, kalbim parçalandı. Kalbimi o ülkede bırakamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8I3JVZ1UI/AAAAAAAAAqg/IM0r4o1mMpk/s1600/DSC03710.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8I3JVZ1UI/AAAAAAAAAqg/IM0r4o1mMpk/s320/DSC03710.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Bir ülke gördüm:&lt;/strong&gt; Polisler silahlı, çocuklar silahlı, şalvarlı adamlar silahlı, korumalar silahlı. Silahlarla korunmaktan utandım. İçinde gezdiğim zırhlı arabalar, alsın başını gitsin istedim ama nereye gideceğine dair düş kuramadım. &lt;br /&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;strong&gt;Bir ülke gördüm:&lt;/strong&gt; Yerlisi kadar yabancısı da çaresiz. Çelik yelekli İsveç, Alman, Amerikan ve binlercesi çaresiz. Silahları susturamadım. Güvenlik sözcüğü anlamını yitirdi. Zaten, insanlık anlamını yitirmemiş miydi burda. Sadece demokrasiye değil, ekmeğe de aç insanların diyarı değil miydi burası. Burası Afganistan'dı. Çektiğim fotoğraflara bir daha hiç bakmak istemedim, kalbim parçalandı. Kalbimi o ülkede bırakamadım. &lt;strong&gt;Bir ülke gördüm, adını AFGANİSTAN koyamadım...&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6851106544213021088?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6851106544213021088/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6851106544213021088' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6851106544213021088'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6851106544213021088'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/bir-ulke-gordum-adn-afganistan-koyamadm.html' title='Bir ülke gördüm, adını AFGANİSTAN koyamadım.......    I saw a country not called Afghanistan.'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE8IV1Epv7I/AAAAAAAAAqI/IVL-hQ_iR98/s72-c/DSC03707.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-9070763456871573837</id><published>2010-07-26T12:24:00.000-07:00</published><updated>2010-07-31T13:46:15.017-07:00</updated><title type='text'>We need women in Afghanistan... / Afganistan'da kadınlar nerde ?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE3gadq1VAI/AAAAAAAAApg/X8W71bwBDIg/s1600/DSC03792.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="196" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE3gadq1VAI/AAAAAAAAApg/X8W71bwBDIg/s400/DSC03792.JPG" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kabil'den uçup, Mezar-ı Şerif'e ulaştığımızda sevgili internet bağlantımız da kayıplara karışmıştı.&lt;/span&gt; Turkcell'in çekim gücüne kendini kaptıran cep telefonları, iş haber yazmaya geldiğinde “olmuyoooor, yapamıyoruuuuum” diye bas bas bağırıyordu.&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; Hadi sen, aşmışsın gelmişsin kum fırtınaları arasından, dal bakalım Afganistan’ın kucağına doğru, dal. Kadınların, askerlerin, çoluk çocuğun arasına dal... Tam da bu dalma konusuna dalmışken, yani kuzeyde Mezar-ı Şerif’te ‘Afganistan-Türkiye Dostluk Çocuk Hastanesi’nin önünde kendi kendime “Allahım nasıl bir diyardayım. Rüyada mıyım, gerçek miyim” sorgusu yaparken, of yani off, nasıl desem bilmem ki, erkeği-kadını geçtim, insan olmanın en utanç verici noktasında kıvrım kıvrım kıvrandım. Döndüm sağıma, Servet de karın ağrısıyla çekiyordu etraftakilerin fotoğrafını, diğer gazeteci arkadaşlarım da. Hüzün ve acı, koca bir dalga boyunca yalıyordu tüm yüzleri...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Şimdi bu kadının gözlerini perdeleyen, hayattan kopartan burkanın arkasında nasıl bir kadın vardı?&amp;nbsp; Acaba kadın mıydı? El-kol işaretiyle olsun iletişim kurmaya çalışsan da, ses çıkarmadan kaçıyordu. Hastenin önünde çaresiz bekleşiyordu. Zamanın durduğu, hayatın alıp başını gittiği bu yerde, bu kadına ulaşacak olan Türk doktoruydu öyle mi ? Evet öyleydi. Sessizce bekleyen, sonra içeri girip, doktora çocuklarının derdini anlatıyordu. Doktorlar, 15-16 çocuktan az çocuk doğurmayan bu kadınlara modern dünyanın sağlık hizmetini sunmaya çalışıyordu. Hizmetler birinci sınıftı, doktorlar süperdi ama kadınlar, ama çocuklar neden sağlıklı bir görüntü veremiyorlardı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Aslında Afganistan’da 1996'ya kadar; kadınların çalışma, istediği gibi giyinme, araba kullanma, sokağa çıkma konularında göreli bir özgürlüğü varmış. Taliban gelmiş yönetime, kadınlar için hayat zindan olmuş. Koca bir kuyruklu yalan bu. Böyle bir tarih bilgisi okursanız, inanmayın.&amp;nbsp; Taliban denen illetin, kadınlara garezi varmış öyle mi ? Evet, öyle! Öyleyse, bütün kadınlara ölüm. Böyle bir mantığı olamaz, bu kadar sapına kadar batmış ilkelliğin. Kabil’deki otelde burka satan dükkan sahibi “müslüman kültürü” diye pazarlamıştı burkayı. İslam ne diyorsa, oymuş. İslamın kadınları yücelttiğini, pis bir yaşamın yerine temizliği farz gördüğünü bilmesek, yiyeceğiz bu numaraları. Öyleyse, suçlu kim. Suçlu arayalım mı, arayalım. Afganistan’ı sömürenler kimler ? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="ecxMsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="font-family: Times,&amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,serif;"&gt;Hillary Clinton’un fotoğrafını, pervanelerle soğutulmaya çalışılan basın merkezinden çok Sinekli Bakkal’ı andıran salondaki dev ekrandan çekmiştim. Kabil’de dünyanın bütün büyükleri toplanmış, Afganistan’a gelecek aşışı bulmaya çalışıyorlardı, koca bir konferansın içinde. Clinton, “Bu sefer özgür, bu sefer daha huzurlu ve mutlu bir Afganistan için hep beraberiz” diyordu. Obama yönetiminin sıpsıkı kadın dışişleri bakanı Clinton’dı... Kararlılık ve güzellik abidesi gibi konuştukça konuşuyordu. O konuşurken, dışarda kim bilir kaç kadın ölüyordu? İstatistiklere bakmak istemiyorum hiç. Afganistan öldürülmüş, kadınlar yok edilmişti işte birilerince, hem de göz göre göre. Öyleyse, şimdi onları kurtarma zamanıydı. Umuttan başta tutunacak hiçbir şeyim yoktu, hiç.... Sadece umut... &lt;b&gt;HOPE... !&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-9070763456871573837?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/9070763456871573837/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=9070763456871573837' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9070763456871573837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9070763456871573837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/we-need-women-in-afghanistan.html' title='We need women in Afghanistan... / Afganistan&apos;da kadınlar nerde ?'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TE3gadq1VAI/AAAAAAAAApg/X8W71bwBDIg/s72-c/DSC03792.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6905089811117979181</id><published>2010-07-19T12:33:00.000-07:00</published><updated>2010-07-26T12:38:44.130-07:00</updated><title type='text'>Life goes in Afghanistan too, indeed.... Afganistan için VARIZ...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TESoPZpP18I/AAAAAAAAApQ/_poTHLc8aXY/s1600/grup+bahce.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="231" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TESoPZpP18I/AAAAAAAAApQ/_poTHLc8aXY/s400/grup+bahce.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ölümün kol gezdiği, havanın acı acı&amp;nbsp; ‘öteki dünyadan’ sinyaller çaktığı Kabil sokaklarında, gerçekten kuş bile uçamıyor. Yarın 49 ülkeden dışişleri bakanı, ‘Kabil Konferansı’ için burada olacak. Her yer ve herkes silahlı, diken üstünde ama bir o kadar kendinden. Tel örgüler içinde, çamura batmış, bisiklet tekerlekleri üzerinde olsa da hayat, çok güzel... Evet, bu satırları Kabil’den yazıyorum. Zırhlı araçlarla dolaştığımız, 10 dakikadan fazla kalamadığımız, Kabil Konferansı yüzünden çoğu kepengin kapalı olduğu çarşı gözlemlerimden yazıyorum. Hayat, acı acı kokuyor ama güzel kokuyor. Konvoyumuzu korumak için çırpınan her güvenlik görevlisi üzerimize titrerken geldi bu güzel koku burnuma. Çünkü yaklaştı biri tam yanımıza “Bizimle de fotoğraf çektir” anlamında el-kol işaretleri yaptı. Gözlerinden koku fışkırdı o an, o koku... Yeşil yeşil, hayat kokusu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;Bahçeye girdik, cennete düştük. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kabil Büyükelçiliği Bahçesi’ne. Tel örgüler, silahlı hayat, şehri kaplayan toz bulutu uçtu gitti birden. Kafasını öylesine gökyüzüne çeviren, yine de&amp;nbsp; görüyor ama yukardan hayatı dakika dakika izleyen zeplin’i. Bembeyaz bir balina görüntüsünde havada asılı kalmış bir baloncuk belki de o.. Evet,, haydi şimdi kameralara ‘hellooooo....’ Ve o bahçede kısa bir süre sonra Türk diplomasisinde eşine rastlanılır türden süper diplomatlarla “Kabil Konferansı” için müthiş bir beyin fırtınası yapıyoruz. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’dan tutun tam 49 ‘very important person’ Kabil’e ‘gelecek umudu’ aşılamak için geliyor. İçlerinde Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da olacak. Ve hepsi, Türkiye’nin Afganistan’ın özgürlük mücadelesine verdiği içten yardımlara yüksek tonda bir vurgu yapacak. Türkiye’nin canla, başla Afganistan’ın ‘demokrasi&amp;nbsp; mücadelesine, ayakta kalma arzusuna’ verdiği desteği görmek için Müsteşar Yardımcısı Engin Soysal’ın, Kabil Büyükelçimiz Basat Öztürk’ün ve Türk Dışişleri’nin Ankara’daki en çalışkan diplomatlarından Burak Akçapar’ın gözlerini okumak yetiyor bu kez. Türkiye, Afganistan’da demokrasi rüzgarlarının en yoğun eseceği güne kadar burada... hep burada... Zaten, daha Cevizcan’a gidip yeni bir il imar timi açacağız, hep birlikte. Heyecanlı ve gururlu gazeteci grubumuzun, büyükelçilik bahçesinde yaşadıkları gerçekten ayrı mutluluk kaynağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Burası sizin eviniz” diyor Basat Bey ve bizi bahçeyle başbaşa bırakıyor. Kimimiz çimlerin&amp;nbsp; üzerinde keyif yaparken, kimimiz iddialı bir basket maçına dalıyor. Maçın en süper isimlerini gururla buraya yazıyorum: Anadolu Ajansı’ndan Gülsen Solaker, CNN-Türk’ten Deniz Kilislioğlu ve Zaman Gazetesi’nden Servet Yanatma... Ben çok kötüyüm bu basket işinde, çoook... Bir sayı bile yapamadım... Ama basket oynama fikrinin sahibi Servet sayesinde hepimiz nefis, unutulmaz zaman geçirdik.Tabii, tam bu bahçe keyfimizden önce hepimiz toplu bir fotoğraf çektirdik ve dedik ki... Yaşasın özgürlük,&amp;nbsp; yaşasın Afganistan.... !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6905089811117979181?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6905089811117979181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6905089811117979181' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6905089811117979181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6905089811117979181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/life-goes-in-afghanistan-too-indeed.html' title='Life goes in Afghanistan too, indeed.... Afganistan için VARIZ...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TESoPZpP18I/AAAAAAAAApQ/_poTHLc8aXY/s72-c/grup+bahce.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5972642829615841108</id><published>2010-07-18T22:51:00.000-07:00</published><updated>2010-07-18T23:18:19.836-07:00</updated><title type='text'>Good morning Afghanistan.. Lets be free, lets cycling... Afganistan'dan günaydın, millet ! Dışişleri'nden don servisi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEPnyNqWyTI/AAAAAAAAAo4/2IGvxnG5Yzg/s1600/MKM_0271.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEPnyNqWyTI/AAAAAAAAAo4/2IGvxnG5Yzg/s320/MKM_0271.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Anadolu Ajansı’ndan Gülsen ve ben ve bir de foto muhabiri arkadaşımız Mehmet bir gün rötarla da olsa Dubai’den Kabil’e ulaşabildik. Kabil’de yolumuzu dört gözle bekleyen arkadaşlarımız, ne yazık ki yine bavullarına kavuşamadılar. Kabil Havaalanı’na indiğimizde çıkan bavullar arasında sadece Gülsen’inki ve benimki vardı. Amma da şanslıyız...! (Diğer arkadaşlarımız, kendilerine Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi'nin muhteşem elemanı Tolga'nın dağıttığı donları giyerken, biz kendi eşyalarımızla başbaşayız... ) Sonra deli bir toz bulutunun içindeki Kabil sokaklarında Türk Dışişleri Bakanlığı’nın bizi almaya gelen arabasıyla ilerledik. Uzun entariler içindeki adamları, kara çarşaflı kadınları şimdilik geçti gözlerim, özgürce bisiklet kullananlara takıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kocaman tekerlekleri dönüyor da dönüyor bisikletin. Ellerinde kocaman silahlar, aynalı gözlüklerle zombi gibi bakan, şehri korumakla gururlanan bin türlü asker, çok sıradan kalıyordu bu bisikletlerin yanında. Tahta arabaların üzerine kurulmuş sarıklı amcalar da öyle, filmlerden fırlamış gibiydi. Biz arabada yol aldıkça, bisikletler daha hızlanıyordu sanki. Hani özgürlüktür, medeniyettir, ince bir anlamı vardır bisiklet tekerinin kafalarda. Bir de üzerinde gülümseyen yüzler. Gerçekten gülümseyen, hayata gülümseyen. Dubai’de geçirdiğim eziyet çoktan uçup gitti, bu yüzleri gördüğümde. Bizi havaalanına almaya gelen Arif Bey, “Burada da hayat, akıp gidiyor ve insanlar tüm doğallığıyla hayatın içinde” diye öyle içten söyledi ki, Afganistan üzerinde oynanan siyasi hesaplaşmaları, kitaplardan, politikacılardan, diplomatlardan öğrendiğim burayla ilgili çıkar çatışmalarını bile unuttum. Burada da hayat var. Ey hayat, sen nelere kadirsin.. ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat hızla akıp gitti, tüm bunları düşünürken. Ben arabadaydım ama Kabil halkı bisikletle ilerliyordu. Ve bu durumun sanki hüzünlü, sanki iç acıtıcı ama umut veren bir duygusu kalıyordu içimde, silahlı adamların koruduğu Safi Otel’imize girerken. Aklım, ABD Başkanı Barack Obama’nın “Babamdan Hayaller” kitabına kaydı bir an... “Herkes özgürce yaşayacak, her toprakta, her yerde...” Özgürlüğü sanki bu kendi kaderi ellerinden alınmış, savaş oyuncağı olmuş Kabil halkı hakediyordu en çok... Kimbilir... Otelde yedik akşam yemeğini. Bizi dışarı çıkaracak zırhlı araçlar olmadan, sokaklara çıkamazmışız. Ve sabah oldu. Dışardan horoz sesleri geldi, bir de helikopter. Sıcak, çok sıcak ama güzel sıcak Kabil. İnsanı yakıyor, bunaltmıyor... Günaydın Afganistan, günaydın özgürlük....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5972642829615841108?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5972642829615841108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5972642829615841108' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5972642829615841108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5972642829615841108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/good-morning-afghanistan-lets-be-free.html' title='Good morning Afghanistan.. Lets be free, lets cycling... Afganistan&apos;dan günaydın, millet ! Dışişleri&apos;nden don servisi'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEPnyNqWyTI/AAAAAAAAAo4/2IGvxnG5Yzg/s72-c/MKM_0271.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3691755751490602507</id><published>2010-07-17T18:43:00.000-07:00</published><updated>2010-07-17T18:50:02.544-07:00</updated><title type='text'>Dubai nightmare before Afghanistan... Afganistan yolunda Dubai krizi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEJdo07pdgI/AAAAAAAAAow/qSPHKJRJU_I/s1600/MKM_0172.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" hw="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEJdo07pdgI/AAAAAAAAAow/qSPHKJRJU_I/s320/MKM_0172.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Buradan kocaman bir ‘kınama notası’ gönderiyorum. Sinirlerimi bir gevşetsem, şu üzerine uzandığım halıyı yerinden sökebilir, duvarları parçalayabilir, etrafta kötü tavuklar gibi uyuyan insancıkların üzerine kusabilirim. Sabahın körüdür, bu notanın yazıldığı vakit. Yani saat, nerdeyse 5 olacak. Birkaç allahın cezası Türk dahisi yüzünden Afganistan öncesi Dubai’de zorunlu bekleme moduna geçiyoruz. Kim mi. Biz 3 gazeteci. Anadolu Ajansı’ndan Gülsen’i sakinleştirmek için yapabileceğim hiçbir şey yok. Havaalanında bulduğum tüm yetkililere dökmediğim dil, çekmediğim numara kalmadı. Faydası yok. Kabil’e uçabilmek için bu delikte yarın öğleden sonraya kadar beklemek zorundayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, neler oluyor. Sayın Türk Dışişleri Bakanı hazretleri Ahmet Davutoğlu, Cevizcan’da yeni bir Türk il imar timinin açılışını yapacak, Kabil’de uluslararası Afganistan konferansına katılacak ya hafta içinde, biz de en süper diplomasi muhabirleri olaraktan bu tarihi olayları kayda geçirmeliyiz. (Kafanızı yormayın, herşey kayıtlara geçecek. Minicik, minicik kayıt cihazları var bende... Her an çalışır onlar, her an... ) Efendim, yapmış Dışişleri Bakanlığı bir organizasyon, bizi Afganistan’a uçurmaya karar vermiş. Hep beraber, yani Dışişleri’nden bir ekip ve biz gazeteciler Ankara’dan çıktık yola. Sonra geldik Dubai’ye, allahın cezası Türk Hava Yolları’yla. Dünyanın en lanet havayolusun sen gerçekten. Yol değil, çamursun. Bu salak THY, bir bağlantı yapmış Dubai’den, bizim grubu Safi Havayolları diye düdük bir havayoluyla Kabil’e uçuracak. Uçan uçtu. Biz kaldık geriye. 3 gazeteci. Hadi ben kaldım da, devletin Anadolu Ajansı da kaldı. Bu dandik THY, bizim adımızı vermemiş Safi’ye. Safi, bize bir “1 minute” çekti. Almıyorlar bizi uçağa. Giden gitti. Benim adım listede yok. Gülsen’in adı yok. Bagajların nerde olduğundan kimsenin haberi yok. Organizasyon süper. Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Enformasyon Dairesi’nin bu güzide organizasyonu gözyaşartıcı boyutta kalite kokuyor. İyi canım, Safi Havayolları Dışişleri ekibini aldı ya uçağa onlar ilk gün haberlerini yazarlar nasıl olsa. Bizim yerimize de uyurlar, bizim yerimize de dinlenirler. Hatta canımız, ciğerimiz Tolga Uçak arkadaşımız bizim için Afganistan bilgi notları bile yazar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah ezanı okundu biraz önce Dubai Havaalanı’nın içinde. İnsancıklar namazlarını da kıldılar. Koku duygumun içine eden bir halının üstüne uzanmış, böyle güzel güzel blog yazıyorum. Macera başlamıştır. Bir sonraki uçağa saatler var nasılsa. Yarın öğleden sonra uç bakalım, uçabilirsen Kabil’e. Çok uykum var. Ben galiba bu ayak kokusunun, tere, hatta tuvalet kokusuna karıştığı Dubai Havalimanı’ndaki halının üzerinde uyuyacağım. Size iyi uykular Sayın Dışişleri’nin Enformasyon’u, size ... Nasıl bir organizasyon yaptınız THY’yle de, bizi burda bıraktınız, bravo.... Bu güzel notamla küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öpüyorummm.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3691755751490602507?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3691755751490602507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3691755751490602507' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3691755751490602507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3691755751490602507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/dubai-nightmare-before-afghanistan.html' title='Dubai nightmare before Afghanistan... Afganistan yolunda Dubai krizi'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TEJdo07pdgI/AAAAAAAAAow/qSPHKJRJU_I/s72-c/MKM_0172.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-7302341137381836435</id><published>2010-07-03T07:14:00.000-07:00</published><updated>2010-07-03T07:19:09.514-07:00</updated><title type='text'>Büyükelçi Jeffrey'den mektup var : Sevgili (m) Türkiye.. / Letter from Jeffrey: Dear Türkiye</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TC9GweM59NI/AAAAAAAAAoo/UvmF6W725IQ/s1600/jef.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" rw="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TC9GweM59NI/AAAAAAAAAoo/UvmF6W725IQ/s400/jef.bmp" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sanki ışıklar birden sönüverdi, o tarlamsı rezidans bahçesinde. Shakespeare'in ünlülerinden "Bir yaz gecesi rüyası" kıvamındaki kalabalıktan, coşkuyla-hüznün garip karışımını yansıtan caz melodilerinden, boyalı kadınlardan, traşlı erkeklerden nerdeyse eser kalmamıştı. Bir ben miydim şimdi; bir elinde kalem, ötekinde not defteriyle tarlanın ve gecenin ortasında kalan. Başımı sersemce sola çevirdim, Jeffrey'in pamuk kafasından fışkıran parlak ışığa çarpıldım. Evet, Büyükelçi James Jeffrey'di bu. Hadi ben sersem sersem 'check edecek' bir diplomat kalmış mıydı ortalıkta diye oradaydım da, o ne yapıyordu bu saatte. "Amerika'nın Bağımsızlık Günü, 4 Temmuz" resepsiyonu çoktan bitmişti demeye kalmadı, Jeffrey'i yanımda buldum. Ankara'daki son resepsiyonunda emeği geçen garson, hizmetçi, koruma görevlisi, yakın dostlar, kim varsa onlara tek tek teşekkür ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gecenin başındaki telaşlı 'merhaba' gitmiş yerini gülümseyen, sımsıcak bir 'merhaba'ya bırakmıştı. Herkese 'özenle veda' etmek istediğini anlattı tüm sevimliliğiyle. "Ortalıkta çok da kimse yok. Hadi bir kaçamak yapalım" havasında Türk ve Amerikan bayraklarının gururlu duruşuna mekan olan, salona doğru ilerledik. Anlaştık, o arada. Dikkatle izlediği blogum için özel birşeyler yapacaktı benimle. Türkçe. Evet yine Türkçe. Biz diplomasi muhabirleri aramızda onun Türkçesi için "Çok kasık. Zaman alıyor, çoğu zaman da anlaşılmıyor" eleştirisini şap diye ne kadar yapıştırırsak yapıştıralım, o Türkçe'siyle mutlu arkadaşlar, mutlu. Bırakın konuşsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam tamam. İşte geliyorum asıl konuya. Bayrakların önüne geçtik. Benden kendisine bugüne kadar hiç sormadığım konularda sorular istedi. İsrail yok, PKK yok, Obama yok, Türk politikası yok. Ağlayacağım yarabbim. Başka soru, başka soru diye tutturdu. Peki öyleyse. Al sana ilk soru: Madem seviyorsun bu kadar çok Türkçe konuşmayı. Türkçe'de en çok sevdiğin sözcük nedir? Yanıt: &lt;strong&gt;SEVGiLi... O,,,Dear,, v&lt;/strong&gt;alla girdik sıcak konuya... O 'sevgili' dedi.. Ben, aptal aptal "Sevgilim" diye heyecanlandım... Ne diyor biliyor musunuz, Türkçe'nin bu sözcükleri için Jeffrey, ne diyor&lt;strong&gt;..."Çok ruhlu sözcükler, çok içten, çok samimi, çok derinlerden..."&lt;/strong&gt; Allah, Allah,,, aşık mıdır, nedir bu adam? Geçelim başka soruya. "En sevdiğiniz Türk yemeği"... Jeffrey'in yanıtı: &lt;strong&gt;İmambayıldı.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acıktık mı ne? Yemeği sonra yermişiz. Benim sorulara devam etmem gerekiyormuş. "En sevdiğiniz politikacı? Erdoğan, Gül ya da Kılıçdaroğlu?"... Çok diplomatik yanıt geliyor, çoook... &lt;strong&gt;"Tabii ki Atatürk"&lt;/strong&gt; diyor Jeffrey. Dur dur, ben başka bir soru sorayım.... "Ben Türkiye dediğimde, aklınıza ilk ne gelir".... Yanıta bakın arkadaşlar: &lt;strong&gt;"Her köşesi cennet..."..&lt;/strong&gt; Yorum yapamıyorum, başka soruya geçiyorum. "Türkiye'deki en iyi arkadaşınız kim?.." Jeffrey, bu noktada &lt;strong&gt;"Türkiye'de çok, çok arkadaşım var"&lt;/strong&gt; diye içten içten gülüyor... Sabahları ilk okuduğu gazeteyi soruyorum sonra. "Hepsini, tek tek okuyorum" diyor ve ekliyor &lt;strong&gt;"Senin&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;bloguna bayılıyorum"...&lt;/strong&gt; Bu konuşmalar hep Türkçe arkadaşlar. Hadi bir Türkçe veda edin bakalım öyleyse, yeniden herkese...Etmez mi, ediyor... hem de has Türkçe. &lt;strong&gt;"Sizi hiç unutmayacağım.."..&lt;/strong&gt; İyi de unutmayıp, ne yapacaksınız ? "Action isteriz, action" diye çırpınıyorum ben... Ankara'daki büyükelçilik görevinin ardından Bağdat'ta ABD'nin yeni büyükelçisi, bizim de yakın komşumuz olacağını heyecanla özetliyor o an. Diyor ki, diyor ki... "&lt;strong&gt;Yazacağım size... Mektup göndereceğim. Söyle başlayacağım söze.. Sevgili Hilal, Sevgili Türkiye..." &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gece bitti. Jeffrey gitti, ben gittim. Bu ne sevgi aaahh, bu ne ızdırappp... Dear Türkiye,, Sevgili (m) Türkiye...&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-7302341137381836435?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/7302341137381836435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=7302341137381836435' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7302341137381836435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7302341137381836435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/07/buyukelci-jeffreyden-mektup-var-sevgili.html' title='Büyükelçi Jeffrey&apos;den mektup var : Sevgili (m) Türkiye.. / Letter from Jeffrey: Dear Türkiye'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TC9GweM59NI/AAAAAAAAAoo/UvmF6W725IQ/s72-c/jef.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8773608626371204916</id><published>2010-06-30T01:31:00.000-07:00</published><updated>2010-06-30T01:33:51.864-07:00</updated><title type='text'>O bir diplomat : Ünal Çeviköz... / See you in London</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCsAx51_lvI/AAAAAAAAAog/OK9IFIy2HYk/s1600/DSC_0167.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCsAx51_lvI/AAAAAAAAAog/OK9IFIy2HYk/s320/DSC_0167.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her diplomat sevilmez. Hatta, çoğu sevilmez. "Ama bu durum, her meslek için geçerlidir" notu düşeyim de baştan, sonra bir de alıngan diplomatlarla uğraşmayayım. Her gazeteci de sevilmez tabii... Ama, kimisi çok sevilir. Sadece müsteşar yardımcısı olduğu için değil, sadece Londra'ya büyükelçi atandığı için değil, sadece çok başarılı, çok ince olduğu için değil. Evet, zor ama sadece Ünal Çeviköz olduğu için sevilen vardır. Sadece kendi olarak kalmayı başarmış bir büyükelçi olduğu için sevilen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara Palas'ta onu Londra'ya uğurlamak için toplanan onlarca insanın ortak noktası buydu bence. Çoğu artist diplomata burun kıvıran birçok arkadaşım, zariflik edip ona tüm içtenlikleriyle küçük hediyeler sunuyordu. Gazze'ye yardım konvoyuna İsrail güçlerince düzenlenen saldırılardan sonra evinden çıkamaz duruma düşen İsrail'in Bergama kökenli Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, kocaman bir kahkaha atıp "Ünal çok başka... Çok başka insan" diyordu. Türkçesi ortalama bir Türk'ü sollamış Amerika'nın Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, "Çok tatlı arkadaştır Ünal. Çok şeker bir diplomattır o" diye tanımlıyordu, Ünal Çeviköz'ü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen böyle en zor yerlerde, en zor günlerde diplomatlık yap ve kimseyi incitme. Bu kadar zarif ve yakışıklı ol, bu kadar yetenekli. 2006'da Bağdat'ta suikaste uğra ama sapasağlam ayakta kal. Tanrı'nın sevgili diplomatı. Hem kadınları, hem erkekleri hayran bırak kendine, çalışmalarına. Ben, "Nedir bu durum" diye muzip muzip gülümseyip, sorular atarken ortalıktakilere, pastayı ağzıma tıkayan,, (kimdin sen yaaa,,,) "Adam gibi adam da ondan. Pasta ye, kendine gel" diye tasvirimi kesti. Ama bak, ama bak... Ben ki, onlarca brifingin yanısıra klasik müzik konserlerini paylaştığım, filmlerden, kitaplardan, yemeklerden konuştuğum Ünal Çeviköz'ü, Londra'ya uğurluyorum. Güzel Londra'ya. Kısacası; Londra'da süper bir Türk Büyükelçi arkadaşımız olacağı için gururluyuz, mutluyuz. Ünal Bey,,, Londra'da görüşürüz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8773608626371204916?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8773608626371204916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8773608626371204916' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8773608626371204916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8773608626371204916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/o-bir-diplomat-unal-cevikoz-see-you-in.html' title='O bir diplomat : Ünal Çeviköz... / See you in London'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCsAx51_lvI/AAAAAAAAAog/OK9IFIy2HYk/s72-c/DSC_0167.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-660471190332324187</id><published>2010-06-23T02:41:00.000-07:00</published><updated>2010-06-23T14:41:31.088-07:00</updated><title type='text'>Monsieur /Mr. Mevlut Çavuşoğlu....Avrupa Konseyi'nde bir Türk başkan, mösyö Çavuşoğlu</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCHUsx6kMTI/AAAAAAAAAoQ/q9uSwe9sFi0/s1600/DSC03574.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCHUsx6kMTI/AAAAAAAAAoQ/q9uSwe9sFi0/s320/DSC03574.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Oturumu açıyorummm, aaaçtım ! Şu zihninizi allak-bullak etmeye çalışan "Türkiye’nin ekseni mi kayıyor, Türkiye Batı’ya değil de, Doğu’ya mı gidiyor" sorularıyla başlayan tartışmalara aldırış etmeyin lütfen. Gerçek Türkiye’nin yapacak çok işleri var. Demokrasi, hak, hukuk, adam gibi yaşam standardı değil mi aradığımız. Medeniyet ve kalitenin peşinden koşuyoruz. Koşanlara, gönülden destek oluyoruz. Gerisi, gerçekten safsata. !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Konseyi’nin yasama organı niteliğindeki Parlamenterler Meclisi’nin başkanlığını Ocak 2010’dan beri yürüten Mevlüt Çavuşoğlu ile birlikte, konseydeyiz. Hişşşt, ses yapmayın.. Çok ciddi bir durum var ortada. Avrupa Konseyi, 1949’da kuruluyor. Türkiye de kurucu üye. Evet, Avrupa’dayız. Konseyin parlamenterler meclisinin başına bugüne kadar bir Türk parlamenter, nedense seçilemiyor.( Uyuz diyorum size bu Avrupalılar. Gürültü yok Hilal, devam, devam… ) Hatta başkanlık koltuğuna hep Batı Avrupalı parlamenterler oturtuluyor. 5 Fransız, 4 İngiliz, 3 İspanyol, 2 Alman, 2 Hollandalı, 2 Belçikalı, 2 Avusturyalı, 1 Danimarkalı, 1 İsveçli ve de 1 İsviçreli, başkanlık koltuğunda boy göstermiş bugüne kadar. Ama şimdi, ama şimdiiii.... “Viyana’nın doğusundan bir ülkeden” yani Türkiye’den seçilmiş bir başkan var ortada. O biiiiirrrr Radikal,,,, O birrrrr Türk ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla bir "koltuğum kabardı" durumu sözkonusu. Mevlüt Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi’nde Parlamenterler Meclisi Başkanı olarak nasıl çalıştığını hepinizin görmesini isterdim. Açın televizyonları açın, gazeteleri okuyun. Hatta daha kolayı var. Blogum hizmetinizde. “Hiii, öcü İslam” korkusunun dalga dalga yayıldığı bir Avrupa ortamında müslüman bir Türk, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi başkanlığına seçiliyor. Çünkü, Mevlüt Bey’in çalışkanlığı, aktifliği dillere destan bu alemde. Ayrıca, 11 Eylül olayları sonrasında Avrupa Konseyi, dinlerarası diyaloğun Avrupa’daki düşünsel merkezi olarak tanımlanmış. Benim gibi bir Radikal’e bile tolerans gösteren Mevlüt Bey’in, dinlerarası diyalogda başarıya ulaşacığına eminim arkadaşlar. Altına imza atıyorum. Ortada ciddi bir tolerans var. Bana ‘kendini beğenmiş’ deyin, 40 yıl küserim size ama Mevlüt Bey “PKK, daha çok büyük boyutlu saldırılar gerçekeştirmedi. Kınamaya değmez” diye düşünen Avrupa Konseyi’nin Norveç’li uyuz Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland’a bile, büyük bir olgunlukla Türkiye’nin ve dünyanın gerçeklerini anlatmaya çalışıyor. Ben olsam, valla çarpardım o herife...Ankara’ya gelecekmiş zaten, icabına bakacağım onun ben, merak etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çavuşoğlu'nun bu anlı-şanlı göreve seçilmesinin ardından, Kasım 2010'da Türkiye, Avrupa Konseyi'nin karar organı bakanlar konseyinin dönem başkanlığını altı ay süreyle devralacak. Şöylee, güzel bir parmak hareketiyle Avrupa’ya eksen nedir gösterebiliriz değil mi... Bence evet. Avrupa’nın kalbinde, Strasburg’da Avrupa Konseyi’nde ‘aslanlar gibi çalışan’ bir başkanımız var. Bi dakka, bi dakka, bu nasıl bir çalışkanlık. Ahan da okuyorum. 1968 doğumlu Çavuşoğlu, bugüne kadar Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı seçilmiş en genç Avrupalı parlamenter. Yurt içinde AK Parti Dış İlişkiler Koordinatör Başkan vekilliği ve Türkiye-ABD Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanlığı görevlerini yürütüyor. Avrupa’daki parlamenterler meclisinde ise Siyasi İşler ve Denetim Komisyonu üyelikleri, Belarus Alt Komitesi üyeliği, Göç Komisyonu Alt Komite Başkanlığı, “1932-1933 Yılları Arasında Ukrayna’da Kıtlığın Sebep Olduğu Kitlesel Ölümlerin Uluslararası Düzeyde Kınanması (Holodomor) ve Eski SSCB’de kitlesel kıtlığın 75. yıldönümü” başlıklı raporun raportörlüğü ve AKPM’de en büyük üçüncü grup olan Avrupa Demokratlar Grubu Başkan Yardımcısı ve Sözcülüğü yapıyor. Allah’ım hepimize böyle bir CV… Amin..!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-660471190332324187?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/660471190332324187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=660471190332324187' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/660471190332324187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/660471190332324187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/messieur-mr-mevlut-cavusogluavrupa.html' title='Monsieur /Mr. Mevlut Çavuşoğlu....Avrupa Konseyi&apos;nde bir Türk başkan, mösyö Çavuşoğlu'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCHUsx6kMTI/AAAAAAAAAoQ/q9uSwe9sFi0/s72-c/DSC03574.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4501912835693046187</id><published>2010-06-22T04:06:00.000-07:00</published><updated>2010-06-22T04:10:11.306-07:00</updated><title type='text'>Les tam-tam, la musique et Strasbourg...! En uzun gün ve ilk gece : STRASBURG</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCCYig30rLI/AAAAAAAAAoI/c1oZYPGEcUE/s1600/DSC03559.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" ru="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCCYig30rLI/AAAAAAAAAoI/c1oZYPGEcUE/s320/DSC03559.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bir Alman olmuşlar tarih boyunca, bir Fransız. Pek bir Avrupai havaları var ama yine de bir yavanlık hakim bu yüzlerde. Hadi, hemen girişte çok eleştiri oku fırlatmayayım da Fransa ve Almanya’nın sınırında yaşayan bu Strasburg’luları kucaklamaya çalışayım. Önyargıyı bırak Hilosh, bırak... Bak; 21 Haziran, kuzey yarımkürenin en uzun günü. Yaza giriyoruz. Herkes bir şenlensin, bir açılsın, dökülsün hatta saçılsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen böyle hafiften dalga mı geçersin ! Al sana, müzik bayramı. 1982’den beri tüm Fransa, 21 Haziran akşamı sokaklara dökülüyormuş. Yazın gelişi kutlanıyor. Dökülen dökülene. Dar, uzun, çiçekli, arnavut kaldırımlı, şirine sokaklardan geç geçebilirsen. Her sokak kenarında, ortasında müzik grupları alabildiğince bağırıyor. Sene boyunca suskun, içi geçmiş kalmış bu zavallılar bugün kendilerini aşıyor işte. Her ses var, her renk. Tam-tam’lar, davullar, zurnalar, gaydalar...hatta..ha ha ha..vuvuzelalar... Tüm Strasburg, açık hava konseri havasında. Yerde, gökte her çeşit melodi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya bu çok sesliliği de ben mi getirdim nedir!!! Diplomat ve gazeteci arkadaş grubumda yükselen “Narsist Hilal” esprilerine hiç aldırış etmeden söyleyeceğim işte. Her zaman akşam 8.5’tan sonra inlerin, cinlerin top oynadığı bu sokaklarda şimdi neşe, çalgı, dans ve özgürlük var. Ben diyorum size, benim ayağımda bereket var...(Ben narsist olmayacağım da kim olacak. Eminim bu gece de sokağa çıkacağız ve sokak hepimizi şaşırtacak. Bahse bile girerim)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garsonlar hizmetten anlamıyor. Fransız milleti soğuk ve uyuz. Gelip de sana ‘ne içersin, ne yersin’ diye soran yok. Veriyorsun bir sipariş, bekle Allah bekle. Pizza-lahmacun kırması bir Tartes flambees (tart flambe) yapmışlar, meşhur etmişler. İnce bir hamur, üzerinde erimiş peynir, rendelenmiş domuz eti falan, filan...biraz da mantar. Yazık yaa, bu ecnebilerin neden Türk mutfağına hayran olduğunu daha iyi anlıyorum. Bu garip pizzamsı, pidemsi şeyin yanında Allah’tan yeryüzünde soğuk içilen nadir kırmızı şaraplardan Alsace (Alsaz) şarabı içiyorsun da, ne yediğini anlamıyorsun. Ve üstüne neyse ki Creme brulee.. !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de, yine de..çok şirinsin Strasburg. Gökyüzü hep aydınlık. Uzayıp giden, geniş parklar. O kadar çok milletten insanı bağrına basan bir Avrupa Konseyi. Evet Kayhan Karaca haklı. Burası bir demokrasi okulu. Ben ilk dersi geçtim, haberiniz olsun. Çok da yenilir, içilir olmasa da Fransız mutfağına çok burun kıvırmadım. Hafif yağmurlu sokaklarda bugün güneş daha bir parlak. Yaz geldi... Geçmeden, haydi hep birlikte tadını çıkaralım, haydi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4501912835693046187?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4501912835693046187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4501912835693046187' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4501912835693046187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4501912835693046187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/les-tam-tam-la-musigue-et-strasbourg-en.html' title='Les tam-tam, la musique et Strasbourg...! En uzun gün ve ilk gece : STRASBURG'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TCCYig30rLI/AAAAAAAAAoI/c1oZYPGEcUE/s72-c/DSC03559.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1485156866606570204</id><published>2010-06-20T11:54:00.000-07:00</published><updated>2010-06-21T03:49:26.504-07:00</updated><title type='text'>Türk Hava Yolları... bittin sen bittin....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TB5j1TpUVDI/AAAAAAAAAoA/cY3tOZ7S5_M/s1600/DSC03510.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TB5j1TpUVDI/AAAAAAAAAoA/cY3tOZ7S5_M/s320/DSC03510.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu kez İstanbul’dayım. Yok Paris’te. Hayır, hayır Strasburg’da. Uyuyorum, uyanıyorum, yiyiyorum-içiyorum, Ertuğrul Özkök’ün ‘tuhaf’ kitabını sonlandırıyorum, i-pod’umdaki şarkıları bitiriyorum ama yolculuk bitmiyor. Gidip, gideceğim yer Strasburg. Avrupa’nın en merkez kentlerinden biri. Olmuyor, olmuyor. Strasburg’a adam gibi uçamıyorum ve o anda Türk Hava Yolları’na (THY) lanet okuyorum. Beni ele güne değil, tüm Avrupa’ya rezil ettin THY, tüm Avrupa’ya. Daha da ben seni “En süper havayolu” diye tanıtırsam, gurum gurum gururlanırsam ne olayım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş, Strasburg merkezli yolcu kapasitesi çok olmadığından THY’nin Strasburg ofisi 2008’de kapatılmış, İstanbul’dan Strasburg’a direkt uçuşlar da iptal edilmiş. Ekonomik nedenlerdenmiş. Yok, deve! Sonra, Kayhan anlatıyor; diyor ki. Strasburg ve çevresinde 100 bini aşkın Türk yaşıyor. Hepsinin Türkiye’yle bağlantısı var. Hadi geç bunları. Burası Strasburg. Yani, Avrupa Parlamentosu burada. Türkiye’nin de kurucularından olduğu Avrupa Konseyi, 1949’da burada kurulmuş. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi burada toplanıyor. Her toplantıya Türkiye’den de milletvekilleri geliyor. Hani, derde derman diye aradığımız ‘hak’ kavramı var ya, yani demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlık hakları, kadın hakları, çocuk hakları, göçmen hakları, sakat hakları gibi, bu şehirde şekilleniyor. “AİHM’e gideceğim” diyenlerin işaret ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de burda. Strasburg, aynı zamanda Türk öğrenciler için Avrupa’daki en önemli üniversite şehirlerinden biri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araya kimler girmiş de, THY bu saçma kararından vazgeçmemiş. Türkiye’nin Avrupa’yla bağını koparmış adeta. Strasburg’a gelmeye çalışanlar ya benim gibi Air France’ın kurbanı olup 3.5 saatlik yolu, havaalanı havaalanı gezerek 10 saatte aşıyor, ya da uçak-tren ikilisiyle bir gününü harcayıp, torunlarına anlatmaya bile değmeyecek hikayeler yaşıyor. Bu THY’yi, en azından beni hiç sevmediğim Paris’e hem de Air France’la uçmak zorunda bıraktığı için protesto edeceğim ben. Yok yok, AİHM’e şikayet edeceğim. O kadar saatte New York’a uçardım be ben, davul olun, davul.. ! 1992’den beri Strasburg’a İstanbul’dan düzenli uçan THY, 2008’de bu uçuşları sonlandırmış. Ama bakın bu THY, Sudan’ın Darfur’undan tutun, Kara Kıta’daki onlarca kente direkt uçuşlar düzenliyor. Tamam Afrika’ya da uç ama Avrupa’nın en uğrak kentlerinden olan Strasburg’a da uç değil mi, Allah’ın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bak; ulaşımın medeniyet olduğunun kanıtı sanki bu Strasburg. Şehre iner inmez, hızlı bir trene atlıyorsun. İstediğin her yere bas git. Tramvaylarla kaplı şehirde, hakimiyet bisiklette. Ucu, bucağı olmayan bisiklet parkları göz alabildiğince uzayıp, gidiyor. Bembeyaz saçlı bir adam, bisikletine atlamadan önce bembeyaz saçlı sevgilisini öpüyor. Yaşça büyük insanlar onlar, yaşlı değil. Öpüşmek istiyorum birden. Yeşil ağaçların altına kurulmuş küçük orkestraların birinden Bach sesi yükseliyor. Strasburg’la bağını koparan düdük THY yönetimi geliyor aklıma yeniden. Bırakmayacağım bu işin peşini THY, bırakmayacağım. Ne demek ‘ekonomik değil’ deyip de, Strasburg’la bağ koparmak. Hayat olan her yere uçmalısın oysa, her yere...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1485156866606570204?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1485156866606570204/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1485156866606570204' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1485156866606570204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1485156866606570204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/turk-hava-yollar-bittin-sen-bittin.html' title='Türk Hava Yolları... bittin sen bittin....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TB5j1TpUVDI/AAAAAAAAAoA/cY3tOZ7S5_M/s72-c/DSC03510.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-7344328373975600584</id><published>2010-06-18T11:31:00.000-07:00</published><updated>2010-06-18T11:32:00.452-07:00</updated><title type='text'>Behzat... Senin ne işin var ölümle?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBu6bi-i6WI/AAAAAAAAAn4/5-ZCV5h-jNY/s1600/behzat.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBu6bi-i6WI/AAAAAAAAAn4/5-ZCV5h-jNY/s320/behzat.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;"Ben ölüm yazısı yazamam" derdim kesin. Behzat da "Sen miiiii" diye çıkışırdı.Yapamayacağım, yazamayacağım yoktur. Elimden bir uçan, bir kaçan kurtulur. Yapma Behzat, yapma. Çok gazlıyorsun beni. O, bin yıllık bira borcumu da hatırlatmazsan olmaz değil mi her seferinde. Ya diyette olurum, ya resepsiyonda, ya yemekte. İyi de şekerim, bira senin neyine? Şu çirkin sakallarını bile kesmekten acizsin. Haaaa, küsüyor musun. Küsersen küs. Ama sen kıyamazsın bana. Küsemezsin. Küs diye ısrar ederim, yine küsmezsin. Tamam Behzat. Nescafe'ni getirdim. Diğerleri de yolda. Ama haberin olsun, bira göbek yapıyor. Uffff, çek şu fotoğraf makinesini üzerimden, çek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behzat böyle ısrarlıdır işte, sevmek ve paylaşmak için. En sonunda çeker bir fotoğrafımı, karşılıklı gülüşmeye başlarız. "Kal" diye ısrar eder, kalırım zaman zaman. Geceleri fakstan çıkan iğrenç ses, susmak bilmeyen telefonlar, televizyonun garip görüntüleri, "Alooo, İstanbul ! Tamam gönderiyorum haberleri" stresi...Her gün Kebap 44 menüsü, akşam yemeği için. Ama bilgisayarın ekranında küçük kamera var. Nedret, Helin ve Mustafa kameradan el sallıyor. "Ben de seni seviyorum Helinn, ben de seni seviyorum Mustafa"... Gecenin tüm stresi varsa, aile de var. Bak, yine telefon çalıyor. Bu telefonlar susmaz ama, Behzat'ın haberler kadar sevgiye, sevdiklerine ayıracak vakti hep vardır. Hep yaratır o, hep yaratır. Gerçek gazetecidir çünkü.&amp;nbsp;Lunapark'ın keyfini Mustafa'yla, tiyatronun keyfini Helin'le çıkarır. 30 yıl öncesinin arkadaşlarını internette buluşturur. Bir küser, bir barışır ama paylaşmaktan asla vazgeçmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturup da, "Behzat yok" diye gece nöbeti mi tutuyorum şimdi gazetede. Evet, tutuyorum. Telefon çaldı. Mersin'den üniversite son sınıf öğrencisi Deniz arıyor. "Ben kardeşiyim Behzat'ın" diyor. Zaten çok sinirliyim, zaten çok bozuğum&amp;nbsp;Behzat'ın ölümüne.&amp;nbsp;Ağlayan kız çocuğuna, aptal aptal yanıt veriyorum. Diyorum ki, Behzat'ın kendinden küçük kardeşi yok. Sonra bu şeker kız, bir ödevini yaparken Radikal'i aradığını ve Behzat'a yönlendirildiğini anlatıyor. Behzat'la yapmışlar ödevini ve tam iki yıldır telefonlaşıyorlarmış. İyi de, derdin ne senin, şeker kız? "O benim manevi kardeşimdi. Telefonlarda hep bana destek oldu, gazetecilik okuyorum ve sorunlarımı ona danışıyorum. Bana gazeteciliği öğretiyordu. Peki ben şimdi kiminle konuşacağım. Öldüğü haberi doğru mu? Tamam Hilal abla, Behzat Abi için yazdığım şiiri sana gönderebilir miyim. Ver bana cep telefonunu, ilk dörtlüğünü göndereceğim..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Karanlık dünyalara gülümsedin / Üstüne, kardeş diye benimsedin / Girilmez, izbe hanlara girdin / Der misin şimdi, 'onları da benimsedim'?..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle geldi şiirin ilk dörtlüğü. Dahası da gelecek. Behzat, neler oluyor? Şaka mı bunlar? Yazamıyorum ben ölüm yazısı, yazamıyorum. Senin ne işin var ölümle, ne işin var?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-7344328373975600584?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/7344328373975600584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=7344328373975600584' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7344328373975600584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/7344328373975600584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/behzat-senin-ne-isin-var-olumle.html' title='Behzat... Senin ne işin var ölümle?'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBu6bi-i6WI/AAAAAAAAAn4/5-ZCV5h-jNY/s72-c/behzat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4986073905330713271</id><published>2010-06-12T05:21:00.000-07:00</published><updated>2010-06-12T05:22:01.480-07:00</updated><title type='text'>Waka Waka... This time for Africa...!!! Haydi futbol, haydi...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBN7EGDYFTI/AAAAAAAAAnw/a2_JdFHjvzc/s1600/vuuuu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBN7EGDYFTI/AAAAAAAAAnw/a2_JdFHjvzc/s320/vuuuu.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ben bayılırım çikolataya. Bitter'dir tercihim hep. Sade kahvenin yanında, acılaşır da acılaşır dilim, damağım. Derin bir haz, uzanır gider her seferinde. Tenimin en ince yerlerine. Pek severim bu hallerimi, pek... Waka, waka. This time for Africa...!!! Derkennn, şov başlamıştır... Haydi kaynaş bakalım gerçek çikolatalarla. Hem beyazı, hem sütlüsü, hem bitter'i burada. Zakumi burada, Rene burada, Sarel burada, Letta burada, Moi burada... Afrika burada, Shakira da burada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmur deli gibi, çocuk gibi, bir küskün bir barışık gibi yağsa da, tüm çikolatalar çoktan kaynaşmıştı. Haydi ıslatalım, kupayı. 2010 Dünya Futbol Kupası başlamış mıdır, başlamıştır. Burası Ankara'ysa, Almanya Büyükelçiliği'nin en güzel yeri de bahçedir, bu bahçedir. Yağmur bıkmadan yağarken, dev ekranda beliren Johannesburg sokaklarıdır. İşte, açılış maçı. Meksika, Güney Afrika... Go, Bafana Bafana (Güney Afrika milli futbol takımı).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bıkmadan danseden, dansetmeyip uçan bu Afrikalılar'a uymayan ne olsun. Hiiişt, herkes çikolata olsun. Herkes Hiloş olsun. Belki anlaşılıyor bu yazıdan, geceden kalma dansöz olduğum. Olsun, olsun. Hep böyle olsun. 2010 Dünya Kupası'nı açıyoruz, boru mu. Yok değil, vuvuzela. Vuvuzela'nın ne olduğunu halen bilmiyorsanız, gidin bi daha okuyun "Lets make noise" başlıklı yazımı. Şimdi vuuuuuuu, vuuuuuuuuuu....hepinize vuuuuuuuu....Almanya ve Meksika büyükelçilikleri kupanın açılışı onuruna parti düzenliyorsa, bi daha vuuuuuuuu....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir bitter yedim, kahvenin yanında şimdi. Size o güzelim yağmurlu, ışıklı, danslı, aşklı partiden sonra ciddi ama kısa bilgiler de sunayım. Hani daha önce öğretmiştim ya size Güney Afrika'da 11 farklı dil kullanılıyor diye. Hani geçenlerde Dışişleri Bakanı Davutoğlu "Kak Barzani" diye sevgi sunmuştu ya, bizim Kürt Barzani'ye. Kak, abi demekti ya Kürtçe. Afrika'daki dillerden biri de Afrikan. Afrikanca'da "Kak" ne demekmiş biliyo musunuz: Bok. Valla, Rene söyledi. Ben hiç terbiyesizlik eder miyim yoksa Barzani'ye. Tamam tamam, daha ciddi bir bilgi: 1930'da Amerika Kıtası'nda Uruguay'da başlayan Dünya Kupası macerası bugüne kadar Avrupa, Asya ve Amerika kıtaları arasında dolaşırken, Güney Afrika ile ilk kez kara kıtaya ulaşmış oldu. Türkiye yok kupada, yok. Ne olacak bu memleketin hali diye kafayı kaşıyanlar, harekete geçsin... Yoksa, vakaaa!!! Elimde acı gerçekler, bitter bilgiler var... Tamam tamam, bozmayacağım kupa keyfinizi. Tadını çıkarın. Waka, Waka...! This time for Africa.. !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4986073905330713271?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4986073905330713271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4986073905330713271' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4986073905330713271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4986073905330713271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/waka-waka-this-time-for-africa-haydi.html' title='Waka Waka... This time for Africa...!!! Haydi futbol, haydi...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBN7EGDYFTI/AAAAAAAAAnw/a2_JdFHjvzc/s72-c/vuuuu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3822421684493601356</id><published>2010-06-10T13:19:00.000-07:00</published><updated>2010-06-10T13:22:54.347-07:00</updated><title type='text'>Monşer diplomasisine SON...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBFIxatw_eI/AAAAAAAAAno/tz9aJUefhUY/s1600/inal.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" qu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBFIxatw_eI/AAAAAAAAAno/tz9aJUefhUY/s320/inal.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında bugün Başbakan Erdoğan’ın ‘monşerler’ diye ikide bir yere çaldığı kesimin kimler olduğunu daha iyi anladım. Hiç de Dışişleri Bakanlığı’nda harıl harıl çalışan diplomatları kastetmiyordu. Bir zamanların ‘halktan kopuk, kendini yükseklerde gören’ diplomatlarından da sözetmiyordu. Onlar çoktan tarih olmuştu. Olsaydı, ben de birine rastlar, buraya yazardım. Haa, dün bir tanesi televizyondaydı. İnal Batu. Bakan Davutoğlu’nun ‘stratejik derinlik’ kitabıyla dalga geçip, Türkiye’nin ‘stratejik bir sığlıkla’ BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım karar tasarısına ‘hayır’ oyu kullandığını söylüyordu. Türkiye, Amerika ne derse onu yapmalıymış. Dünyayı karşısına almamalıymış. Nesine güvenmiş de, ‘hayır’ oyu kullanmış. Her cümlesi ayrı klişe... Not alıp, gazeteye haber yapayım diye düşündüm ama sonra hiçbir cümlesini yanyana getirip de,mantıklı bir metin oluşturamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ‘monşer’lerin, yani Erdoğan’ın sözünü ettiği kesimin temsilcileri her yerde. Bunlar at gözlükleriyle etrafa bakmakta ısrar eden, evrendeki değişim ve devinimden bihaber, sadece kendi düşündüklerinin doğru olduğunu düşünen tipler. Farklı görüş, düşünce ve duruşa tahammülü olmayan tipler. Dediğim dedikçi tipler. Olayları analiz edip, eleştirirken illa ki iğne, hatta çuvaldız batırmayı, kanatmayı seven tipler. “Al sana da böyle geçiriyorum” diye, oturduğu yerden gazel okuyanlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yalnız kalabilirim, hatta hiç dostum olmayabilir. Eğer doğru bildiğimi yapıyorsam, yalnızlık kimin umurunda...” İşte bu sözleri size Amerika’nın ilk siyahi lideri Barack Obama’nın “Babam ve Hayaller” kitabından yazıyorum. Amerika’da ırkçılığın kol gezdiği dönemlerde, doğru bildiğinden şaşmayan, özgürlük ve eşitlik için tüm nefesiyle çalışan bir grup ‘kutsal insan’dan sözediyor Obama, bu kitabında. En çok da Kenyalı babasından. Daha çok, “siyahların da sözü dinlenebilir” inancından şaşmayan beyaz Amerikalı yakınlarından. Yüksek kalitede bir Batılı olduğunu düşündüğüm bir arkadaşım, seçim kampanyasından hemen önce “Amerikalılar, asla bir siyahı başkan seçmez” yargısındaydı. İnsanlara bakarken ‘siyah-beyaz’ diye düşündüğünü, hayretle görüp ona koca bir ‘byeeee’ demiştim. O siyahi, o babası Kenyalı, bugün Amerika’nın ilk siyahi lideri. Barack Obama. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş efendim. BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırım karar tasarısına ‘hayır’ oyu veren Türkiye yalnız kalacakmış. Tahran’la uranyum takası imzalayan Türkiye, konseyde çekimser oy kullanmalıymış. Başbakan Erdoğan, Dışişleri’ndeki diplomatlara kızgınmış. Kendisini yanlış yönlendirdiklerini düşünüyormuş. O yüzden “Gidin, konseyde ‘hayır’ deyin” demiş. Türkiye’nin İran’la ne işi varmış. Türkiye, İran’a yaptırım kararını nasıl uygulayacakmış? Dünyadaki değişimi göremeyen, bir grup at gözlüklü bunlar. Hatta, ABD Savunma Bakanı Robert Gates’in “Suçlu AB. Kötü davrandılar, Türkiye’yi doğuya ittiler” mesajını bile kavrayamayanlar. Aslında bu monşer dedikodu ve safsatalarından uzaklaşıp, size Amerikan yönetiminin kendi bilmez AB’ye İran konusu vesilesiyle verdiği mesajların içeriğini yazacaktım. Sonra, sonra,,,az sonra.. !! Haaaa... korkmayın.. Türkiye değil, yalnız kalan... Yalnız kalan AB... !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3822421684493601356?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3822421684493601356/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3822421684493601356' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3822421684493601356'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3822421684493601356'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/monser-diplomasisine-son.html' title='Monşer diplomasisine SON...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TBFIxatw_eI/AAAAAAAAAno/tz9aJUefhUY/s72-c/inal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4623565926129663042</id><published>2010-06-06T00:20:00.000-07:00</published><updated>2010-06-06T00:24:25.000-07:00</updated><title type='text'>Lets make noise... VUVUZELA, South Africa, football.! Haydi futbol, Haydi Güney Afrika, Haydi VUVUZELA</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAtL6oL2zWI/AAAAAAAAAng/yOP8-I9N_YM/s1600/vuvuzela.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAtL6oL2zWI/AAAAAAAAAng/yOP8-I9N_YM/s320/vuvuzela.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ahan da üflüyorum... Yasak değil. Borazan gibi desen değil, fil sesi çıkarıyor sanki. Güçlü erkekler üfleyince ses değişiyor. Allah,,, hele bir tane siyah insanoğlu üfledi mi, ortalık yıkılıyor. Maça geldik kardeşim, futbol maçına. Şenlik olacak, yarış olacak, takımlar, taraftarlar kaynaşacak... Bu ne biliyor musunuz, bu ne ? Güney Afrika’nın Ankara Büyükelçsi Tebogo Seokolo’dan üflemenin tekniklerini de öğrendim. Enstrümanımızın adı VUVUZELA. Tam bir Güney Afrika çalgısı. Futbolun özü, kalbi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı gerzek, entel-dantel yabancılar, içlerinde çoğu da Avrupalı... Demişler ki; bu fil sesine benzer bir ses çıkaran çalgı, yani Vuvuzela, anonsların duyulmasını engelliyor, futbolcular vuvuzela seslerinin yüzünden birbiriyle iletişim kuramıyor. Gitmişler, FIFA’ya (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) şikayet etmişler. .. Burada durup, konunun biraz dışında olanlara iki satır özet yapıyorum. 2010 Dünya Futbol Şampiyonası’na Güney Afrika ev sahipliği yapacak. Şampiyona’nın resmi açılışı 11 Haziran’da. Vuvuzela, Güney Afrika’ya özgü bir futbol çalgısı ama birazdan da anlatacağım üzere göreceksiniz ki, artık futbolla özdeşleşti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şikayetçi takımının şikayetleri üzerine Vuvuzela’yla ilgili testler yapıldı. Johannesburg’da, 90 bin kişilik Soccer City stadında Güney Afrika ile Kolombiya arasında yapılan hazırlık maçında tribünler dolmuştu. Acil üstüne acil anons çeken maç organizatörleri, vuvuzela üflemelerinin doruk noktaya çıktığı sıralarda ses seviyesi testi yaptı. Sonra FIFA yetkililerinden Dany Jordaan çıktı, dedi ki, “Vuvuzela, artık Dünya Kupası’nda. Çalgı, bu Dünya Kupası’nın da bir parçası..” Futbol severlere, hayırlı, uğurlu olsun... Şikayetçi millet, şikayetçi takım bir kibrit alsın, derdine yansın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vuvuzela, sadece milli marşlar çalınırken üflenemeyecek ancak maçlar sırasında nefesine güvenen, takımını vuvuzeladan çıkan sesle destekleyecek. Vuuuuuuuuu, çekilin valla, filler geliyor....FIFA Başkanı Sepp Blatter da, vuvuzela’nın diğer ülkelerdeki tezahüratlar ya da davullar gibi Güney Afrika futbolunun bir parçası olduğunu söyledi. Bana, Güney Afrika bayrağına sarılmış Vuvuzela’mı hediye eden Büyükelçi Tebogo Seokolo ise olaya daha derin bir yaklaşım içinde: I’m the master of my fate, I’m the captain of my soul... Kaderimin efendisiyim. Futbol neşesiyle, vuvuzela sesiyle bu yıl Güney Afrika’dan tüm dünyaya barış mesajları yollanacak. Tamam Seokolo; sen ne diyorsan o. Lets make noise. Haydi, gürültü yapalım. Bir kez daha tüm nefesimle üflüyorum...Futbol şahane, barış şahane...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4623565926129663042?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4623565926129663042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4623565926129663042' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4623565926129663042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4623565926129663042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/lets-make-noise-vuvuzela-south.html' title='Lets make noise... VUVUZELA, South Africa, football.! Haydi futbol, Haydi Güney Afrika, Haydi VUVUZELA'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAtL6oL2zWI/AAAAAAAAAng/yOP8-I9N_YM/s72-c/vuvuzela.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5479925101110032160</id><published>2010-06-03T13:13:00.000-07:00</published><updated>2010-06-03T13:22:20.073-07:00</updated><title type='text'>Here's Barzani... Kak Barzani.. Buyrun, Abiniz Barzani.. !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAgMnUXuJTI/AAAAAAAAAnI/FgTgmyGljrE/s1600/0301BarzaniDavutoglu06.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="212" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAgMnUXuJTI/AAAAAAAAAnI/FgTgmyGljrE/s320/0301BarzaniDavutoglu06.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ne ben o eski ben, ne sen o eski Barzani... Ortada ya bir kuyu var, yandan geçiyoruz. Ya da cidden hep birlikte bahçeye çıkıp, ip atlıyoruz. Türk, Kürt, Arap, Türkmen...Huuuu, kim varsa gelsin... Çekilin, Barzani de bizimle oynamak istiyor. Bize dağları, tepeleri, inleri, çukurları, pusuları anlatacak... Anlatsın ya, yazık. Bak nasıl da uyum sağlamak istiyor bizimle, kaynaşma peşinde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana bak Barzani, numara yapıyorsan ayvayı yersin. Daha da yaşatmazlar seni !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valla ben Barzani olsaydım, nasıl Amerika’da peşmerge kıyafetiyle dolaşırsam Ankara’da da dolaşırdım. Dışişleri Bakanlığı kürsüsüne çıkıp da, sadece Türk bayrağının önünde durmak istemez, arkamda bir Kürt bölgesinin bayrağı da dalgalansın diye tuttururdum. Madem iddialıyım, Irak’ın kuzeyini ‘Kürdistan’ ilan etmişim, 9 yıl sonra ayak bastığım Ankara’da Kürt kardeşlerim için her türlü reklamı yapardım. Ama o da ne? Yapamadım. Ben Barzani değilim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bööööyle sinik, sinik geldi. Takım elbise, kravat modelinde çıktı kameraların karşısına, Türk bayrağı önünde alçak sesle Kürtçe konuşup, ‘işbirliği’ dedi, ‘Türk-Kürt, kanı dökülen herkes bizden’ dedi. Bıraksan, kardeşlik türküsü söyleyecek. Dışişleri Bakanı Ahmet Davuoğlu’ndan da Kürtçe “Kak Barzani” gazını aldı ki, tut tutabilirsen şimdi. Koskoca Dışişleri’nin gözünde “Abi Barzani’” oldu yani. “Size bir de limonlu pasta verelim mi” diye de, sulu gözlerle bakıyordu bir de Davutoğlu. Kime? Barzani’ye. Gazoz içeçekler beraber nerdeyse, dışarıya çıkıp birlikte ip atlayacaklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kameraların önünde Kürt bayrağını (o da neymiş canım..diyebilirim. çünkü KKTC bayrağına bile böyle muamele çeken milyonlarca densize laf anlatmış birisiyim) unutuyor. Yok yok, koymamış kürsüye Dışişleri Bakanlığı Kürt bayrağı. Irak bayrağı da yok. Adamcağızın, yani Barzani’nin kim olduğu, nereden gelip, nereye gittiği belli değil. Basın toplantısındayız. Dışişleri’ndeyiz. Ortada bir Türk bayrağı. Sağında Davutoğlu, solunda Barzani. Irak bayrağı olsaydı bari diyoruz, bu Barzani o zaman Irak bayrağının yanında Kürt bayrağı da olsun diye tutturuverirdi diyor sevgili bir Türk diplomatımız. Yaniiii, Barzani bir ezik, bir ezik.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAgO50zpjjI/AAAAAAAAAnY/41LJRaX9dqA/s1600/0301BarzaniDavutoglu05.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAgO50zpjjI/AAAAAAAAAnY/41LJRaX9dqA/s320/0301BarzaniDavutoglu05.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hişşt! Vatanseverler, “Kahrolsun Kürdistan” diye slogan atanlar, mutlu musunuz. Barzani Ankara’ya geldi de, ezik ezik çıktı kameraların önüne, sevindiniz mi? İntikamınızı aldınız mı? İntikama değil, işbirliğine bakma günü bugün. Ben ona bakarım. Bu Barzani, basına kapalı toplantılarda ne PKK ne de terör sözünü ağzına almış. PKK’yı kınamamış, terör örgütü saymamış. Böyle sinsice ayak diriyor. Ama 1 minute Tayyip, onu yola getirmeye kararlı. Kardeşler arasında oyunbozanlık olmaz. Madem geldin Ankara’lara, teröre karşı Türkiye’yle ortak olacaksın. PKK’ya göz yummayacaksın. Terör azarken, sen azmayacaksın. Diye umuyorum. Diye düşünüyorum. Söylemiştir bunları Recep Bey...kesin söylemiştir. Yoksa, alırlar mıydı Barzani’yi Türkiye’ye. Koyarlar mıydı, ana yurdumun baş kucağı, başkenti Ankara’ya... Olacak şey değil... Haydi, hep beraber bir ip atlayalım da, ben bu işin, yani Barzani’nin şanlı Ankara ziyaretinin ciddi boyutlarını bir araştırıp, yeniden siz değerli okurlarımla paylaşayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5479925101110032160?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5479925101110032160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5479925101110032160' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5479925101110032160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5479925101110032160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/heres-barzani-kak-barzani-buyrun-abiniz.html' title='Here&apos;s Barzani... Kak Barzani.. Buyrun, Abiniz Barzani.. !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAgMnUXuJTI/AAAAAAAAAnI/FgTgmyGljrE/s72-c/0301BarzaniDavutoglu06.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6404220786059482763</id><published>2010-06-01T11:39:00.000-07:00</published><updated>2010-06-01T12:01:11.379-07:00</updated><title type='text'>SAVAşTAYIZ... State of "Israel" does not represent world Jewry</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAVTmGfdXyI/AAAAAAAAAm4/Xf3BCH26hi8/s1600/israil.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAVTmGfdXyI/AAAAAAAAAm4/Xf3BCH26hi8/s320/israil.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gemide öldüm. Sabahı göremedim. Yalanlar, dolanlar, bir de ağıtlar uçuşuyordu havada. Hiç gözümü açmasam ben, hiç. Kan, kin ve öfke girmese bir daha hayatıma. Neydi beni öldüren, neydi bu kavga...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerilere gittim. 1 yıl önceye. Başbakan Tayyip Erdoğan, Davos'ta İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'i "Siz adam öldürmeyi iyi bilirsiniz" diye haşlıyordu. Sözünü kesmek isteyen moderatöre de "1 minute, 1 minute" çıkışını çakıyordu. Onu televizyonda izleyip de, "Daha da Davos'a gelmem" sözünü duyanlar, özellikle de diplomatlar "şoke olmuşlar"dı. Çok ayıptı, çok. Diplomatik nezaketten yoksun bir başbakan, İsrail'le ilişkileri dünyanın gözü önünde çamura batırıyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa İsrail, diplomatik nezaketsizlikte Türkiye'yi sollayacak kapasitedeydi. Davos'un üzerinden neredeyse 1 yıl geçmişti. İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türkiye'nin Tel-Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u İsrail Parlamentosu Knesset'te kendisinden alçak koltuğa oturtmuştu. Türkiye'yi aşağılıyordu aklınca. Türkiye, 'özür' istedi ondan. Sonra, o da geçiştirdi: "Tamam, tamam. Alın size özür." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar sidik mi yarıştırıyordu? Yani biri Türkiye, öteki İsrail. İsrail diyor ki, Hamas terörist. Türkiye'den 'cık'. Türkiye diyor ki, Gazze'yi ablukaya alamazsın. İsrail'den "Hamas bizi torpilliyor. Savunmadayız." Siviller ölüyor her gün. Ölümsüz gün yok. Türkiye'yle İsrail dalaşıyor, tüm dünya izliyor. Öyle mi, öyle mi? İsrail'e atıp, tutan onca ülke var ama. Kim var? Arap dünyası mı. Kim var, kim ? Amerika'nın, BM'nin, Avrupa'nın ruhu duymuyor. Gazze ölüyor. İnsanlar ölüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim gibi kaç kişi öldü gemide? Rotamız Filistin'di. Gazze'ye yardım götürecektik. Yardım filosuyduk. Mavi Marmara vardı filomuzda ve diğer gemiler. Saldırdılar bize, öldük. Kaç kişi öldü, halen bilinmiyor. Şimdi sadece Türkiye'ye değil, tüm dünyanın siyasi baskısına aldırış etmiyor İsrail. Göz göre göre öldük biz. Göz göre göre. Gazze'de ölüm var yine, göz göre göre. Uyanmasam ben, hiç uyanmasam. SAVAŞTAYIZ. Her yanım, yangın yeri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6404220786059482763?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6404220786059482763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6404220786059482763' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6404220786059482763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6404220786059482763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/06/savastayiz-state-of-israel-does-not_01.html' title='SAVAşTAYIZ... State of &quot;Israel&quot; does not represent world Jewry'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAVTmGfdXyI/AAAAAAAAAm4/Xf3BCH26hi8/s72-c/israil.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1798154366426464787</id><published>2010-05-30T02:47:00.000-07:00</published><updated>2010-05-30T02:48:45.237-07:00</updated><title type='text'>EUROvision : What a stupid game.... Yarışma yok, parti var... !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAIzAZnw__I/AAAAAAAAAmc/3fClSlCUr6U/s1600/eurovision2010.jpg" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" height="198" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAIzAZnw__I/AAAAAAAAAmc/3fClSlCUr6U/s320/eurovision2010.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sabahın köründe iki burun deliği de kapalı, bitkisel hayata girmiş zombiler gibi uyanmasaydım akşamki “Eurovision” geyiklerini daha iyi yazardım, eminim. Ne de olsa bir “Eurovision” partisinin onur konuğuydum. İki gün önceki boğaz ağrımı hafiften yatıştırmış olmanın cesaretiyle, bir saatlik kan-ter karışımı spor seansımdan sonra&amp;nbsp;tam da “Eurovision” partime doğru yol alacaktım ki, Rene depara kalktı. Güney Afrika’nın tüm sıcaklığını, samimiyetini, enerjisini yine gönderdi, telefonda bana. “Hilosh’cum; büyükelçi, Güney Afrikalı bir işadamı arkadaşı ve eşleriyle bizi akşam yemeğine davet ediyor”... Tabii ki ‘evet’,,, evet, evet... !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ver elini Kitchenette.... Eurovision’cılar nasılsa şarkıları dinleyecekler bu arada, bize de en eğlenceli bölüm, oylama bölümü kalacak. Oylamada yakalarız onları. Güney Afrika Devlet Başkan Yardımcısı Motlanthe’nin Türkiye z iyaretini başarıyla tamamlamış olmasının mutluluğunu yaşayan Büyükelçi Tebogo Seokolo’nun (bu nasıl bir isim kardeşim, her seferinde google taraması yapıyorum doğru yazmak için) aklında varsa yoksa Erdoğan, bir de Gandi Kemal var. Gandi Kemal başbakan olursa, Türkiye’nin Afrika açılımı askıya alınır mı, alınmaz mı? Alınmaz diyorum, şüpheli şüpheli bakıyor. Gandi Kemal Avrupa’ya, Amerika’ya daha yakın gibi duruyor diyor. Çok yanlış, çok yanlış. Kim anlatmış bunları size. Hımmm, AKP’liler. Bana bakın AKP’liler, sağa sola yanlış bilgi vermeyin. Sizi düzelteceğim diye gece yemeklerinde göbeğim çatlıyor. Gandi Kemal’in ‘halkçı’ olduğuna, olmak için çalışacağına öyle bir ikna ettim ki Güney Afrikalılar’ı, Gandi Kemal’in de bana para vermesi gerekiyor. Yok canım, propaganda yok. Siyasi tarihi bir bir özetledim. Bu arada, AKP’nin de Türkiye’de neler başardığını anlatmadan geçemedim. AKP alerjisi olanlar hemen laf atmayın ordan. Adamların yaptığı iyi işler de var şimdi, Allah için... 1 minute... ! Haberiniz olsun, bu 1 minute esprisi Güney Afrika’da bile halen konuşuluyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitchenette’in DJ’yi yok bu akşam. Rene diyor ki, “Güney Afrika’ya tatile gitmiştir”. Müzikler i-pod’dan geliyor. Ama ben bulup bu müzikleri, büyükelçiye vereceğim. Adam, uçtu bu müziklerle. Karısı coştu. İşadamı da Victoria Şelaleri’ne varıncaya kadar Afrika’nın en tatlı yerlerini anlatmaya başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burnum tamamen tıkanıp da, masadakilere “Hilal hasta” izlenimi vermeseydim, bitmezdi bu Afrika gecesi. Rene, dayadı burnuma bir Vicks tamponu, açmaya çalışıyor burnumu. Daha Eurovision’a gideceğiz. Haydin Eurovision’a,,,,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estonyalı diplomat Gerli kızımız güzel bir masa hazırlamış. Ne içeceğim ben? Vanna Tallin. Çikolotalı, sütlü bir likör. Burnuma da iyi gelirmiş. Evet, Eurovision'da o komik oylama bölümü de o an başladı. Rene diyor ki, “Bırakın bunları, Afrika’ya gelin.” Hırvat diplomatımız Agşe (bu ne biçim isim gene..) kimsenin şarkıları dinlemediğinden, politik hesaplarla oy verdiğinden yakınıyor. Gözleri çakmak çakmak. “Hilal, AB’de işler kötü gidiyor. Girmeyin oraya, girmeyin..” Kıbrıs, oy veriyor bu sırada. “Heyyt, sen de kimsin be Kıbrıs” diyorum. Haaa bizim Luca da var orda. İtalyan diplomatımız. Çok seviyormuş Kıbrıs’ı. Ben senden daha çok seviyorum. Biz kavga ederken, Kıbrıs’ın puanları Yunanistan’ın oluyor. Sevimli Sırpımız Slobish, “Kadınları güzel, oyları Gürcistan’a verelim” diyor. Yok Ukrayna’ya. Kime verirseniz verin diyorum ben sinirli, sinirli. Rusya, Ermenistan’a yağdırıyor oyları. Estonya’dan da 12 puan alamıyor Türkiye. Gerli’nin oyu da boşa gitmiş, üzgün. “Hilalcim, burnunu da, boğazını da düzeltcem..” Bana, o güzel likörün üstüne bir de değişik bir bal yediriyor. Yarışma bitti... Almanya birinci.... Yok yok, ben daha da bu gece dışarı çıkamam sizlerle. Türkiye olmuş ikinci... Burnum iptal.. Bak bu Avrupalılar’dan gene fayda yok..Rene bırakıyor beni evime. .. Slobish haklı... Eurovision : What a stupid game... Çok aptal, Eurovison...çooook!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1798154366426464787?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1798154366426464787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1798154366426464787' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1798154366426464787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1798154366426464787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/eurovision-what-stupid-game-yarsma-yok.html' title='EUROvision : What a stupid game.... Yarışma yok, parti var... !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/TAIzAZnw__I/AAAAAAAAAmc/3fClSlCUr6U/s72-c/eurovision2010.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6801346289002989095</id><published>2010-05-25T23:31:00.000-07:00</published><updated>2010-05-25T23:32:31.964-07:00</updated><title type='text'>Seni Seviyorum AFRiKA.... South Africa,,,,,: its possible...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_zABFrKgUI/AAAAAAAAAmU/oBRZ2QpGfvU/s1600/DSC03468.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" gu="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_zABFrKgUI/AAAAAAAAAmU/oBRZ2QpGfvU/s320/DSC03468.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Söz, ondan-bundan sonra arkadaşlara, nasıl vakit geçirdiğimizi konuşmaya geldiğinde ağzımdan çıkan; "Güney Afrikalı, Rene" oluyordu. Heyecanla Afrika'yla ilgili Rene'den öğrendiklerimi karşımdakiyle paylaşmaya başlayan ben, "Siyah mı, beyaz mı. Zenci mi bu kadın" sorusuyla afallıyordum birden. Avrupalı bir büyükelçi bile Güney Afrika'da siyahlar kadar beyazların da yaşadığını, her iki ırkın da eşit haklar için mücadele ettiğini, Afrika'nın kriz içindeki dünyada her türlü yatırım için altın gibi parladığını, cazibenin ta kendisi olduğunu benden dinliyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, onlarca yıl hep öyle bildiniz Afrika'yı. Afrika denilince aklınıza; köleler, siyahlar, yoksulluk, AIDS, bulaşık görüntüler, çatışmalar, silahlar geldi. Çok iyi koştuklarını, uzun mesafelerde rakip tanımadıklarını öğrendiniz uluslararası spor etkinliklerinde bir de. "Kaderimin efendisiyim" felsefesinin arkasından koşan Nelson Mandela'nın da ismini duydunuz sık sık. Bizim gibi yabancılar, Mandela'nın öyküsünde Afrika için "Herşey mümkün" dese de, günlük hayatlarına döndüklerinde Afrika'yı hep 'uzak, yoksul, geri kalmışlık' kavramlarının içine attılar. Dünyanın bir yerinde süper güç Amerika, öteki tarafında entel-dantel Avrupa dururken, Afrika da neyin nesiydi, değil mi? Neyin nesi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hadi ben Afrika'yla ilgili en ince ayrıntıları yeni öğreniyorum, siz demi yeni öğreniyorsunuz" diye keyifle hor gördüğüm Avrupa büyükelçisine, "Güney Afrika: Its possible" sloganıyla havamı atmayı da bir borç bilmiştim kendime o sıra.&amp;nbsp;Dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip Türkiye, Güney Afrika'nın Ortadoğu ve Avrupa'daki en büyük ticaret ortağıydı örneğin.&amp;nbsp;Avrupalı züppeler "hayır, başaramazlar" diye tuttursa da, Güney Afrika iki hafta sonra 2010 Dünya Futbol Kupası oyunlarına evsahipliği yapacak. Milyonlarca futbol gönüllüsü Güney Afrika yolunu çoktan tuttu. Afrika ülkeleri arasındaki dayanışmayı, kıtanın siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesini pekiştirmek için kurulan Afrika Birliği, dün 47. yılını kutladı. Evet, 25 Mayıs Afrika Günü'ydü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Afrika'dan bir konuk da tam da Afrika Günü'nde Ankara'daydı.&amp;nbsp;Güney Afrika Başkan Yardımcısı, yani Başbakanı Kgalema Matlanthe futbol kupasına iki hafta kala, kupa koordinatörlüğünün yoğun yükü altında olmasına aldırmadı ve&amp;nbsp;aldı 4 bakanını yanına, Türkiye'ye geldi. Hem de Afrika'yla ticaret için AB'nin, Amerika'nın, Çin'nin birbiriyle kapıştığı bir dönemde. Demek ki, Türkiye'nin 1998'de başlattığı Afrika'ya açılım planı sonuç veriyor. Türkiye'nin sadece Sahra'nın güneyindeki Afrika ülkeleriyle yaptığı ikili ticaret hacmi 5 milyar doların üzerine çıkmış durumda. G-20 ülkeleri içinde Türkiye'yle dayanışması göz dolduran Güney Afrika, Türkiye'yle birlikte dünya ekonomisine yön vereceği günlerin hesabını yapıyor.&amp;nbsp;AB, Türkiye'nin Afrika atağını öylesine kıskanıyor ki, Afrika ülkeleriyle ticarette neredeyse tüm kural ve kaideleri kaldırma noktasında. Hımmm... Neydi bu Afrika, neyin nesi? Açın bakın kitaplarınıza, en yenilerine. "Siyah mı, beyaz mı" görün Afrika'yı. Şöyle bir cümle göreceksiniz....Bi dakka, bi dakka... ITS POSSIBLE...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6801346289002989095?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6801346289002989095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6801346289002989095' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6801346289002989095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6801346289002989095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/seni-seviyorum-afrika-south-afrika-its.html' title='Seni Seviyorum AFRiKA.... South Africa,,,,,: its possible...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_zABFrKgUI/AAAAAAAAAmU/oBRZ2QpGfvU/s72-c/DSC03468.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4438129332066442424</id><published>2010-05-18T13:21:00.000-07:00</published><updated>2010-05-19T00:35:45.885-07:00</updated><title type='text'>Değişim....ya da Kemal Kılıçdaroğlu... Change has come !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_L1aiEvRSI/AAAAAAAAAmM/7iJbe9fS2OA/s1600/BHZ_0072.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_L1aiEvRSI/AAAAAAAAAmM/7iJbe9fS2OA/s320/BHZ_0072.JPG" width="320" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hani gençsindir, değişime açıksındır. Umut edersin, hedef koyarsın. Rakamlar katlanarak ilerlediğinde bile arkanda, içindeki-dışındaki- sağındaki-solundaki seslere kulak verirsin. Kulağını dayarsın hatta daha iyi anlayabilmek için konuşulanları. Anlamak ne kelime. Genç kalırsın, genç! Bu kulak dayama işini filmlerde, romanlarda, uzak ülkelerde gördüklerimden çok babamdan, dedemden biliyorum. Yaş ilerledikçe gençleri daha iyi anlayabilen, onlarla daha iyi konuşabilen, gençlerle hareket etme cesaretini gösteren büyüklerimden biliyorum. Hadi biraz daha gençleşip, diyorum ki; Türkiye Cumhuriyeti’ni gençlere emanet eden Kemal Atatürk’ten biliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 62 yaşındaymış. Sadece ben değil etrafımdaki hemen herkes dikkat etmemiş onun fiziki yaşına. Siyasette estirdiği rüzgarın etkisiyle hayat bulanların sayısının gün geçtikçe arttığını görünce, olanlar oluyor… Vuuuuuuuuuu, memleketimde değişim rüzgarı esiyor: Baykal yüzünden CHP’ye oy veremeyenlerin yüzünde güller açıyor, hastalık halini almış irtica takıntısının Baykal’da “ııııı….ıııı….ııııı…” inlemeleriyle kronikleşmesinden bayanlar, rahat bir nefes alıyor…”Halkımız aslında değişime açık” diyor ve Türk insanının ruhunun derinliklerinde yalnız, yalnız bekleyen cesareti kanatlandırıyor… Vuuuuuuuu, memleketimde değişim rüzgarları esiyor….İnsanlar birbirlerine mesaj atıyor: “Yürü be Kemal, yürü..”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal Gazetesi’nin benim de çalıştığım Ankara’daki kutsal ofisini ziyarete gelen CHP'nin genel başkanlığına aday Kemal Kılıçdaroğlu’yla bu hatıra fotoğrafını değişime inanan her yaştaki gençleri düşünerek çektirdim. Onlarca düşünce uçtu, gitti belki o an aklımdan ama yazının başına oturduğumda bana kalan “gençlik ve değişim” kavramları oldu. Herkesin elini içtenlikle sıkarken hedeflerini yüksek tutup, bunlardan asla vazgeçmeyeceğinin işaretini çakan yumuşak bakışlarıyla, televizyon ekranlarında durmaksızın karşılaştığımda anne ve babama “Bakın işte, Türkiye’de güzel şeyler de oluyor. Bırakın CHP içindeki, sağdaki soldaki çirkin tartışmaları” diye haykırdım. “Gençlerin hislerine güvenmeli” kıvamında, tatlı bir onay aldım Baykal’dan da, Kılıçdaroğlu’ndan da fizik yaş itibariyle küçük babamdan. Ne güzel bu rüzgar, ne güzel değil mi….Vuuuuuuuuuu……memleketimde değişim rüzgarları esiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4438129332066442424?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4438129332066442424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4438129332066442424' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4438129332066442424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4438129332066442424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/degisimya-da-kemal-klcdaroglu-change.html' title='Değişim....ya da Kemal Kılıçdaroğlu... Change has come !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_L1aiEvRSI/AAAAAAAAAmM/7iJbe9fS2OA/s72-c/BHZ_0072.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8632153599855134254</id><published>2010-05-17T02:42:00.000-07:00</published><updated>2010-05-17T02:45:47.421-07:00</updated><title type='text'>Forever liberty... New York,,,, hoşçakal, özgür kal..!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_EPW8EVScI/AAAAAAAAAmE/f0q7XpOqdw4/s1600/DSC_0299.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_EPW8EVScI/AAAAAAAAAmE/f0q7XpOqdw4/s320/DSC_0299.JPG" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;O sersemsepelek halde insan içinden "ne gerek vardı da şimdi, Ankara'ya geldim yeniden" diyor. Aradan bir uyku vakti geçiyor, bir adaptasyon süreci, Ankara yine şirin görünmüyor. Nerdesin New York, saat kaç orda, yağmurlu musun, nem mi kokuyorsun. Geride kaldın, geride kal. New York; al hatıralarımı, al fotoğraflarımı. New York; sevgilim kal, aptal aşık kal, özgürlük kal, sersemlik kal. Öylece kal, öylece...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son New York fotoğrafımızı, tüm hatıralarıyla birlikte ben de buraya yerleştiriyorum. Bu yazıyı da, bu fotoğrafı da, sevinç içinde geçen New York gezimizin 'özgürlük heykeli' ilan ediyorum. Sevgili, Isabelle Eugenie Boyer kaldır bakalım meşaleni, tabletini oku.... Artık dul değilsin, bizimlesin. Yaşasın, özgürlük... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüyseniz, bir daha görün. Görmediyseniz, yazııııık... Singer dikiş makinelerinin kurucusu Isaac Singer'in dul eşi Isabelle Eugenie Boyer'in modellik yaptığı bu özgürlük heykeli, 28 Ekim 1886'dan beri etrafına özgürlük saçıyor. Öyle mi öyle. Bindik feribota, Özgürlük Adası'na ulaştık. Feribota binmeden önce işkence vari bir güvenlik kontrolünden geçseniz de, yılmıyorsunuz. Özgürlük uğruna, soyunulur kardeşim. Soyun, çıkar herşeyini işte. Terör belasındandır bu soyunma halleri... yani, yaniiii...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heykelimizin başındaki taçta 7 sivri uç, yani 7 kıta var. O sağ elinde tuttuğu tablete 4 Temmuz 1776 tarihi kazınmış. Ünlü Bağımsızlık Bildirgesi'nin tarihi. Bakır makırsın ama halen havalısın. Heykeli Amerika'ya hediye eden Fransızlar bile heykelin ününe kıskançlıktan, aynısını bir de Paris'e dikmişler. "Haydi, haydi özgürleşelim" derken, onlarca poz verdik kameralara. Güneşle birlikte özgürlüğün tadını çıkardık. Belki yalan, belki balon, belki şaka bu özgürlük kavramı ama inanasım var. İçimden geliyor, içimin içinden. Haydi, haydi New York...! Özgür kal, benim kal...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8632153599855134254?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8632153599855134254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8632153599855134254' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8632153599855134254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8632153599855134254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/forever-liberty-new-york-hoscakal-ozgur.html' title='Forever liberty... New York,,,, hoşçakal, özgür kal..!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S_EPW8EVScI/AAAAAAAAAmE/f0q7XpOqdw4/s72-c/DSC_0299.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6566407216661258586</id><published>2010-05-13T06:08:00.000-07:00</published><updated>2010-05-15T11:22:22.610-07:00</updated><title type='text'>You know that I'm no good... in New York...!!! Amy de, Sinatra da New York'ta şarkı söylüyor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-v5XxitkCI/AAAAAAAAAl8/lkgejEPtVZ0/s1600/DSC_0061.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="267" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-v5XxitkCI/AAAAAAAAAl8/lkgejEPtVZ0/s400/DSC_0061.JPG" width="400" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;“…You know, I’m gonna make it just about anywhere/ come on, come through/New York, New York, New York…..” Şarkıdan da anlayacağınız üzere New York’un icabına bakılmaktadır. Bu şehrin margaritaları, cin tonikleri ve seksi cosmopolitanları, BM binasındaki yararlı brifinglerin, Büyükelçi Ertuğrul Apakan’la yapılan derin sohbetlerin üstüne çok iyi gitmektedir. Bana “şurda bunu ye, burda bunu iç, şu köşede insanları gözetle” tavsiyeleri yağdıran ey New York hayranları…. Its up to youuu, New Yoooork,,, New Yorrrk…. !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünkü yağmurlu ve hatta ince karlı havanın üstüne bugün güneşle uyanıyorum. Ama rüzgar aynı rüzgar olacak eminim. Dünkü aynı ben olmayan vücudumu, canavar gibi yalayacak. Derin ve uzun, yüksek ve havalı binaların arasından ustalıkla sıyrılan rüzgarın özel bir hakimiyeti var New York’ta. Rüzgar, alıp sizi geçmişin koridorlarına da atabilir, geleceğin çıplak kollarına da. N’oluyor bana, sabah sabah. Bir duygusallaştım, bir yoğunlaştım. Ha ha!!!! Etrafındaki bir grup gazeteciye “Çocuk gibisiniz” fırçası çekip, sonra da günün esprisinin kahramanı olan Zeynep Gürcanlı haklı belki de… Çocuk gibiyim, çocuk. Bir saat içinde kahvaltıma kavuşmazsam, ağlayabilirim !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şu noktada, yani sizinle yazışırken “profesyonel bir blogger” gibi olmalıyım. Kendisine “profesyonel diplomat” diyen Büyükelçi Ertuğrul Apakan’a hak verirken, bu şehirde profesyonel olmayanların işinin olmadığını düşündüm hızla. BM binasında profesyonel bir basitlik, Türk diplomatların konuşlandığı Turkish Center’da profesyonel bir sempatiklik, şehre acaip cool bir hava veren trafik ışıklarında profesyonel bir doğallık var. Evet, evet! “Simple and easy” tadı. Zaten profesyonellik dediğin de bu değil mi… İşte gezinin ince ayrıntısı: Türk gazeteciler böylesi profesyonel bir hizmetiçi eğitimden geçiyor. Bu eğitim, herkese ama herkese tavsiye edilir. Buyrun gelin,,, New York,,,New York… !!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6566407216661258586?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6566407216661258586/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6566407216661258586' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6566407216661258586'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6566407216661258586'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/you-know-that-im-no-good-in-new-york.html' title='You know that I&apos;m no good... in New York...!!! Amy de, Sinatra da New York&apos;ta şarkı söylüyor'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-v5XxitkCI/AAAAAAAAAl8/lkgejEPtVZ0/s72-c/DSC_0061.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-289014856320813537</id><published>2010-05-12T08:06:00.000-07:00</published><updated>2010-05-12T08:20:03.196-07:00</updated><title type='text'>the 5th, New York...5-5-5-Beş, New York !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-rDF3W5u4I/AAAAAAAAAl0/q9-ooKJ9pYs/s1600/hilal1.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-rDF3W5u4I/AAAAAAAAAl0/q9-ooKJ9pYs/s320/hilal1.JPG" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sanki her köşesi tanıdık, her caddesinde bildiğiniz tipler yürüyor. Markaların devleşmiş mağazalarından buram buram tüketim canavarlarının kokusu yükseliyor. Işıklar hep garip, hep çekici. Tek tek baktığınızda hiçbir özelliği, tarzı olmayan insanların, sokak kalabalığına daldığında bir anlamı var sanki. Birden bir New York insanı olup çıkmışlar. İmaj herşey, imaj herkes. Ne olursan ol, New York’tasın. Bu şehri böylesi yücelten, yükselten imaj adamlarını kutlasam mı, lanetlesem mi bilmiyorum. New York’tasın ve cool’sun, o kadar. Neydi bu cool...Havalısın, tarzsın ve bir çeşit ‘Sex and the city’ kahramanısın. Broadway’sin ya da 5. cadde, Soho ya da Willage...aman da aman, falan da filan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;New York’u kutsayanların önemli bir bölümünün benim gibi gazeteci olduğunu akılda tutup, çok da acı ok fırlatmadan etrafa bu havalı 5. Caddede eğlenceye dalmalıyım. Ohhh be, sokaklardayız. Bizim kızlarla sağı solu kesip, havalı geyiklerle boş boş vakit geçirmenin tadı da bambaşka. O meşhur 5. Cadde mağazalarında, kendimizi daha meşhur hissetmek için herşey mevcut, herşey... Öyleyseee, enjoy..! Derkeeen, bak neler oluyor Abercrombie and Fitch’te... Şu gözde atlet, tişört, kot, sort, etek, parfüm yani trendy gençlik mağazasının önünde akılalmaz bir kuyruk var...Hadi sor, sor...Kapıdaki yakışıklı, konuşulmayacak gibi değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, içerde çikolota tadındaki genç erkek ve kızların satıştan çok gösteri yaptığı bu mağazada, insanlar daha keyifli dakikalar geçirsin kalabalığa karşı önlem alınmış. Sırada bekleyeceksin, sonra içeri gireceksin. Karşına, yukarda fotoğrafını gördüğünüz genç çocuklardan çıkacak. Erkek olsaydı diyeceğim ama değil. Daha 17’sine bile basmamış ama vücut yapmış çocuklarla her yaştan alışveriş canavarı, imaj manyağı ya da New York kaşifi fotoğraf çektirmeye başlıyor. Free...Eğleneceksin ki, alışveriş yapacaksın. Çikolata kıvamındaki kızlar benimkilerden daha kısa boylu mini etekleriyle popolarını sallıyor, ritmik müzikler eşliğinde. Parfümlerin izleri kalıyor kol bileklerimde bir de. Kokulu ve büyülü bir ortam mı desem yoksa çok mu sanal, yoksa çok mu filmvari... Bilmem işte, New York bir garip, 5. cadde bir garip. En iyisi biz gidelim Soho’ya da birer kadeh şarap içelim...Caz dinleyelim, ufak ufak...Taksiye biniyoruz, yaşasın. Taksiye binmek daha havalı valla. Bilmiyorum işte, galiba benim Taksi fantezilerime en uygun kent burası...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-289014856320813537?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/289014856320813537/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=289014856320813537' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/289014856320813537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/289014856320813537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/5th-new-york5-5-5-bes-new-york.html' title='the 5th, New York...5-5-5-Beş, New York !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-rDF3W5u4I/AAAAAAAAAl0/q9-ooKJ9pYs/s72-c/hilal1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2299846491629834409</id><published>2010-05-11T05:06:00.000-07:00</published><updated>2010-05-11T05:07:37.074-07:00</updated><title type='text'>Çatır, çatır BM... Çatır, çatır New York..! New York is happy with Turkey...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-lHMxUtM2I/AAAAAAAAAls/2zY5-bYGg_g/s1600/DSC03354.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-lHMxUtM2I/AAAAAAAAAls/2zY5-bYGg_g/s320/DSC03354.JPG" tt="true" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Güneşin sırtımıza yumuşak masajlar yaptığı bir Pazartesi öğle sonrasında Central Park’ta çimlerin üzerindeydik. New York’un kalbi gibi duran Birleşmiş Milletler (BM) binasında eğlenceli dakikalar geçirdikten sonra Türk kahvemizi Başkonsolos Mehmet Samsar’la içmiş, sonrasında da BM Daimi Temsilcimiz Ertuğrul Apakan ve dinamik ekibinden sıkı bir BM brifingi almıştık. BM Güvenlik Konseyi’nin geçiçi üyeliğine sahip Türkiye, dünyada eşitlik, adalet, hukuk ve insan haklarının hakim olması için Apakan’ın deyimiyle ‘çatır, çatır’ diplomasi yürütüyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, evet hani bize Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı görevini yürütürken Ankara’da kök söktüren ama babacan tavırlarından asla taviz vermeyen Ertuğrul Apakan’ı yeniden görme şerefine eriştik. Onunla, BM’den çıktıktan sonra hemen karşıdaki Turkish Center’da buluştuk. Bizi, tek tek isimlerimizle selamlarken gözlerinin içi parıldıyordu. “Beni haber kaynağınız gibi görmeyin, ben sizin bilgi kaynağınızım” diyerek söze başlamadan eden Apakan’ın esprilerinden, ekibiyle şakalaşmasından ve mutlu görüntüsünden etkilenmemek mümkün değildi. Sevgi doluydu, sevgi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apakan, Türkiye’yi “BM’de görüşü dinlenilen, ciddiye alınan” diye tanımlarken, İran, Ortadoğu, Kıbrıs, Balkanlar , Afrika, terörle mücadele, kadın ve eşitlik konularında Türkiye’nin ne denli aktif olduğunu da bir sağına, bir soluna dönerek anlatıyordu. Bir de karşısına bakıyordu. “Hüseyin, Gülin, Levent, Fazlı, Can, Ramis, İlknur, Burcu…” diyordu, beraber çalıştığı diplomatları, olgun bir takım kaptanı gibi yüceltiyordu. Türkiye, genç ve aktif diplomatlarıyla BM’ye katkı sunuyordu. Ve bizi gülümsetmeden edemeyip, “Abarttıysam söyleyin. Biliyorsunuz ben minumumları konuşan biriyim” notu düşüyordu, sözlerinin altına. Onu, sorularımızla sıkıştırdığımızda gazetelerin baş köşesine oturacak manşetlerin peşinde olduğumuzu da anlıyor, “Manşet olmadan emekli olmak istiyorum” esprisi patlatıyordu. Yani, New York’ta hiç sıkıcı olmayan diplomasi brifingi almak güzeldi. Samsar’la Türk kahvesi içmek pek keyifliydi. Central Park’ta gezinmek harikaydı. Akşam yemeğinde nefis bir İtalyan lokantasında ağırlanmak da, tüm bunların üstüne ‘bonus’ etkisi yaratmıştı. Yani,ne demeli… Çatır , çatır BM… Çatır, çatır New York.. !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2299846491629834409?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2299846491629834409/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2299846491629834409' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2299846491629834409'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2299846491629834409'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/catr-catr-bm-catr-catr-new-york-new.html' title='Çatır, çatır BM... Çatır, çatır New York..! New York is happy with Turkey...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-lHMxUtM2I/AAAAAAAAAls/2zY5-bYGg_g/s72-c/DSC03354.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-9116269652736338130</id><published>2010-05-10T04:06:00.000-07:00</published><updated>2010-05-10T05:11:40.129-07:00</updated><title type='text'>New York, I love you.... Hepinizi Seviyorum....</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-foAdz_5GI/AAAAAAAAAlk/1Ot1vYj1wxY/s1600/DSC03352.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-foAdz_5GI/AAAAAAAAAlk/1Ot1vYj1wxY/s320/DSC03352.JPG" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Didem’le doyasıya film izledik New York yolunda. All About Steve, Love Happens ve New York,I love you... En güzel sahneler Bradley Cooper’la dolu olanlarıydı. Bu çocuk Hollywood’un yeni gözdesi olmalı. New York’ta sanırım taksiye en güzel binme sahneleri ona ait. 10 saati aşan yolculukta sadece film yok elbet. Uçağın stratejik noktalarına dağılmış diplomasi muhabirleri, zaman zaman mutfak önlerinde toplaşıp güzel New York planlarını da gözden geçirme imkanı buldular. Bol bol bilgileneceğiz Birleşmiş Milletler binasında, Türk Evi’nde... Büyükelçimiz Ertuğrul Apakan’la, Başkonsolosumuz Mehmet Samsar’la ve Müsteşarımız Selçuk&amp;nbsp;Ünal'la diplomasinin en riskli ve eğlenceli sularında beraber yüzeceğiz. Öğrenecek çok şey, yapılacak çok iş ve gezeceğimiz koca bir New York var. Elde var 1 hafta. Haydi bakalım... New York, New York...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeynep Gürcanlı yönetimindeki diplomasi muhabirleri ekibi New York’a iner inmez şehrin ışıklarıyla kutsandılar. Dağıldık dört yanına, sürprizlerle dolu bu kentin. Uykuya dalmadan önce Times meydanına daldık. Hem de titreye titreye. Hava inanılmaz soğuk. Beni biraz ısıtan TRT’den arkadaşım Sibel Karakazu’nun verdiği yağmurluk ve McDonalds’ta içtiğimiz sıcak çikolata oldu. Etrafta şimdilik Bradley Cooper gibi seksi, Sandro Bullock gibi hoş kızlar yok ama cıvıl cıvıl dolaşıyoruz. Diplomasinin yükselen yıldızı Servet Bey, keskin zeka ürünü esprileriyle sadece Sibel’i ve beni değil tüm ekibi kırıp geçiriyor. Aramızda bir de kim var biliyor musunuz: Amberin Zaman. İsmini duyunca bir dakika durup bekleyeceğiniz, o alımlı ve güzel gazeteci. Öyle bir “Hilalcim” diyor ki, eriyorum. Habertürk’ün en harika yazarı şimdi. Yanımızda, yanıbaşımızda... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam geldik. Büyükelçimiz Ertuğrul Apakan çağırdı, geldik. Diplomasi Muhabirleri Derneği üyeleri New York’ta bir bakıma hizmetiçi eğitimden geçecek. Kamu diplomasisi yolunda hızlı bir açılım yapan Dışişleri Bakanlığı’nı, Diplomasi Muhabirleri Derneği’yle de böylesi örnek bir işbirliğine gittiği için kutluyoruz. İlk geceyi kısa tutup, güzel bir uyku çektikten sonra tam da pilates saatimde yani sabahın 6’sında uyanmanın mutluluğuyla size New York’tan kucak dolusu sevgilerimi gönderiyorum. Bakalım neler olacak, başımıza neler gelecek şu önümüzdeki 1 haftada. Hadi ben, filmden esinlenip “New York, I love you” diyorum ama siz de anlayın ki... Hepinizi seviyorum. Umarım, Times meydanında ellerim titreye titreye çektiğim bu fotoğrafı beğenirsiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-9116269652736338130?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/9116269652736338130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=9116269652736338130' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9116269652736338130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/9116269652736338130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/new-york-i-love-you-hepinizi-seviyorum.html' title='New York, I love you.... Hepinizi Seviyorum....'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S-foAdz_5GI/AAAAAAAAAlk/1Ot1vYj1wxY/s72-c/DSC03352.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8071091372042795005</id><published>2010-05-01T06:33:00.000-07:00</published><updated>2010-05-01T06:36:22.153-07:00</updated><title type='text'>1 Mayıs 2010.... Change has come !!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9wthAKhmGI/AAAAAAAAAlc/-2xECa4OOK4/s1600/1mayis.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9wthAKhmGI/AAAAAAAAAlc/-2xECa4OOK4/s200/1mayis.jpg" tt="true" width="168" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kızılay'da metrodan indim, yukarıya doğru yürüdüm. Işıl ışıl bir, 1 Mayıs sabahı. Gazeteye doğru adım attıkça umut fışkırdı mutlu ağaç dallarından, bahar mavisinin tadını çıkaran gökyüzünden. Gerçek bir değişim, gerçek bir dönüşüm kokuyordu her yer. 1 Mayıs çocuğuydum. Kalbim İstanbul'daydı, kalbim Taksim'deydi. "Kutlayamazsınız, başaramazsınız, kavga olmadan olmaz" diyenlere "hayır" diye bir kez daha bağırdım içimden. 1 Mayıs 2010'u göstermektedir takvimler. Ve Taksim'e gönderdiğim kalbim, heyecandan patlamak üzeredir. Ve Türkiye, benim ülkem değişmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışıyorum şimdi ofiste. Taksim'de yüzbinleri görüyorum televizyon ekranlarında. Olay yok, kavga yok. Bayram var, sokaklarda. 32 yıldır 1 Mayıs kutlamalarına kapalı olan Taksim, mutluluktan havalara uçmuş bugün. Yüzbinler Taksim'de "1 Mayıs..İşçinin, emekçinin bayramı..." şarkısıyla çoşuyor. Kutu kutu reçel, bu da sana geçer. Diyorum. Kime? "Hilalcim, siz Türkler beceremeyeceksiniz" diyen Avrupalı arkadaş bozuntularıma diyorum. Bu 'bozuntu' lafını çevirmek için çok sözlük karıştırdım ama açıklamalarım onların da hoşuna gitti. 1 Mayıs kutlamaları Taksim'de coşkuyla bittiğinde telefon açıp da bana "Bozuntular, seni öper" diyen siz Evropalılar'ı buradan sevgiyle selamlamayı da kendime bir borç biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi küçük görür bu değişimi. Haklıdır. Taksim'de yürüyebilen işçi, toplu sözleşme ve grev gibi temel haklarını ne kadar kullanmaktadır ve bu haklar ne kadar saygı görmektedir diye sorabilir. Anayasayı değiştirirken, memura toplu sözleşme hakkını verip de grev hakkını yok sayan AK parti, gerçekten Türkiye'yi ak günlere taşıyabilecek midir. Uzasın gitsin bu sorular içinizde, kafanızda, ruhunuzda, kimyanızda, damarlarınızda. Ama önce, ama önce &lt;strong&gt;"Değişim"&lt;/strong&gt; sözüne inanın. Umutsuzsanız, 'olmaz' diyenlerdenseniz ağaçlara, yapraklara, ışıldayan güneşe bakın bugünlerde. Küçük değişimlerle başlayın. Eleştirirken, yerlere vururken, sevin ülkenizi. Neden? diye sorarsanız, hatırlatırım size: &lt;strong&gt;Burası Türkiye. Tarih: 1 Mayıs 2010.&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8071091372042795005?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8071091372042795005/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8071091372042795005' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8071091372042795005'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8071091372042795005'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/05/1-mays-2010-change-has-come.html' title='1 Mayıs 2010.... Change has come !!!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9wthAKhmGI/AAAAAAAAAlc/-2xECa4OOK4/s72-c/1mayis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-948532365827737595</id><published>2010-04-26T05:49:00.000-07:00</published><updated>2010-04-26T05:50:20.862-07:00</updated><title type='text'>Bir başkadır benim memleketim...Bir başkasın Antakya... Lets sing for Antakia !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9WLE1VxP1I/AAAAAAAAAlU/0pU3XzKy0jE/s1600/DSC03182.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9WLE1VxP1I/AAAAAAAAAlU/0pU3XzKy0jE/s400/DSC03182.JPG" tt="true" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Önce Beethoven çalıyor. Ünlü 9. senfoni. Yani, Avrupa Birliği'nin ulusal marşı, &lt;strong&gt;'Neşeye Övgü':&lt;/strong&gt; Kardeş olun ey insanlar, bunu ister tanrımız /en son sana dost kalır /insanlığa, doğruluğa, göğsünü aç korkmadan /hür doğmuştur insanoğlu, hür yaşamak hakkıdır... Rahiplerden, imamlardan, rahibelerden kurulu &lt;strong&gt;Antakya Medeniyetler Korosu&lt;/strong&gt; söylüyor. Her yaştan ve her 3 büyük dinden üyesi var bu koronun: Hıristiyan, Musevi ve Müslüman. Koronun sesi yükseldikçe, Antakya Dedeman Oteli'nde heyecan, gözyaşı ve inanç birbirine karışıyor. Herkes, birden kardeş oluyor. Herkes, birden aynı tanrıya tapıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koroyu dinlemeye başlamadan önce AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini ve AB ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle katıldığımız resepsiyonda Antakya'ya özgü patlıcan dolmalarından 8 tane yediğimi itiraf ediyorum. Bir 8 tane daha yemediğim için pişmanım. Daha ilk şarkıda eridi gitti hepsi. Şimdi gözlerimden yaşlar akıyor. Bu nasıl bir 'Sarı Gelin' türküsü söylemektir. Ermenice'sinden, Kürtçe'sine, Süryanice'sine. Kalbim parçalanacak diyorum, Servet'e dönüyorum. Servet, "Geç şöyle önlerine de, bu tarihi anı görüntüleyelim" diyor ve&amp;nbsp;koroyla beni bütünleştiren, ölümsüzleştiren bir fotoğraf çekiyor. Ama asıl fotoğraf, AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini'den geliyor. Pierini, öyle büyülendi ki korodan, çıkıp kürsüye onlarla birlikte söylemeye başlıyor...Boşuna UNESCO'nun barış kenti olmamış Antakya...!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her dilden ve dinden şarkılar söyleyen bu korodan &lt;strong&gt;"Bir başkadır benim memleketim"&lt;/strong&gt; şarkısı yükseldiğindeyse, yalnızca benim değil tüm salondakilerin gözlerinin yaşardığını farkediyorum. Ayten Alpman şarkısıdır ve çoğu zaman da 'gurbetçilerindir' diye bilinir ama bu kez öyle değil işte. Türkçe söylüyorlar elbet ama etrafımızdaki tüm ecnebilerin ruhu titriyor. Gözlerin ve gönüllerin bu şarkıya dayanacak gücü yok. Antakya'da gerçekten medeniyetler barış yapıyor, medeniyetler koyun koyuna uyuyor. Çan sesi, ezan sesine karışmış. Ermeni; müslümanla can ciğer kuzu sarması, katolik; musevinin hakkını gözetiyor... "Havasına, suyuna, taşına toprağına/Bin can feda bir tek dostuma/ Her köşesi cennetim, ezilir yanar içim/Bir başkadır benim memleketim..." Evet, bir başkadır benim memleketim... Bir başkasın Antakya, bir başkasın... (Not: Ne yapıp edin, bu Antakya Medeniyetler Korosu'nu dinleyin... )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-948532365827737595?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/948532365827737595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=948532365827737595' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/948532365827737595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/948532365827737595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/bir-baskadr-benim-memleketimbir-baskasn.html' title='Bir başkadır benim memleketim...Bir başkasın Antakya... Lets sing for Antakia !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9WLE1VxP1I/AAAAAAAAAlU/0pU3XzKy0jE/s72-c/DSC03182.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5858489169299680974</id><published>2010-04-25T10:09:00.000-07:00</published><updated>2010-04-25T10:10:36.858-07:00</updated><title type='text'>Sen güzelsin, ben değil Çingene Kızı....  Look at me Gipsy,,,sad Gipsy !!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9R2iiEKm8I/AAAAAAAAAlM/Di0DLgwXMSQ/s1600/KIZ.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9R2iiEKm8I/AAAAAAAAAlM/Di0DLgwXMSQ/s320/KIZ.jpg" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ayna ayna ! Söyle bana. Benden güzel var mı dünyada ? pozlarıyla geçip de aynanın karşısına kendimi acaip derecede kandırdığımın katıksız hazzını da Gaziantep’te yaşadığımı yazıp, Antakya'ya geçeceğim izninizle. İşte karşımızda duruyor, meşhur “Çingene kızı” mozaiği. Kıza vurulmamak elde değil. Orasından, burasından ama her yerinden çektik fotoğrafını. İçine çekiyor insanı gözleri, sonra sürüklüyor tarihin gizemli sayfalarına. Nasıl bir duygu mudur? Zaman Gazetesi’nin süper diplomasi muhabiri Servet Yanatma arkadaşımın verdiği yanıt, en doğrusudur bu soruya : Hilalcim, kız çok etkileyici. Çarpıyor adamı. İnsanın baktıkça bakası geliyor. Mozaik değil sahici bu, sahici. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neymiş? Gaziantep’e gittiğinizde mutlaka bugün dünyanın 2. büyük mozaik müzesi olarak bilinen ‘Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne gideceksiniz. Bu müzeye ek, yeni bir müze daha açılıyor ki yakında, o zaman kendinizi dünyanın en büyük mozaik müzesinde bulacaksınız. Nizip ilçesinin Belkıs köyü eteklerindeki Zeugma’dan, mozaik çıktıkça çıkıyor ve müzeler genişliyor, tabii bir de Zeugma’nın kendisi ‘açık müze’ olacak ki, o zaman Gaziantep gerçekten bir dünya kenti gibi ışıl ışıl ışıldayacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep Arkeoloji Müzesi daha 2005’te mozaik müzesi olarak açılmış. 550 metre kare mozaik, 120 metre kare de fresk, yani duvar süslemesi sergileniyor müzede. Anadolu’da tam 6 bin yıldır kullanılan taban süslemesi mozaikler ve duvar süslemesinin ürünü freskleri gördüğünüzde siz de gerçekten çarpılacaksınız. Tabii çoğunun yarısı çalınmış, yarısı kırılmış. Baktıkça yüreğiniz de yarılacak ama nafile. Nerde bizde öyle antik eserlerin, değerlerin kıymetini bilme ruhu, anlayışı. Zaten mozaikler de Zeugma’dan daha 1992’de çıkarılmaya başlamış. Binlerce yıllık bir mirasımız var ve şu yukarda yazdığım tarihlere bakın. Görmeye, kıymet bilmeye, korumaya geldi mi çoğu zaman duyarsız olmuşuz, zalimlerce yönetilmişiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeugma’nın hikayesi dinledikçe iç parçalıyor esasen. M.Ö 300 civarında Büyük İskender’in generallerinden Nikator tarafından kurulmuş bu antik kent, Roma İmparatorluğu’nun eline geçince almış Zeugma adını. Yani, köprü. Antakya ile Çin arasında Fırat yoluyla oluşan geçitte liman olarak kullanılmış ve büyük bir ticari değer kazanmış. Kentin bugün 3’te biri Birecik Hidroelektrik Barajı gölü altında bulunuyor. Suların altındaki bölümde ne yapılacağı tam bilinmiyor ama diğer bölümler yakında açık hava müzesi olacak. Suyun altında milyonlarca Roma mozaiği, bir de susuz kalan bölüm. Hayat mı acımasız dersiniz, yoksa insanlar mı. Zaten baraj yapılmasaymış, kimsenin bu mozaiklerden haberi bile olmayacakmış. Bu ‘Çingene kızı’ daha çok ziyaretçinin yüreğini dağlar değil mi ama, değil mi…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5858489169299680974?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5858489169299680974/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5858489169299680974' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5858489169299680974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5858489169299680974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/sen-guzelsin-ben-degil-cingene-kz-look.html' title='Sen güzelsin, ben değil Çingene Kızı....  Look at me Gipsy,,,sad Gipsy !!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9R2iiEKm8I/AAAAAAAAAlM/Di0DLgwXMSQ/s72-c/KIZ.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-53465790356068635</id><published>2010-04-24T05:53:00.000-07:00</published><updated>2010-04-24T07:59:04.123-07:00</updated><title type='text'>Gaziantep'te çikolata fantezisi= Şölen..  Chocalate fantasy in Gaziantep !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9LpMvuyFxI/AAAAAAAAAk8/m7kPn2ytgP8/s1600/DSC03088.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="192" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9LpMvuyFxI/AAAAAAAAAk8/m7kPn2ytgP8/s200/DSC03088.JPG" tt="true" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9LpZ85jofI/AAAAAAAAAlE/L887d-mNP5U/s1600/DSC03089.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9LpZ85jofI/AAAAAAAAAlE/L887d-mNP5U/s200/DSC03089.JPG" tt="true" width="140" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Bilge'yle "Aaaaa...bu süper bir fotoğraf olacak" dedik ve çektirdik. Oldu da. Vee, Şölen Çikolata Fabrikası'na tatlı bir giriş yaptık. Charlie'nin çikolata fabrikası kadar eğlenceli ve renkli bu fabrikada, çikolataya dair herşey gerçek bir şölen havasında yaşanıyor. Çikolatanın şekilden şekile girip, paketleninceye kadarki aşamalarını canlı canlı seyredebilmemiz için bu hastane önlüklerini ve saç bonelerini giymemiz gerekiyordu. Yalnız biz değil tabii...Bu kıyafetleri tüm AB büyükelçileri ve AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini de giydi. Haydi bakalım buyrun, Gaziantep Şölen Çikolata Fabrikası'na...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çikolata yukardan oluk oluk akarken, iki de bir dayanamayıp parmağımı bandırmak istiyordum o güzelim renkli ama keskin kokulu çikolata kabına. Bilge "pişt" deyip, parmağıma şaplaklar çakmasaydı, bugün tüm dünya benim parmağımdan tat almış bir çikolata yemenin keyfine varabilirdi. Şaka bir yana, içeride hijyen en önemli konu. Ve bu fabrikanın ürettiği çikolatalar dünyanın her bir yerine gidiyor. Vay bee, halt etmiş Brüksel, İsviçre çikolatası... Yurdumun çikolatası, sollamış Avrupa'yı. Fabrikanın içinde fotoğraf çekmek yasak olduğundan size içerden görüntü sunamıyorum. Çikolatalar, dünyada sadece birkaç yerde örneği bulunan teknoloji ürünü makinelerden akıyor, geliyor, şekle giriyor, bir ayıcık oluyor, bir gofrete dönüşüyor, sonra da hızla paketleniyor. Şu yukarda gördüğünüz ayıcıklı çikolatam tam da fabrikayı gezdiğimiz gün üretilip, paketlendi ve bana hediye edildi. Yerim seni ben, yerim !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fabrika bu mudur, budur ! Bir eşi de İstanbul'da bulunan Şölen Çikolata Fabrikası'nın tam 1500 çalışanı var. Burada üretilen çikolatalar sadece AB ülkelerinde değil, Amerika'da, Kanada'da tüketiliyor. 2009'da 200 milyon dolarlık bir ciro yapan bu fabrikanın cirosunun bu yıl 230 milyon doları bulması bekleniyor. AB ülkelerindeki benzer yatırımcılar da, Şölen'le işbirliğine gitmek istiyor. İsrail de çok beğenmiş, Şölen'i. Şölen çikolataları almış başını Ortadoğu'ya da gitmeye başlamış. Arkadaşlar, Gaziantep Baklavası'ndan ne kadar yeyip de, duvarlara nasıl tırmandığımı, pardon Bayazhan'da nasıl gecelediğimi anlatmıyorum size bakın. Bulmuşum tam çikolata havuzunda fantezime uygun bir yer, çikolatadan başkasına bakmam diyorum. Hem de Gaziantep Şölen Çikolatası'ndan başkasına... Veee fabrika çıkışı şöyle oluyor sloganımız: Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım, tatlı sevişelim. Çikolata acısı zevki artırıyor, haberiniz olsun... ! AB büyükelçilerinden bizzat sizin için aldım bu bilgiyi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-53465790356068635?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/53465790356068635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=53465790356068635' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/53465790356068635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/53465790356068635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/bilgeyle-aaaaa.html' title='Gaziantep&apos;te çikolata fantezisi= Şölen..  Chocalate fantasy in Gaziantep !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9LpMvuyFxI/AAAAAAAAAk8/m7kPn2ytgP8/s72-c/DSC03088.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8207913076961605448</id><published>2010-04-23T02:25:00.000-07:00</published><updated>2010-04-23T02:26:06.699-07:00</updated><title type='text'>Aşkım Gaziantep, aşkım Mehmet Aslan... A real love story from Gaziantep</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9FmG_MPTtI/AAAAAAAAAk0/WhldhZJcK3I/s1600/DSC03108.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9FmG_MPTtI/AAAAAAAAAk0/WhldhZJcK3I/s320/DSC03108.JPG" tt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Veee buldum. Sonunda aşık oldum. Ankara'ya döndüm ama kalbim, aklım, ruhum Gaziantep'te kaldı. Yalnızca Gaziantep'e değil, tüm Güneydoğu Anadolu'ya renk katan, anlam veren aşkımı, ballandıra ballandıra anlatsam yeridir. Çekinmeden, söylüyorum işte adını, soyadını, işini, gücünü: Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oooops, Hilal n'oluyor" demeyin. Olan oldu bir kere. Tam 18 yıldır ticaret odası başkanlığı yapan Mehmet Aslan'ın zaten yeterince hayranı var. Bütün Avrupa, bütün Güneydoğu, bütün Ortadoğu ona hayran. Ama en büyük hayranı benim, bundan böyle. Onu, hayran hayran dinlerken, ona hayranlık dolu bakışlarda yepyeni, umut dolu ve güçlü bir Türkiye düşlerken Murathan Mungan'ı hatırladım. Okudum Mungan'ı kafamda: &lt;strong&gt;Hayransan, aşıksındır.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Burcu ve Derya&lt;/strong&gt; gibi birbirinden güçlü, güzel, güler yüzlü, sıkı bir ekiple çalışıp, Gaziantep'i çoktan Avrupa Birliği standartlarına kavuşturmuş Mehmet Aslan, ildeki &lt;strong&gt;'ortak akıl'&lt;/strong&gt; mantığının mimarı. Bence bu yüzden AB Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Marc Pierini Gaziantep'i tanımlarken, "Güneydoğu'daki en büyük ekonomiyi temsil ediyor" diyor. Bu 'ortak akıl' sayesinde vali ayrı, belediye başkanı ayrı, ildeki diğer yöneticiler ayrı bir havadan çalmıyor. Toplanıyorlar aylık, il için 'en güzel' kararlara imza atıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gaziantep'in fıstığı, baklavası, baharatları, Avrupa'ya beş basacak fabrikaları zaten meşhur. Bu küçük ayrıntılara girmeden, AB ülkelerinin Ankara'daki büyükelçileriyle birlikte yaptığımız Gaziantep gezimizden Mehmet Aslan'a dair yazmak istediğim kucak dolusu satırdan en özellerini sizinle paylaşmazsam çatlayabilirim. &lt;strong&gt;Seviyorum, aşığım ve de hayranım.&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes, "O da nedir" derken, o gitmiş bir güzel sanatlar lisesi açtırmış. Şimdi, Gaziantep'te bir de güzel sanatlar fakültesi var. Diyor ki Aslan, &lt;strong&gt;"Sanatla beslenmeyen ticaret kazanç getirmez."&lt;/strong&gt; Bölgenin işadamlarını sadece Suriye, Irak, Lübnan gibi yakın Ortadoğu ülkeleriyle değil, tüm Avrupa'yla kaynaştırmış. Diyor ki Aslan, &lt;strong&gt;"Eksen tartışmaları safsatadır. Tartışan, Türkiye'nin sürekli gelişip, ilerlediğinden bihaberdir."&lt;/strong&gt; Türkiye'de ilk Gaziantep'te kurulan AB bilgi bürosu'nun da öncüsü Aslan.&lt;strong&gt; "AB'den hakkımızı&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;söke söke alırız. Kapasitemiz buna yeter"&lt;/strong&gt; de diyor Aslan. Aslan'a soruyorlar, "Sizi siyasette görecek miyiz?" Heyt be..konuş aşkım konuş: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Siyasete girsem, doğru düzgün hizmet veremem. Türkiye'de bugün milletvekillerini bile halk seçemiyor. Partinin seçtiği adamlara oy veriyoruz. Siyasete girsem, parti liderinin sözünden çıkamam. Üretemem. Bugün Türkiye'de siyasetçinin derdi; halkın değil, parti liderinin gözüne girmek. Ama benim gerçek projelerim var: Dünya barışı, halkların kardeşliği ve insan haklarıyla dolu bir ortamda yaşayacağız. Yüzde 100 olacak herşey, yüzde 100.."&lt;/strong&gt;&amp;nbsp; Yaniiii, yüzde 100 aşktır bu. Yüzde 100 hizmet, yüzde 100 medeniyet.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8207913076961605448?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8207913076961605448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8207913076961605448' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8207913076961605448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8207913076961605448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/askm-gaziantep-askm-mehmet-aslan-real.html' title='Aşkım Gaziantep, aşkım Mehmet Aslan... A real love story from Gaziantep'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S9FmG_MPTtI/AAAAAAAAAk0/WhldhZJcK3I/s72-c/DSC03108.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8405449046286824632</id><published>2010-04-16T01:03:00.000-07:00</published><updated>2010-04-16T01:09:03.252-07:00</updated><title type='text'>Kadınım ol, Maria !!! Be my lady, be my star...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8gZqwpuS2I/AAAAAAAAAks/_4aYb0vaptA/s1600/mara.bmp" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8gZqwpuS2I/AAAAAAAAAks/_4aYb0vaptA/s320/mara.bmp" width="218" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Maria güzel mi, değil mi? Berlusconi ona "Bekar olsam, hemen seninle evlenirdim" demiş. Maria erkek dergilerine poz verirken, olmuş birdenbire bir bakan. Alessandro, "Yeryüzünün en güzel bakanı" dedi. Maria'nın da, Aliye Kavaf gibi 'cinsiyet eşitliği'ne dair özel çalışmaları, ilgisi yok geçmişinde. Ama bakın konuşuyor. Kendini dinletiyor. Güzel diye tabii ki... Ama bakın nasıl daha güzelleşti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalya Büyükelçiliği'nin organizasyonuyla düzenlenen "Eşit fırsatlar ve cinsiyet eşitliği: İtalya ve Türkiye'nin deneyimleri" konferansında Ankara'da kürsüye çıkan Maria, kadınlara seslenirken &lt;strong&gt;"Orhan&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;Pamuk"&lt;/strong&gt; dedi. Herkesin yüreği cız etti. Orhan Pamuk'u sevmeyenler, önyargıyla yaklaşanlar, okumayın bu yazıyı. İstemiyorum sizi. Güzel Maria, bir alıntı yaptı Pamuk'tan: &lt;strong&gt;"Herkes bir yıldızdır ve herkesin kendine benzeyen bir yıldızı vardır."&lt;/strong&gt; Türk ve İtalyan kadınlarının Avrupa'da birbirine benzer sorunlar yaşadığından, 'birbirinin yıldızı, sırdaşı' olabileceğini anlatan Maria, &lt;strong&gt;"Gelin şiddete karşı hep birlikte savaşalım" &lt;/strong&gt;çağrısında bulundu. Yani, bir zamanların erkek dergilerinin gözde yıldızı Maria, bakan olduktan sonra ortaya koyduğu entellektüel kapasite ile de Ankara'da insanları büyülemeyi başardı. ( Ahhh Aliye, aaaah...! Sen de ortada 'bakanım' diye gezin.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar! Dünyanın neresindeyseniz açın gözünüzü, kulağınızı. Size burada; iddialı, hırslı, başarılı ve yetenekli bir gazeteci olarak medya sektöründe 'erkek yöneticiler' ya da 'kadınlığını unutmuş yöneticiler' tarafından sürekli nasıl taciz edildiğimi, yani işte küçük görülmeye çalışıldığımı anlatmayacağım. Hepiniz biliyorsunuz. Çünkü hepiniz, şiddete maruz kalıyorsunuz. Daha doğarken, &lt;strong&gt;"sen farklısın"&lt;/strong&gt; diye kodlanıyorsunuz. Kadınların siyasette yer almalarını gönülden, yani yüzde 100 destekleyen erkeklerin hemen hepsi &lt;strong&gt;"Başka&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;kadınlar girebilir siyasete ama karım olmaz"&lt;/strong&gt; diyor. Konferans boyunca not aldığım rakamlar çok acı bizim için, çok acı. Aşağıda yazacağım bir iki çarpıcı rakamı okuyun ve birşey yapın. Tabii, canınız isterse. İstemezse de, size iyi günler !!! Ne yapacağını bilemeyenler, en azından hayata daha çok asılabilirler... Sonrası için önerilerim de olacak, merak etmeyin !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Türkiye'de her 4 kadından 1'i şiddete uğruyor. Yani 18 milyon kadın. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Türkiye'de kadınlar için sığınak sayısı sadece 52. Buradaki yatak sayısı 1200.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Son bir yıl içinde Türkiye'de kadın işsiz sayısı 244 bin kişi arttı. Kadınların iş hayatına katılım oranı yüzde 20. İtalya'da yüzde 40.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Türkiye'de 550 milletvekilinin sadece 48'i kadın. (Avrupa'nın sonuncusu)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Türkiye'de kadın algısı: Evlidir ve yeri; 3 çocuklu evidir. &lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8405449046286824632?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8405449046286824632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8405449046286824632' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8405449046286824632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8405449046286824632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/kadnm-ol-maria-be-my-lady-be-my-star.html' title='Kadınım ol, Maria !!! Be my lady, be my star...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8gZqwpuS2I/AAAAAAAAAks/_4aYb0vaptA/s72-c/mara.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-2225816770758747916</id><published>2010-04-15T03:46:00.000-07:00</published><updated>2010-04-15T04:00:06.099-07:00</updated><title type='text'>Aliye...Özür dile... !!! Say sorry, Aliye,,, !!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8btlDUugcI/AAAAAAAAAkk/xv7Bzg8Y5Bk/s1600/protest.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="208" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8btlDUugcI/AAAAAAAAAkk/xv7Bzg8Y5Bk/s320/protest.bmp" width="320" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8btBMe0rJI/AAAAAAAAAkc/ygreT69vtTc/s1600/aliye.bmp" imageanchor="1" style="cssfloat: left; margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8btBMe0rJI/AAAAAAAAAkc/ygreT69vtTc/s200/aliye.bmp" width="125" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;O kendini 'kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı' zannediyor. Kendisinin Türkiye'de insan haklarının gelişmesinde rol oynayanacağına inanıyor. Türk kadınını mecliste temsil ettiğinden, gururlanıyor. Reform yoluna baş koymuş AKP kabinesinde, kendine has endamıyla boy gösteriyor. Aman Allah'ım ! Ben şimdi gerçekten inanamıyorum. Adı Aliye Kavaf olan, böylesi bir bakan var. "Bakanımız" diyemeyeceğim pardon. Önceleri bir hata ettiğini, dilinin sürçtüğünü düşünmüştüm ama sen gerçekten öylesin. Gözlerinde gördüm bunu. Donuk gözlerinde. Sen gerçekten eşcinsellerin 'hastalıklı' olduğuna inanıyorsun. Eşcinsellerin tedavi edilmesinden yanasın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vay ülkemin başına gelenler, vay. Aliye Kavaf'ı gördüm arkadaşlar. İtalyan Büyükelçiliği'nin düzenlediği "Eşit fırsatlar ve cinsiyet eşitliği: İtalya ve Türkiye'nin deneyimleri" başlıklı konferansta. İtalya'dan gelmiş dünya güzeli bir bakan vardı yanında. Adı Maria Carfagna. Tamam dünya güzeli değil o, Alessandro. Yeryüzünün en güzel kadın bakanı. Carfagna çıktı, Rixos Otel'in şık ama kirli salonunda kürsüye, "Kadına karşı şiddeti asla hoş görmeyeceğiz. Affetmeyeceğiz" dedi, daha bir güzelleşti. Melek oldu uçtu, kanatlandı hepimizin gözleri önünde. İyi ki varsın Carfagna. İyi ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardon Rixos Bey ( Otelin yöneticisinden sözediyorum) o salon kirlendi bir kere. Artık ne yapsan temizleyemezsin. Aliye Kavaf çıktığında kürsüye, &lt;strong&gt;"Nefret etme, özür dile. Eşcinsellerin ailelerinden de özür dile"&lt;/strong&gt; diye pankart açan, slogan atan göstericilerin üstüne, kabalıkta sınır tanımayan güvenlik görevlilerini salarsan, o salon kirlenir işte böyle. Git kendini bir çamaşır suyuna yatır, kirlerini Mr. Muscle'la çözmeye uğraş. Git de, ne yaparsan yap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşcinsellere destek verenler salonu bir bir terkediyor ama Aliye Kavaf halen konuşuyor. Kimse duymadı seni Aliye, kimse dinlemedi. Özür dilemediğin sürece de böyle olacak. Madem inanıyorsun eşcinsellerin hastalıklı olduğuna, git inancınla yaşa. Ama aramızda yaşacaksan, bizim bakanımız olmak istiyorsan 'özür dilemeyi' öğren ve bir daha da asla eşcinsellere "hastalıklı" deme. Bak, bizim mahallenin kadınları seni televizyonlarda izlerken "zavallı" diyorlar. Dinle Aliye, dinle. Sokaktaki kadın, eşcinsel, erkek demeden önce insanları dinlemeyi öğren. Bak senin yüzünden şurada 'kadın-erkek eşitliği'yle ilgili iki satır yazı yazamıyorum. Konferans yazısını sonraya bırakıyorum. Ne oldu, mutlu musun. Özür dileseydin de, seni kucaklasaydık olmaz mıydı. Ama Aliye, gözlerinde gördüm. Sen eşcinsellerin 'hastalıklı' olduğuna inanıyorsun. Otel yerinden oynadı. Sen istifini bozmadın. Aman Allahım... Aman Allah'ım !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-2225816770758747916?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/2225816770758747916/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=2225816770758747916' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2225816770758747916'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/2225816770758747916'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/aliyeozur-dile-say-sorry-aliye.html' title='Aliye...Özür dile... !!! Say sorry, Aliye,,, !!!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8btlDUugcI/AAAAAAAAAkk/xv7Bzg8Y5Bk/s72-c/protest.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4251535046414649883</id><published>2010-04-13T13:00:00.000-07:00</published><updated>2010-04-14T12:27:58.757-07:00</updated><title type='text'>Making Love with Jazz... Hello New York !!! Cazla seviştik galiba...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8TOUEli8SI/AAAAAAAAAkU/DcZtJmRHrbs/s1600/DSC03008.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="216" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8TOUEli8SI/AAAAAAAAAkU/DcZtJmRHrbs/s320/DSC03008.JPG" width="320" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;New York geldi, bahar geldi. Caz geldi, Victoria geldi. Victoria’cımmm, Amerikan Büyükelçiliği rezidansından sana kucak dolusu sevgilerimizi iletiyoruz. Hem de kiminle birlikte? Ari Roland Quartet. Evet canım, Amerika için ‘Caz Büyükelçisi’ olmuş bu müthiş kontrbasçı Ari Roland ve ekibindeki müthiş sanatçılar sayesinde sanki senin o müthiş sesini duyduk Botswana’dan. “Çok güzelll.. Teşekkürler” diyen sesini. New York’un bu ünlü cazcılarıyla hemen kaynaştık. Evet, evet ! Tüm Türkiye kaynaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yeyip, ne içtiğimizi bir kenara bırakıp, ne dinlediğimizi hemen anlatmalıyım bu gece. İşte o, içimizdeki güzel dünyanın, yani New York’un en bilinen caz kulüplerinin vazgeçilmez sanatçıları olan “Ari Roland Caz Dörtlüsü”, ikinci kez Türkiye’de ama bu kez Ankara’da. Ve Kayseri ve Malatya ve Gaziantep… Anadolu’nun kalbinde bir New York, bir caz, bir ahenk, bir değişim… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların bu Anadolu turuna başladıkları mekanda, yani büyükelçilik rezidansında insanın kulağı nasıl olur da bu kadar mutlu olur sorusunun yanıtının içine düştük. Hatta Rene çıkışta, Ari Roland’ın o kontrbasla nasıl içli dışlı olduğunu anlatmaya çalışırken, “Adam, gözümüzün önünde zevkle sevişti, biz de orgazm olduk” deyiverdim. Ama nasıl demem. Bir komut verdi ekibe, başladılar hani o aslında müziklerine bayıldığımız Issız Adam filminin “Anlamazsın” şarkısını çalmaya. Şarkı, caz elbisesiyle büyüleyiciydi demeye kalmadan bu kez “Senden başka, senden başka, gözüm görmez hiç kimseyi” melodisiyle el çırpıp, kendini cazın kollarına atmış bir grup insanın sinerjisi yayıldı salona...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet Ari’cim, senden başka gözüm görmez hiç kimseyi bundan böyle caz konusunda. Bu kadar yetenekli bir caz ekibini bulup da, dünyayı gezdiren Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nı da ayrıca tebrik ediyorum. Başbakan Tayyip Erdoğan-ABD Başkanı Barack Obama buluşması için Washington’da olan Büyükelçi James Jeffey’in kulağının biri kesin Ankara’daydı. Sevgili Jeffrey, ‘Cazın Büyükelçisi’ olmuş Ari’nin bizi büyülediğini ve dünya turunu tamamladığında onunla New York’ta buluşacağımı şimdiden bildiriyorum. Öyle değil mi Victoria’cım…Why nottt, niçin olmazzz ….. !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4251535046414649883?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4251535046414649883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4251535046414649883' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4251535046414649883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4251535046414649883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/making-love-with-jazz-hello-new-york.html' title='Making Love with Jazz... Hello New York !!! Cazla seviştik galiba...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8TOUEli8SI/AAAAAAAAAkU/DcZtJmRHrbs/s72-c/DSC03008.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-661258641817517231</id><published>2010-04-13T02:03:00.000-07:00</published><updated>2010-04-13T02:10:38.767-07:00</updated><title type='text'>Sokaktaki diplomatlar... Lets have diplomacy on the streets  (Turkey&amp;USA)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8Qy3JT9ZlI/AAAAAAAAAkE/eQIhZslpcWQ/s1600/selim.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8Qy3JT9ZlI/AAAAAAAAAkE/eQIhZslpcWQ/s200/selim.gif" width="150" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8QzH-WADrI/AAAAAAAAAkM/_FYqBK13v74/s1600/sarah.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8QzH-WADrI/AAAAAAAAAkM/_FYqBK13v74/s200/sarah.bmp" width="171" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçenlerde Türk Dışişleri Bakanlığı'nın en süper diplomatlarından, müsteşar yardımcısı Selim Yenel'le, ordan-burdan derinlemesine konuşurken, birkaç gün içinde Urfa'ya gideceğini söylemişti. Yenel, Urfa'da üniversite öğrencileriyle, sivil toplum yetkilileriyle görüşürken, bakanlığın diğer müsteşar yardımcıları da, diğer illerde dolaşıyordu. Diplomatlar, halkla kaynaşıyordu. Bunlara monşer demeyeceğim, çünkü monşerlikle hiç ilgisi olmayan bir Türk Dışişleri Bakanlığı yönetimi var şu an. "Halka karış, kaynaş" diyorsun şimdiki yönetime, heyecanla yapıyorlar bu işi. Selim Bey demişti ki, "Halka kendimizi iyi anlatmazsak, diğer ülkelere de çok iyi anlatabileceğimiz söylenemez. İyi diplomasinin yolu halktan geçiyor". Bunun literatürdeki adı "kamu diplomasisi"... Öyle saraylarda, büyükelçiliklerde fırında ördek yanında Şili şarabı içmek, smokin giymek, bilmem kaç bin dolarlık Mont Blanc (mon blöööö) kalemi kullanmak ve artistiklikle olmuyor diplomatlık... Kibarlığınızdan birşey kaybetmeyin tabii de, bir de halkın dilinden anlayın diyoruz, o kadar yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Dışişleri, vatandaşla kaynaşma atakları içindeyken bakın 'kamu diplomasisi'nde uzman Amerika'dan nasıl bir okkalı atak geldi. Amerika'nın Ankara Büyükelçiliği Türkiye'de gelişen kentleri takip etmek ve işbirliğini geliştirmeki için 'il görevlisi programı' uygulaması başlattı. Yani, büyükelçilikte çalışan diplomatın teki bir ilden sorumlu olmaya başlıyor. Örneğin, iki buçuk yıldır Ankara'da görev yapan Sarah Borenstein şimdi büyükelçiliğin&amp;nbsp;Kayseri sorumlusu. Kayseri'yle nasıl işbirliğine gidilecek, oralarda kimlerle görüşülecek, nasıl bir politika izlenecek onun sorumluluk alanı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayseri'ye gittiğinde Borenstein'a gazeteciler sormuş, "Niye Kayseri'yle ilgileniyorsunuz" diye.Borenstein da, Türkiye'de gelişen onlarca il olduğunu, her ilde konsolosluk açamayacaklarından, böylesi bir 'il görevlisi programı' ile illeri takip etmenin ve Türkiye-Amerikan işbirliğini kuvvetlendirmenin daha kolay olacağını düşündüklerini anlatmış. Yaaa... Amerikan diplomasisi uzaya giderken, Türkiye yerinde ip atlamıyor. Aklın yolu bir demek ki. Hadi bakalım, diplomatlar halkla bir kaynaşsınlar, kendilerini ve ülkelerini yurdum insanına bir anlatsınlar, ne olacak göreceğiz. Monşer, monşer diye espri yapanların da sonu geldi galiba. Monşer öldü, şimdi sokak diplomatı var!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-661258641817517231?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/661258641817517231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=661258641817517231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/661258641817517231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/661258641817517231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/gecenlerde-turk-dsisleri-bakanlgnn-en.html' title='Sokaktaki diplomatlar... Lets have diplomacy on the streets  (Turkey&amp;USA)'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S8Qy3JT9ZlI/AAAAAAAAAkE/eQIhZslpcWQ/s72-c/selim.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3722262082577276774</id><published>2010-04-08T06:55:00.000-07:00</published><updated>2010-04-08T06:57:09.105-07:00</updated><title type='text'>Παίρνω ένα λουλούδι Ελλάδα/ This flower is yours, Greece - Çiçek Yunanistan</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S73fIOGFJ9I/AAAAAAAAAj8/vr78xCkUfZA/s1600/IMG_3882-a.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S73fIOGFJ9I/AAAAAAAAAj8/vr78xCkUfZA/s320/IMG_3882-a.jpg" wt="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bugün Yunanistan'daki diplomatlar grevdeymiş. Adamlarda ne eylemci ruh var ama! Kriz içindeki hükümet, diplomatların da maaşlarında kesintiye gidince olan olmuş. Diplomasi, kepenk kapatmış. Böyle şaşkın, şaşkın bakarken ben, Savva sordu: "Niye, sizin diplomatlar grev yapmıyor mu hiç..." Duyulmuş mudur Türkiye'de diplomatların grev yaptığı, ey ahali...Duyulmuş mudur? Benden çıka çıka bir 'cık' sesi çıktı Savva'ya, Savva da greve karşın antipatik Dışişleri Bakan Vekili Dimitris Droutsas'un uçağına 15 gazeteci olarak atlayıp Ankara'ya geldiklerini söyledi. Droutsas'ı antipatik bulan bendim, Savva değil. Ne bileyim, gözüm karşımda şöyle tüm haşmetiyle Dora'yı, yani Bakoyanni'yi görmek istedi herhalde ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve işte başladı basın toplantısı. Droutsas ile bizim sempati, empati, bilgi, ilgi, hırs, tırs, vizyon ve görüş kaynağı...(burda durayım bari) Dışişleri Bakanımız Davutoğlu, kürsüde iki aşık komşu gibi konuşmaya başladı. Yunanistan'a da bir "1 minute" çekmesini sabırsızlıkla beklediğimiz, ünü dağları aşmış Başbakan Tayyip Erdoğan, Mayıs ortasında bir ziyaretle Atina'yı onurlandıracakmış. "Gel deeee, kurtar bizi" diyor sanki Droutsas. Ekonomik kriz bu kadar ciddi olmasa, Türkiye'ye "Avrupa'da vize serbestliği" dahil her konuda yardımcı olacaklarını ilan eder mi ! Gözlerini Çinli turistlere dikmişler. Çinli turistler, Yunanistan'ı ziyaret edecekmiş de, ekonomi kurtulacakmış. Bir de Türkiye, sınırsız ekonomik işbirliğine gidekmiş Atina'yla. Plan budur. Yunanistan'ı kurtarma planı. Türkiye de işin içinde.&amp;nbsp;Pazarlık işinde ustadır Erdoğan. Gider Atina'ya, yapar yatırımını, karşılığını alır... hııı, ne dersiniz? Ordan bir adacık alacağı yok herhalde. Alsa alsa, Türkiye için AB yolunda bir destek alır...(Evet, bugün çok iyimserim, mantıklıyım Erdoğan konusunda. 1 minute)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ooooh! Gülüşmeler gırla. Ömrünü Yunanistan'ın Ankara Büyükelçiliği'nde geçirmiş sevgili Elizabeth'imiz yapıyor tercümeyi, basın toplantısında. Elinde ne kağıt var, ne kalem. Sadece mikrofonu. Bir "Ahmet Bey" diyor Davutoğluna, bir de "Çevirdim efendim, gururla. Hepsini çevirdim"... Özgüven budur kardeşim. Davutoğlu, yanlışını bulamamış hatta Elizabeth'imize hayran bakışlarını fırlatmıştır. Ve hatta bir çiçek atmıştır Yunanistan'a, bir çiçek. "Şu işbirliğimiz, kuracağımız stratejik ortaklık hayata geçsin, aynı sokakta daha barışçıl komşular olarak yaşayacağız. Attığımız adımlar, çiçektir" demiştir. Daha ne desin, daha desin! Sen de kusura bakma, güzel Yunan gazeteci bayan. "Penceremizden bakınca Türk gemisi, Türk uçağı görmek istemiyoruz" diyorsun da, o kadar da uzun boylu değil, o kadar da değil. Gemileri, uçakları düşünme, çiçekleri düşün şimdilik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3722262082577276774?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3722262082577276774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3722262082577276774' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3722262082577276774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3722262082577276774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/this-flower-is-yours-greece-cicek.html' title='Παίρνω ένα λουλούδι Ελλάδα/ This flower is yours, Greece - Çiçek Yunanistan'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S73fIOGFJ9I/AAAAAAAAAj8/vr78xCkUfZA/s72-c/IMG_3882-a.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6806059934789261668</id><published>2010-04-07T11:56:00.000-07:00</published><updated>2010-04-07T12:02:00.561-07:00</updated><title type='text'>iSTANBUL...never look back, explore.. ! Geriye değil, ileri...keşfet.. !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7zVN0Wmq2I/AAAAAAAAAj0/SWWgBoDfPfs/s1600/RENE.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7zVN0Wmq2I/AAAAAAAAAj0/SWWgBoDfPfs/s320/RENE.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Atla bir vapura, gemiye ve asla arkana bakma. Keşfet... !&lt;/strong&gt; Pozitif enerji yayma konusunda beni bile sollayan Rene’den, İstanbul gezimizle ilgili bu son blog yazım için gelen fotoğrafta, boğazdan geçen bir gemi ve o gemiye, uzun bakışlar atan bir kadın vardı. Bir erkek, balık tutmaya çalışıyordu mavi sulardan. Köprünün ihtişamı, açık gökyüzünde uçuşan martılar ve etrafı sarmalayan laleler… Evet, aklınızdaki İstanbul kareleri daha çok depreşsin diye anlatıyorum fotoğrafı. O karelerle yeniden, yeniden hülyalara dalın diye de, Rene’nin bu yazı için değil, ‘İstanbul hatırası’ niyetine gönderdiği ‘ikimizin’ fotoğrafını koyuyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar kahvaltısı için atladık vapura, Anadolu yakasıyla kucaklaştık. İstanbul’da pazar sabahına uyanmıştık ve bir gece önceki kadar yepyeniydik. Kahvaltıda İstanbul’un Güney Afrikalı ressamlarından &lt;strong&gt;Diana Page&lt;/strong&gt; ve sıkı bir diplomat eşi olan &lt;strong&gt;Lucy Boscher&lt;/strong&gt; de vardı. Page, İstanbul, 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında nefis sergiler açmayı planlıyor. Öyle güzel notları var ki, minicik not defterinde, iç eriten cinsten. Nasıl ben yazıyla not alıyorsam, o da çizgiyle not alıyormuş gördüklerini. Not defterini karıştırırken, bir göklerde uçtum, bir denizlerde gezindim, bir renklere boyandım. Hey İstanbul, kimler senin ekmeğini yiyor. Helal be. ! Lucy de, Güney Afrika’da keşfettiği timsah, zebra, leopar derisi çantaları çok özel tasarımlarla İstanbul’a getirip, İstanbul modasında yeni ufuklar açıyor. Meraklıları için buraya yazıyorum. Facebook’da sayfası var. Arayın, bulun: &lt;strong&gt;Luci’deMila Luxury Leather Goods&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir dünya karması modunda Anadolu yakasında yürüyüşe çıktık. Diana ve Lucy önde, Rene ortada, Hilal takipte, Urban en arkada. Günlerdir yürüyorduk sanki, kilometreler sadece bu kadar yürümeye dayanamayan zavallı Hilal’in umurundaydı. Tamam Rene’yle Ankara’da Eymir Gölü’nün etrafında 11 km. yürümüşlüğüm var ama kardeşim İstanbul bu kadar da, karım karım karışlanmaz ki. Benim her ‘geri dönsek mi’ çıkışıma yanıt geliyordu önden: Never look back. “Hilalcim, keşfe çıktık” diyen sesler yükseliyordu. Tamam tamam anladık: &lt;strong&gt;Catch a cruise-liner in İstanbul…never return on your patch…explore.. !&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha ne yazayım da, hem kendimin hem de sizin canınızı sıkayım. Boğaz kenarında içilen çayları mı, 2-3 lirayla bile mutlu olanları mı, parkta uyuyan zavallı bir amcanın “İstanbul benim” deyişini mi, “Hüzün de üretir, mutlulukta” açıklamalarını mı… Ne yazsam bilmem ki. En iyisi her seferinde yeniden keşfetmek İstanbul’u. İstanbul için her seferinde kadeh kaldırmak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6806059934789261668?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6806059934789261668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6806059934789261668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6806059934789261668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6806059934789261668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/istanbulnever-look-back-explore-geriye.html' title='iSTANBUL...never look back, explore.. ! Geriye değil, ileri...keşfet.. !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7zVN0Wmq2I/AAAAAAAAAj0/SWWgBoDfPfs/s72-c/RENE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-8645502630840784742</id><published>2010-04-06T11:55:00.000-07:00</published><updated>2010-04-06T12:01:09.861-07:00</updated><title type='text'>iSTANBUL upside down...Neresinden baksan güzel..!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7uDfJpy6jI/AAAAAAAAAjs/uEFUPejr3MQ/s1600/medusa.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7uDfJpy6jI/AAAAAAAAAjs/uEFUPejr3MQ/s320/medusa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Rene’yle ben Ankara’da İstanbul hayalleri kurarken, Avrupa’nın nerdeyse tümü İstanbul’a akmıştı. Rene’ye “Hallederim otel işini” havasını atan ben, bir-iki telefon görüşmesi sonrası depresyona girmiştim. Oteller doluydu. İstanbul doluydu. Küçük çaplı paniğimizi, şans eseri atlatınca, kadehlerimizi İstanbul’un şerefine kaldırdık. Koçum İstanbul! 2010 Avrupa Kültür Başkenti olunca, milyonlarca turistin akınına uğramıştı. 3-4 günlük Paskalya tatili için İstanbul, rüya gibiydi. İstanbul herşeydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabada 3 kişiydik. 3 apayrı dünya ama 3 aynı rüya. İstanbul’a her seferinde iş seyahati yapıp da, doyumsuz anları hep yarım bırakmanın acısını sonuna kadar çıkarmaya hazırdık. 5. Lale Festivali’ne de denk gelen 3 günlük İstanbul seyahatimizde, milyonlarca Avrupalı gibi biz de içimizi, dışımızı, altımızı, üstümü İstanbul’a bandırdık. Çek, çek yorulmazsın. İstanbul’u içimize çektik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gönder bana, milyonlarcasını çektiğin İstanbul fotoğraflarından” dedim Rene’ye, sırayla göndermeye başladı. “Yellow tulip is the meze” diye düşündüğünden önce benim, sarı laleli “İstanbul, indeed” yazımı okudunuz. Sonra, mailime Rene’den bu medusa fotoğrafı düştü. Bizans İmparatoru 1. Justinyen’in, civardaki sarayların suyunu karşılamak için yaptırdığı Yerebatan Sarnıcı’ndaki bu medusa. Sarnıçta sizin de bildiğiniz gibi bir medusa daha var. Bu, nasıl tepe taklak olmuşsa, o da yan yatıyor. Onlarca mitolojik hikayesi varsa bu medusa’ların, en güzeli sizin inanışınız. Rene diyor ki, “İstanbul, upside down…” Alttan İstanbul, üstten İstanbul… ordan da güzel, buradan da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen gez Topkapı Sarayı’nı, sonra o güzelim saray bahçesindeki çimlerin üzerinde yuvarlan. Güneş daha kaybolmadan, rengarenk laleler karanlığa bürünmeden, sırtüstü uzanıp çimlere akşam yemeği için planlar yap. İstanbul’un sürpriz, güzel insanlarıyla karşılaşmaya hazırlan. Doyumsuz şaraplardan içip, “Bir kadeh daha içersem, Türkçe’yi sular seller gibi konuşabilirim” demeye başla. Yepisyeni, gıpgıcır İstanbul’lu arkadaşımızla Türk kahvesini Bebek’te iç... Gece uzasın da, uzasın… Ahh… Bitmesin İstanbul, bitmesin.. !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-8645502630840784742?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/8645502630840784742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=8645502630840784742' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8645502630840784742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/8645502630840784742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/istanbul-upside-downneresinden-baksan.html' title='iSTANBUL upside down...Neresinden baksan güzel..!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7uDfJpy6jI/AAAAAAAAAjs/uEFUPejr3MQ/s72-c/medusa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-5487851841076423105</id><published>2010-04-05T11:56:00.000-07:00</published><updated>2010-04-05T12:00:07.535-07:00</updated><title type='text'>iSTANBUL.... iNDEED... !!!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7ozH5xy6EI/AAAAAAAAAjk/BkT3vwDjf9w/s1600/LAL.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7ozH5xy6EI/AAAAAAAAAjk/BkT3vwDjf9w/s320/LAL.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Helikopter de birazdan inecek ve bizi alıp lalerin üzerinde gezdirecek. Niçin olmazzz... Benim güzel Victoria’m, bu ‘niçin olmaz’ı öyle bir yerleştirdin ki kimyamıza, bizim için herşey mümkün artık. Baksana, hem de İstanbul’dayız. “Ahhhh….çokkk güzelll” diye çığlıklar atacaksın şimdi. “İstanbul’da herşey mümkün” diyen, dünyanın en anlamlı bakışlarını fırlatacaksın biliyorum. Bu sarı lale, İstanbul’dan sana. Bu sarı lale, bizi İstanbul’da gerçekten göklere çıkartan güzel insanlara. Bu sarı lale, İstanbul aşıklarına…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’u adım adım arşınlarken, heyecan dolu kalbinin çarpıntılarıyla sarsılıp da, yaşıyor olmanın dayanılmaz cazibesine kapılan Rene, eminin şu an İstanbul fotoğraflarına gömülmüş durumda. Ona “İstanbul’u istiyorum” mesajı gönderdikten sonra yazıya oturdum. “İstanbul kim, ben kim. İstanbul’u yazamam” diye iç geçirdim önce. Sonra gözüm, kitaplığımdaki Orhan Pamuk’la karşılaştı. Pamuk’un ‘İstanbul’una da bir baktım, başım dönmeye başladı. Binlerce İstanbul karesi uçuşmaya başladı aklımda. Mırıldandı dudaklarım, o büyülü mısraları yeniden: Bir kadının suya değiyor ayakları, İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne olacak şimdi, ne olacak? İstanbul’dan sonrası ne olacak? “Taahhüdü yok” dedi, laleler. Zamanın da, aşkın da taahhüdü yok. Bir lale ürpertisi geçti içimden. Sarıya, maviye, kırmızıya, mora bayıldım. İstanbul’daki ‘her an’ın güzelliğiyle, ‘şu an’ın acısını dindirmek istedim. Evet, geri dönmüştük. İstanbul’dan geri dönmüştük. ‘Her an’ın güzelliğini, doğallığını, insana dair olanını hissederek geri dönmüştük. İstanbul, çoktan geride kaldı bile… İstanbul geride kaldı. Kalbimle, mantığım aynı dili konuştu şimdi. Ellerim buruştu… İstanbul geride kaldı… indeed… !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogumun sevgili okurları, benim sevgili okurlarım. Sizinle, İstanbul’da bıraktığım 3 güne dair notlar paylaşmak niyetim. Emin olun, duygu dünyamdaki sarsıntılarla sizi boğmak istemiyorum. Ama biliyorum, binlerce İstanbul fotoğrafı var her birinizin aklında. Anlatılmaz, yaşanır. Bunu da biliyorum. Bu yüzden şimdilik, lalelerle süslenmiş güzelim İstanbul’dan hepinize birer sarı lale sunuyorum. İstanbul diyorum da, başka da demiyorum…indeed.. ! Devamını da getiririm, bu notların…. Meraklanmayın…indeed.. !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-5487851841076423105?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/5487851841076423105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=5487851841076423105' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5487851841076423105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/5487851841076423105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/istanbul-indeed.html' title='iSTANBUL.... iNDEED... !!!'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7ozH5xy6EI/AAAAAAAAAjk/BkT3vwDjf9w/s72-c/LAL.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-362146104168048007</id><published>2010-04-01T02:30:00.000-07:00</published><updated>2010-04-01T02:30:47.988-07:00</updated><title type='text'>Towards a new future for HAITI... Jeffrey'i okuyun, insanlığınızı hatırlayın...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7Rmqe8F7gI/AAAAAAAAAjU/u9GqfB8mf7s/s1600/jef.bmp" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="280" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7Rmqe8F7gI/AAAAAAAAAjU/u9GqfB8mf7s/s320/jef.bmp" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türkiye için yoksulluk, yolsuzluk ve az demokrasi sancılarının öne çıktığı bugünkü gazete haber ve yazıları arasında&amp;nbsp;boğulduğumu hissederken, birden bir yazıya 'can simidi' gibi yapıştım. Yazının sahibi Amerika'nın Ankara Büyükelçisi James J.&amp;nbsp;Jeffrey. Büyükelçi Jeffrey, Milliyet Gazetesi'ne "Kararlılık Sınavımız: Haiti" başlıklı enfes bir yazı göndermiş. Gerçek&amp;nbsp;bir öyküsü, gerçek kahramanları ve gerçek siyaseti var yazının. Televizyonlardan sürekli görüntüleri geçen, gazete haberlerinden eksik olmayan Haiti'ye doğru bir yolculuk yaptırıyor yazısında Jeffrey ve Haiti özelinde kendimizi, çevremizi, ülkemizi, dünyamızı ya da tüm insanlığı yeniden düşünmemizi sağlıyor. İnsanca ama insanca...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"35 saniye. 12 Ocak'ta meydana gelen deprem, sadece 35 saniye için Haiti'yi sarstı ve ardında ölüm ve tahribat bıraktı. Korkunç depremi izleyen saatlerde Haiti yardım çağrısında bulundu ve uluslararası topluluk seferber oldu. Acil&amp;nbsp;kurtarma ve müdahale faaliyetlerine 140'tan fazla ülke katıldı. İster yakın, ister gergin ilişkiler içinde olsunlar, insaniyet adına ortak hareket eden ülkeler bu süreçte yan yana çalıştı. Bu&amp;nbsp;müdahale sayesinde gördük ki, vatandaşlığımızı içinde yaşadığımız ülke belirlemesine rağmen, hepimiz yardıma ihtiyacı olanlara el uzatan daha büyük bir dünya vatandaşları topluluğunun parçasıyız..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazısına böyle başlayan Jeffrey, hepimiz için "dünya vatandaşları topluluğunun parçasıyız"&amp;nbsp;dedikten sonra 110'dan fazla ülkenin 31 Mart'ta, yani daha dün Birleşmiş Milletler'de, yani New York'ta yaptıkları toplantıdan sözediyor. Bu toplantı da Haiti için. Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası hesaplamış ki, Haiti'yi yeniden kurmak için 11.5 milyar dolara ihtiyaç var. Rakamlara vurgu yapıyor Jeffrey ve işin zor olduğunun altını çiziyor. Ama onun asıl vurgusu insanlığa ve umuda. Hayata hep birlikte asılmaya. Türkiye'den giden AKUT ekibinin yarattığı mucizeleri sıralıyor. Haiti halkına yardım için uluslararası toplumun gösterdiği incelikten sözederken, sanki içimizdeki tüm incelikleri dışarı çıkartıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hepimize sesleniyor Jeffrey, hepimize: "İster şirket sahibi, ister öğrenci, ister hükümet için çalışıyor olun, Haiti'de zaten mevcut olan umut mesajının iletilmesine ve Haiti hükümetinin ülkeyi yeni baştan kurmak için ortaya koyacağı vizyona yardımcı olabilir ve bu umudu gerçekliğe çevirebilirsiniz..."&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz, öteki ya da bir diğeri ne kadar duyacak bu sesi bilmiyorum ama ben çoktan harekete geçtim. Sonra bir durdum... Dedim ki: Biz de daha geçenlerde, hem de Haiti'den hemen sonra Erzincan'da onlarca insanımızı kaybettik, çarpık yapılaşmayı tartıştık... Ama ne oldu. Sonra kaldı. Ölen öldü, kalanlar ne yapıyor. NTV'den izledim. Kalanlar mutsuz. Ama onlar unutulmuş olmanın mutsuzluğu içindeler. Haiti'yi unutturmamak için sürekli uğraş veren Amerika'dan biraz örnek almak gerekmiyor mu? Gerekmiyor mu, heeeey ordakiler... ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-362146104168048007?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/362146104168048007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=362146104168048007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/362146104168048007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/362146104168048007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/04/towards-new-future-for-haiti-jeffreyi.html' title='Towards a new future for HAITI... Jeffrey&apos;i okuyun, insanlığınızı hatırlayın...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7Rmqe8F7gI/AAAAAAAAAjU/u9GqfB8mf7s/s72-c/jef.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-3952104866881285902</id><published>2010-03-30T02:28:00.000-07:00</published><updated>2010-03-30T02:29:22.554-07:00</updated><title type='text'>Zergün Hanım'ın güzelliği ve iğrenç Botoks dedikoduları</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7HDZhuUSJI/AAAAAAAAAjM/C39bmtxpCgM/s1600/stock.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7HDZhuUSJI/AAAAAAAAAjM/C39bmtxpCgM/s320/stock.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında bugün, işine gerçekten deliler gibi aşık olduğunu gözlerinde hissettiğim bir erkek diplomattan sözedecektim size. Amaaa, bir 'Ladies first' durumu sözkonusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;90 yaşındaki annesiyle birlikte kar kış demeden 6 Mart'ta kalktı Ankara'ya geldi Zergün Hanım. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu çağırınca gelmemek olmazdı tabii ki. Onun her koşulda erkeklerle sıkı sıkıya görev yaptığına yıllardır şahit oluyorum zaten. Şimdi, Türkiye'nin İsveç Büyükelçisi ama daha önce Çankaya Köşkü'nde Abdullah Gül'ün danışmanıydı. Daha öncesinde Dışişleri Bakanlığı'nda AB işlerinin sorumlusu. Daha öncesi, daha öncesi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, o bir Korutürk. Hepinizin yakından bildiği bir soyismi taşıyor. Tamam, tamam bildiğiniz Fahri Korutürk'gillerden. İşte bu yüzden, bu soyismi yüzünden Dışişleri Bakanlığı'na girip de, kariyer basamaklarını hızla tırmandığını iddia edenlerin sayısı halen az değil. Ama, dünya değişti. Who cares ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun o ismin, kadınlığının, diplomatlığının hakkını vermek için nasıl deliler gibi çalıştığını yazmazsam haksızlık ederim bir kere. Şimdi bunu yazdım diye, bana 'yalaka' diyenler de çıkacak ama gerçekten kimin umurunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç Parlamentosu, sözde Ermeni soykırım iddialarını kabul edince, evet 90 yaşındaki annesiyle birlikte Ankara'ya geldi Zergün Korutürk. "Kızım nereye? Ben, bu kar-kışta bir yere kıpırdamam" diyen annesini öyle bir güzel ikna etti ki Zergün Hanım, annesiyle birlikte Ankara'da 17 gün mesai yaptı. "Ermeni soykırım iddialarına karşı Türkiye neler yapabilir" başlıklı beyin fırtınalarında en iddialı, en makul ve en modern fikirleri, Dışişleri Bakanlığı'nda ortaya o attı. Dün onunla, emekli büyükelçilerden Cenk Duatepe için Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlenen cenaze töreninde karşılaştık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zergün Hanım'a şöyle bir bakıp, "Sizi çok güzel buluyorum" dedim. Sevimlice gülümsedi. Korutürk, soykırım iddiaları yüzünden Ankara'ya geldiğinde birkaç televizyona çıkmış, ardından da "Bu kadın da iyi botoks yaptırmış, yüzünü iyi gerdirmiş. Zergün Hanım, güzelleşmiş" lafları ortada dolaşmaya başlamıştı. Hem gazeteciler, hem de kimi kendini erkek zanneden diplomatlar böyle konuştukça, Zergün Hanım'ın bir gün Çankaya Köşkü'nde bana "Maço erkekler her yerde. O yüzden onlara hiç aldırma. Sen güzelliğine ve çalışmana bak" dediğini anımsamıştım. İşte Zergün Hanım karşımdaydı ve bir kez daha yüzüne bakıp "Sizi botokslarınızla da beğeniyorum. Yüzünüze karşı söyleyemediler ama ben söylüyorum" dedim. Sonra sarıldı bana ve bugün geri dönüş için Ankara'dan İsveç'e hareket edeceğini anlattı. Zergün Hanım'la, 'güzellik kahvesi'ni Stockholm'de içeceğim, günün birinde. Evet Zergün Hanım, size katılıyorum: "Onlara ne. Botoks kişisel birşey. Otursunlar da biraz çalışsınlar."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-3952104866881285902?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/3952104866881285902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=3952104866881285902' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3952104866881285902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/3952104866881285902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/03/zergun-hanmn-guzelligi-ve-igrenc-botoks.html' title='Zergün Hanım&apos;ın güzelliği ve iğrenç Botoks dedikoduları'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7HDZhuUSJI/AAAAAAAAAjM/C39bmtxpCgM/s72-c/stock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-146391871702552897</id><published>2010-03-29T10:47:00.000-07:00</published><updated>2010-03-30T06:58:19.767-07:00</updated><title type='text'>MERKEL.... Alles Kaput... !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7GzWBZGm5I/AAAAAAAAAjE/h8EF2yqttTM/s1600/mork.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7GzWBZGm5I/AAAAAAAAAjE/h8EF2yqttTM/s320/mork.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1-2-3'ler, yaşasın Türkler. 4-5-6, Polonya battı. 7-8-9, Alman domuz...diye uzayıp giden 'ırkçı, saçma sapan' bir tekerleme vardır. Dizlerimin yara bereden kurtulmadığı çocukluk günlerimde, tenefüslerde bile çekinmeden söylerdik bunu. Öğretmene yakalanan, şaplağı yerdi bir yerine. "Herkes yaşasın, kimse domuz değil" diyen öğretmenimiz, uzayıp giden nutuklarının sonunda hepimize, kendi uydurduğu başka bir tekerlemeyi söyletirdi: "Türküm, Türksün, Türk. Almanım, Almansın, Alman. İngilizim, İngilizsin, İngiliz..." Bu tekerlemenin üstüne yediğimiz de,hep Alman pastası olurdu. Okul dönüşü hep. Hep, benim biricik ağabeyimle. "Çok özel bir ilişkimiz" vardı Almanya'yla yani, çok özel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem dedemiz, hem amcamız "Alaman"cıydı. Almanya'yla ilgili her haberi dört gözle izlerdik. Zaten 1961'de Türkiye'yle 'iş gücü alımı anlaşması'nın imzalanmasından sonra Almanya'yla binlerce Türk'ün 'çok özel ilişkisi' başlamıştı. Almanya'da bugün, 3 milyonun üzerinde Türk yaşıyor. Bu ülkeyle 'çok özel ilişki' içinde olan Türk sayısını varın, siz hesaplayın. Şimdi kardeşim, nedir bu özel ilişki? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara'da bugün, kendini "Avrupa'nın peygamberi" zanneden Almanya Başbakanı Angela Merkel vardı. Hanımefendi, şansölye daha gelmeden sarstı Türkiye'yi. AB'ye tam üyelik yoluna baş koymuş Türkiye'nin, AB'nin olsa olsa 'imtiyazlı ortağı' olabileceği görüşünü yineledi kendisini görmeye giden Türk gazetecilere. Zaten sigorta sorunu yaşayan Ankara'daki herkesin sigortasını tamamen bozdu. Alles kaput ! İmtiyazlı ortak olan AB'ye, tam üye olamaz. N'olur? Gelen vurur, giden vurur Türkiye'ye. Türkiye sözkonusu olduğunda tüm kurallar darmadağın olur ! Türkiye olur bir ucube ! Anasının gözü Merkel ! Peygamber değil, şeytan... 7-8-9, Alman domuz... ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Merkel denen kadın, Başbakan Erdoğan'la düzenlediği basın toplantısında, bakın nasıl saçmaladı: "İmtiyazlı ortaklık derken, çok özel bir ilişki düşünmüştük. Ama, olumsuz algılandı. AB değişti. Zaten oyun kuralları değişti. Yani, 1960'ların başındaki durum yok. Buna rağmen müzakereleri yapıyoruz. Sonu açık olan bir süreç. Bu süreç sürüyor. Şimdi de sonu açık olan bu süreci sürdürmeliyiz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonu açık süreci nasıl sürdüreceksin. İmtiyazlı ortaklık için 'çok özel ilişki' diyorsan, adam gibi ortaklığı nasıl tanımlayacaksın. Vallaha da, billaha da bir Türk değil, bir Alman diplomat arkadaşım... "Merkel, çekil başımdan... Merkel, alles kaput" dedi... Ben, küçükken öğretmenim tarafından terbiye edildiğimden, aynısını diyemeyip, siz sevgili okurlarımla paylaşıyorum: Merkel, alles kaput !&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-146391871702552897?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/146391871702552897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=146391871702552897' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/146391871702552897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/146391871702552897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/03/merkel-alles-caput_29.html' title='MERKEL.... Alles Kaput... !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S7GzWBZGm5I/AAAAAAAAAjE/h8EF2yqttTM/s72-c/mork.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6542366380222874408</id><published>2010-03-27T12:17:00.000-07:00</published><updated>2010-03-27T12:17:33.741-07:00</updated><title type='text'>Who's Joker? Obama or Erdoğan...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S65ZthHCJ5I/AAAAAAAAAh8/7BHTN_bOUmw/s1600/obama-sosyalizm.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" nt="true" src="http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S65ZthHCJ5I/AAAAAAAAAh8/7BHTN_bOUmw/s320/obama-sosyalizm.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sağlık reformu, imzalandıktan 7 dakika sonra mahkemelik oldu. Ülkede, eylemler tırmanıyor. Muhalifler şimdi Obama’yı, ünlü Batman filminin kötü karakteri “Joker”e benzetiyor. Onun gibi Demokrat olan vekillere, korku filmlerindeki gibi ölüm tehditleri yağıyor. Cumhuriyetçi-Demokrat kavgası kızıştıkça kızışıyor. Ama reform çoktan kabul görmüş bir kere ABD parlamentosunda. Ama Başkan Obama kendisini “Joker” ilan edenlere de, reformu yerden yere çalanlara da ısrarla sormaktan vazgeçmiyor: Size iyi sağlık hizmeti sunuluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hafta boyunca Türk hükümetinin hazırladığı yeni anayasa değişikliği çalışmasının ne olduğunu çözmekle uğraştım. Memlekette çoğunun “hükümet-yargı krizi” derinleşecek ya da ‘cunta anayasası daha demokratikti’ diye baktığı değişiklik çalışması üzerindeki çalışmalar halen sürüyor. Çalışmayı orasından burasından çekiştiren çok ama bu çekiştirenlerin hiçbirinden de yapıcı eleştiriler gelmediğini ne yazık ki yine farketmiş durumdayım. Başbakan Erdoğan çırpınıyor, esiyor, gürlüyor. Ötekiler de, ‘elma, armut, portakal ve patlıcan’ misali, sebzelerle meyveleri toplamaya çalışıyor. Toplama olmayınca da, Erdoğan onları portakal gibi sıkıyor. Kavga gürültü çok da, halen neler oluyor anlayabilmiş değilim. Bir çevirmen ve bir hukukçudan oluşan AB ülkelerinin Ankara büyükelçiliklerindeki ekipler de evirip, çeviriyor ve bu anayasa değişikliğine bir anlam vermeye çalışıyor. Sanırım taslak bu hafta meclise sunulduğunda her şeyi daha iyi anlayacağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani, asıl istediğim gerçek bir tartışma ortamı. Boş, kavga gürültü değil. Amerika’yla Türkiye’yi karşılaştırmamam gerektiğini söyleyeceksiniz bu noktada ama pardon da bir karşılaştırma yapmadan da bir yere varılmıyor bu ülkede. Sağlık reformu meclisten geçmiş, adamlar halen türlü türlü numaralar çeviriyor Amerika’da. Her daim canlı bir tartışma var sokaklarda. Ama ben burada, sordum geçenlerde gazetenin şoförüne “Sen ne anladın anayasa değişikliğinden” diye, “Yesinler birbirlerini, bizi düşündükleri yok” yanıtı aldım. Telefon açtım, bir milletvekiline. “Hilalciğim, takma kafana bunları. Anayasa değişse de, bir şey olmaz” vurdumduymazlığıyla yıkıldım. Birisi deli gibi bağırdı bana hatta. Biri düzgün çıktı içlerinden ama o sadece biri. “Çok azız” diye iç geçirdi. “Gerçekten demokrasi istiyorsak, adam gibi tartışmayı öğrenmeliyiz”e getirdi sözü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okumayı sürdürürken anayasa değişikliğini, gözüm ister istemez gazetelerdeki Joker Obama fotoğraflarına takıldı. “Reform”cu kimliğinden tavizsiz, savunuyordu işte sağlık reformunu. Savunmayanlarla, kendisiyle dalga geçenlerle bile konuşuyordu. Bu Obama niye bu kadar sakin, dingin, bu kadar da enerjikti. Beni deli etmek için mi acaba. Bu Erdoğan niye bu kadar dikkat çekici ama bu kadar korkutucuydu. Memleketimin ‘ortayı bir türlü bulamayan’ karakterinin göstergesi miydi. Sahi, neden bizde de şöyle çekici, etkileyici, doyurucu tartışma ortamları olmuyordu. Alessandro, o nefis İtalyan şarabıyla doldurduğu kadehini benim sorularım için kaldırdı: Daha çok demokrasi’ye…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-6542366380222874408?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/6542366380222874408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=6542366380222874408' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6542366380222874408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/6542366380222874408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/03/whos-joker-obama-or-erdogan.html' title='Who&apos;s Joker? Obama or Erdoğan...'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S65ZthHCJ5I/AAAAAAAAAh8/7BHTN_bOUmw/s72-c/obama-sosyalizm.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-1815330459331241433</id><published>2010-03-19T02:13:00.000-07:00</published><updated>2010-03-27T02:09:29.895-07:00</updated><title type='text'>Here's Turkey... NORMAL YOK... !</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S6NABdkYo8I/AAAAAAAAAh0/JbXELOJBzV0/s1600-h/GetAttachment.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S6NABdkYo8I/AAAAAAAAAh0/JbXELOJBzV0/s320/GetAttachment.jpg" vt="true" width="243" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gece gelen telefonda, yanıtlamam gereken garip bir soru vardı: Kaçak Ermeni ne demek? Hem uykulu hem uykusuz, galiba sersemlik oluyor bunun adı, telefona sülük gibi yapıştığımı hissettim birden. "Hani kaçak çalışan. Türkiye'de çalışma izni olmayan. Kayıtsız yabancı işçi" diye sülük gibi kekeledim. Şimdi bu devletin koskoca başbakanı çıkıyor da "100 bin Ermeni'yi sürerim" diyor da, kendini sülük gibi hissetmiyor da, ben niye hissediyorum, ben? Ayrıca onu sevmeye doğru her adım atışımda, böylesi çıkışlarla geri püskürtüyor beni. Bu nasıl bir ülke, bu nasıl bir başbakan, bu nasıl bir ben. Kimim ben, kim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi akşam Rene'yle yemekteydik. O, Güney Afrika'lı. Mandela'nın ülkesinden. Siyahlarla-beyazların gün gelip, ortak olduğu damardan. Kırmızı şaraplarımızla ilk 'şerefe'yi söylemiştik ki, ben birden karşı masada oturan Namık Tan'la gözgöze geldim. Türkiye'nin koskoca Washington Büyükelçisi Namık Tan, günlerdir Ankara'daydı. ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi'nin sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıyan kararına karşı Türkiye'nin tepkisini ortaya koyması için Ankara'da deli gibi çalışıyordu. Ahhhh, masamızı onurlandırıp da "Halledeceğiz" deyişi gerçekten manidardı. Zaten Namık Tan halledemezse, kimse halledemez. Bu, soykırım krizini de çözerse bence kesin Dışişleri'nden özel madalya alacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de ben nasıl kurtulacağım bu sorulardan. Neler oluyor Türkiye'de? Rene'nin o güzel mavi gözlerine bakıp da gerçekleri söylememek vicdansızlık olurdu. Ama neyse ki, sihirli bir sözcük vardı. Ve o an, o gün, Türkiye için de gelip çatmıştı. CHANGE... DEĞİŞİM... Tıpkı bir gece önce kendimi sülük gibi hissetmeme karşın,&amp;nbsp;Türkiye'nin nasıl bir değişim sancısı içinde olduğunu anlatmaya çalıştıysam, yine asıldım tarih bilgime, gazeteciliğime ve Rene'ye olup biteni anlattım. Değişim için çırpınan herkesin zaman zaman sinirleri bozuluyordu ki, neden Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bozulmasın. Onun hep asabı bozuk ayrıca. Yapısında var, ruhunda var... Pardon da arkadaşlar, o bir 'zenci Türk'... "Kendini bir zamanlar zenci sayan bir başbakanın, Ermeniler'e kaçak demesi normal" dedi Rene...Sonra da herzamanki gibi Türkiye'yi gerçekten özetleyen o güzelim sözlerini kahkahalarla döktü ağzından: "Hilal burda NORMAL YOK"....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rene'yle ben Türkiye'yi&amp;nbsp;konuşurken, evinde soykırım sancısı çeken Avrupalı bir arkadaşımız "Türkiye'de neler oluyor" raporu yazıyordu. Raporun bir yerinde durdu, yine telefon açtı bana "Peki, kaçak Türkler nerede" diye sordu... Ahhhh, nasıl anlatsammm... Yine yardımıma Rene yetişti: "Değişim sancısı yaşıyoruz. Türkiye'de normal yok"&lt;br /&gt;&lt;!-- bö!2010 kullanıcı kodu= ad93aaef890bfe27c077a63a23c5d26cb1e657d5 --&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-1815330459331241433?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/1815330459331241433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=1815330459331241433' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1815330459331241433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/1815330459331241433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/03/heres-turkey-normal-yok.html' title='Here&apos;s Turkey... NORMAL YOK... !'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S6NABdkYo8I/AAAAAAAAAh0/JbXELOJBzV0/s72-c/GetAttachment.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-4828101165554811239</id><published>2010-03-01T14:23:00.000-08:00</published><updated>2010-03-01T14:30:57.032-08:00</updated><title type='text'>INVICTUS... I'm the master of my fate...Ruhumun kaptanı benim</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S4w95-F6A-I/AAAAAAAAAhs/Ykldm_BiPBg/s1600-h/invic.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S4w95-F6A-I/AAAAAAAAAhs/Ykldm_BiPBg/s320/invic.jpg" width="235" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türkiye’nin zencileri ve beyazları olmadı hiç. Kimse kimseye “senin rengin siyah” diye öfke beslemedi. Tüm çocuklar kardeşçe futbol oynadı sokakta. Eve temizliğe gelen kadınlar da beyazdı, evin hanımları da. Sonra bir gün, ülkenin başbakanı çıkıp ortaya, avaz avaz bağırdı. “Biz, bu ülkenin zencisiyiz” dedi. İçimizi acıttı, kanattı, daralttı ama söyledi. Tarihin karanlık sayfalarında yaşanan zenci-beyaz savaşına benzer savaşların yaşandığını anlattı insanlara. Bugün ortalıkta değişik, değişik savaş hikayeleri var. Kimi; Türk Silahlı Kuvvetleri’yle AKP’nin, kimi yargı kurumlarıyla hükümetin, kimi de AB’yle Türk ordusunun savaştığını söylüyor. Herkes mutsuz ve tatsız. Öyleyse, nerdesin sen Mandela, nerdesin. Kurtuluş için biz hiç mi bir ilham kaynağı bulamayız. O kadar mı ümitsiziz. Biz de &lt;strong&gt;Invictus (yenilmez)&lt;/strong&gt; olamaz mıyız… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Dar olmuş ne farkeder kapının kendisi / Çetinse cezam, farkeder mi zindanı / Benim, kendi kaderimin efendisi / Benim, kendi ruhumun kaptanı.”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, İngiliz şair William Ernest Henley’in 1875’te yazdığı Invictus adlı bu şiiri, beyazların kendisini tıktığı zindanda tam 27 yıl boyunca bıkmadan okumuş, Nelson Mandela. Güney Afrika’nın ilk siyahi lideri, yaşam ve yaşatma gücünü bu şiirden almış. İlham vermiş ona şiirin her mısrası. Mandela, o ilhamın enerjisiyle siyahları ve beyazları barıştırmış. Barışın simge ismi olmuş tüm dünyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkesi için umutsuzlananlar, geleceği için çıkış bulamayanlar, yalancıların ve düşmanların dört nala koşturup, yoksulu ve emeği ezip geçtiğini düşenenler, şöyle bir silkelenip kendinizine gelin ve Invictus filmini izleyin. Mandela’nın, hapisten çıktıktan sonra beyaz azınlığa ait her şeyi ele geçirip, siyahlaştırmak hırsındaki yoldaşlarını nasıl sakinleştirdiğinden, sporun evrensel dildeki gücünden, Güney Afrika’daki ırkçı kavgaların nasıl barışa dönüşebildiğinden çok şey bulacaksınız filmde. Yaşam için her neyse ilham kaynağınız, ona bir kez daha derinden sarılacaksınız. Kitaplarınıza, şiirlerinize, kalemlerinize, ağacınıza, gökyüzünüze, annenize, babanıza, sevgilinize, çocuklarınıza, evinize, ormanınıza… Her neyse !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyazların zulmüne uğrayan Mandela, siyah ve beyazın uyumundan asla vazgeçmiyor. Beyazlardan nefret eden siyah korumalarının, beyazlarla çalışmasını sağlıyor. Beyaz bir korumasına İngiltere dönüşü, en sevdiği şekerden getiriyor. “Gökkuşağı ulusu” oluşturabileceğine inanıyor ve yapıyor bunu. Irk ayrımcılığının sembolü olan ve bu yüzden siyahların nefret ettiği Güney Afrika’nın ulusal ragby takımı Springboks’a, siyahların da desteğini alıyor. Burnundan kıl aldırmayan beyazların hakimiyetindeki Springboks kaptanı, gün geliyor takımın sadece 63 bin beyazın değil 43 milyonluk Güney Afrika’nın takımı olduğunu söylüyor. Mandela, Invictus’tan aldığı ilham kaynağını, birbirine düşmanlıktan başka bir şey besleyemeyen insanların üzerine profesyonelce sarıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşlik ve barış projeleri havada uçuşurken, Türkiye’nin de bir zafere koşması mümkün olamaz mı yani. Değişmesi, değişebilmesi. Biz de içimizden bir Nelson Mandela çıkaramaz mıyız yani. Olamaz mı yani, olamaz mı… Yok mu bizim hiç ilham kaynağımız… Ben, Mandela’nın hapisteyken okuduğu Invictus şiirini çevirip, yazıyorum buraya. Kimbilir, birilerine ilham kaynağı olur yeniden…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Üzerime çöken geceden başka / Kapkaradır o çukur da boydan boya.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hangi Tanrılar bahşetmiş bilmem ama / Şükrederim yenilmez ruhum için onlara.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Feleğin pençesine düştüğüm anda / Ne irkildim, ne de sızlanıp durdum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaderin kılıcı tepeme bindiğinde / Kana bulandı da başım, eğilmedi hiç boynum.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gazap ve gözyaşı ülkesinin ötesinde / Görünmez hiçbir şey, gölgenin dehşetinden sonsuz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bunca senelerin tehdidinde, gölgesinde / Çalsınlar da kapımı, bulsunlar beni korkusuz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dar olmuş ne fark eder kapının kendisi / Çetinse cezam, fark eder mi zindanı.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Benim, kendi kaderimin efendisi./ Benim, kendi ruhumun kaptanı."&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7824833246682985553-4828101165554811239?l=noteshilal.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://noteshilal.blogspot.com/feeds/4828101165554811239/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7824833246682985553&amp;postID=4828101165554811239' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4828101165554811239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7824833246682985553/posts/default/4828101165554811239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://noteshilal.blogspot.com/2010/03/invictus-im-master-of-my-fateruhumun.html' title='INVICTUS... I&apos;m the master of my fate...Ruhumun kaptanı benim'/><author><name>Hilal Köylü</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/SbvG1xec13I/AAAAAAAAAAs/DKK94vo4W5o/S220/hilos.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S4w95-F6A-I/AAAAAAAAAhs/Ykldm_BiPBg/s72-c/invic.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7824833246682985553.post-6138658340837161277</id><published>2010-02-25T12:54:00.000-08:00</published><updated>2010-02-26T00:01:40.588-08:00</updated><title type='text'>Bond çanta, Sharon Clark, Büyükelçi Jeffrey, Melis Sökmen... Jazz never ends</title><content type='html'>&lt;div style="border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S4bjAlWZUhI/AAAAAAAAAhk/JWdMsFkEg8E/s1600-h/DSC02896.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" kt="true" src="http://4.bp.blogspot.com/_24LKPSOa0Z0/S4bjAlWZUhI/AAAAAAAAAhk/JWdMsFkEg8E/s320/DSC02896.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ankara’da ‘bond çanta’ devrine girilmiş, ben halen caz konserlerinde boy gösteriyorum. Oysa ki cümle alem, öğleden beri o bond çantalarda neler olduğunu öğrenmek için çırpınıyor. Tamam itiraf ediyorum, ben de çok çırpındım ama fayda yok. Kolay tabi, Ergenekon deme
